El Beşir ile bir nefes gibi

Kürt Açılımı konusunda kendini doğal taraf gören medyanın bastırışını izlerken el Beşir'in el üstünde tutulmasının ardındaki mantık da gün gibi açık oluyor.

Kürt Açılımı konusunda kendini doğal taraf gören medyanın bastırışını izlerken el Beşir’in el üstünde tutulmasının ardındaki mantık da gün gibi açık oluyor.
Geçtiğimiz haftanın en heyecan verici ilan edilen zaferi, ‘Nefes’ filminin yaptığı gişeydi sözgelimi. Medya, Milli Takım’ı ve taraftarı gaza getirmek için kullandığı dile sarılmıştı.
Besbelli söz konusu film, bir film olmanın çok ötesinde idi. Daha göçmenler ve PKK’lılar Habur kapısında belirmemişti ki bu film, açılıma yönelik tepkileri toplayacak bir nümayiş nesnesi ilan edildi.
Nitekim, gelenlerin karşılanış biçimini rencide edici bulan milli ruh daha o gece kanallardan, ertesi gün de yazılı basından “Nefes” filminin gişesini gururlu bir heyecanla duyuruyor, ‘halkın’ filme gösterdiği teveccühün hükümet tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiği konusunda fetvalar sunuyordu.
Bütün bunlar, bu topraklarda yaşlanan hiç kimsenin yadırgayacağı şeyler değil. Bildik savaşseverlik, ‘her Türk asker doğar’ şiarının tezahürü kısacası.
Kanımca çok daha ilginç olan, birkaç gün önce bir bomba gibi ortaya atılan bir durumdu.
Haber ajansları sevinçli bir telaş içinde duyuruyorlar, sokaktaki insanlara mikrofon tutup bu konudaki hislerini aktarıyorlardı. Evet, ‘Nefes’ filminin korsan videosu henüz çıkmamıştı. Acar gazetecilerimiz, arkalarındaki akil adam gölgelerinin yardımıyla şıpınişi bir araştırma yapıvermişti. Korsanlarla görüşmüşler, elbette onları kimliklerini ifşa etmeden kahraman ilan etmişti.
Korsanlar, iş milli meselelere, savaşa ve Atatürk’e gelince hassasiyetlerine gem vuramayan hırsızlardı. Ama onlar bile, topraklarına ve milli ruh hayaletine yakışır vatandaşlar olarak böylesi milli bir mesele konusunda menfaatlerini ön plana çıkarmıyorlardı. Daha göz yaşartıcı bir mesaj verilebilir mi?
Şimdi, korsan video seyircisi iyi bilir ki, Türk filmlerinin hiçbiri vizyondan çekilmeden sokaklara düşmez. Korsanların Türk sinemasıyla yapmış olduğu böyle bir anlaşma zaten mevcut. Dolayısıyla bu haber, en azından kasıtlı bir açıdan çarpıtılmış. Doğru değil.
Ama ne gam! Önemli olan hırsızların bile açılıma karşı olduğu memleketimizde kimilerinin onlardan da şerefsiz olduğunu dünya aleme duyurmak.
Öte yandan zaten 600 kopyayla bir rekor kırarak vizyona girmiş olan bu iddialı ve hiçbir masraftan kaçınılmamış projeye destek olunması da milli bir duruş olarak lanse ediliyor.
Bir de tabii ki bizim hırsızlarımızın ne kadar biz benzediği, onların da bizim gibi milli kırmızı çizgileri olduğu fikri yaygınlaştırılıyor. Kısacası, böyle hırsıza can kurban.
İnsanın içinden yoldan bir korsana elenseyi çekip kucaklarda hoplatmak ve çığlık çığlığa bağırmak geliyor: “En büyük hırsız, bizim hırsız!”

Katillerimiz de müthiştir
Öte yandan katillerin de iyisi kötüsü, kahramanı alçağı olduğunu zaten iyi bilen bir toplumuz.
“Türkiye seninle gurur duyuyor” diye hapishane kapılarında karşılanan katliamcıları, vatan için kurşun atan da yiyen de şereflidir diye haykıran başbakanları, suikastçı katilleri kahramanı ilan eden gazete yazarlarını da biliyoruz.
Dolayısıyla hükümetin ve Cumhurbaşkanımızın dünyanın en namlı katillerinden Sudan Devlet Başkanı el Beşir’e arka çıkmalarında bizim açımızdan şaşıracak hiçbir şey yok.
Türkiye’nin değerlerinin “demokratik değerler, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, insan haklarına saygı kadın erkek eşitliği...vs.” olduğunu ilan etmiş olan Cumhurbaşkanı, şimdi AB’den ve ABD’den el Beşir hakkında gelen uyarı ve kınamalar karşısında çok aşina olduğumuz Türk yiğitliğine sıvanıp, ‘onlara neymiş?’ diyebiliyor.
Gazze’de ölen bebekler için gözyaşı döken, İsrail’e karşı fütursuz çıkışlarıyla hak ve adalet peşindeymiş izlenimi oluşturan hükümet, şimdi harıl harıl el Beşir’i karşılamaya hazırlanıyor.
El Beşir, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce hakkında tutuklama kararı çıkarılmış bir vahşi diktatör.
Darfur’da insanlık tarihinin en kanlı katliamının sorumlusu. 300 bin insanın boğazlanmasından, 2 milyon insanın dünyanın gözleri önünde etnik temizlik kurbanı edilip tecavüzlerle, işkencelerle yok edilmesinden sorumlu. Bebeklerden kadınlara, yaşlılara kadar hunharca katledilmiş onca insan.
İşte bu adam, memleketimize pek sık gelir oldu. Burada saygı ve sevgi görüyor. İslami Kalkınma Örgütü bünyesinde bir davete icabet ediyor bu kez de.
Müslüman kardeşlerimizden el Beşir, sinsi ve manipülatif Batı’nın alternatifi dostlarımızdan biri anlayacağınız. Onun katlettikleri de Müslüman’dı oysa.
Sözü daha fazla uzatmaya hiç gerek yok. AB’ye diklenip, bir katili, bir savaş suçlusunu baş tacı ederek bağımsızlık tabiatımdır numarası çekmek hiç de inandırıcı değil. Sudan’la ilişkilerin getirilerini iştahla hesap edenlere duyurulur.
Katilin zengini, işe yararı, pragmatizm kalesi olan AKP hükümeti tarafından böylesine utanmazca karşılanabildiği için, millet Ergenekon davasının sahiciliğine inanmakta zorlanıyor işte.
Savaş suçlularını, vahşi vatansever örgütçü paşaları, saman altından mühimmat yürüten JİTEM’cileri, insanları kayıp eden, çocukları vurup öldüren vatanseverleri yargılamak, bir milletin acılı karanlık geçmişi ile hesaplaşmak, bu mantığın arkasına sığınanların harcı değil çünkü.
Türkiye’yi dünyanın gözünde itibar kazanan ülke haline getirecekseniz, önce tokgözlü ve tutarlı olmanız gerek. En büyük katil bizim katil şiarına, aday olduğunuz ahlâki mümessillikte yer yok. 
Davos’ta adaletin sözcüsü pozunda dünyaya parmak sallamanın da ne kadar içtenlikli karşılandığını bir düşünün, anlarsınız.
Hiçbir insani-ahlâki değerin hiçbir katı-katmanında yer etmemiş olduğu ülkemizde hamasi hırsızlar, güçlü katillerle el ele nurlu bir geleceğe doğru yürüyoruz işte.