Erbil'in dönüşü

O, hız kültürünün çocuğu. Aile albümünde, her fotoğrafa bir köşeden girivermiş komik unsur. Hızlandırılmış kayıt.

O, hız kültürünün çocuğu. Aile albümünde, her fotoğrafa bir köşeden girivermiş komik unsur. Hızlandırılmış kayıt. Çizgi film karakterlerini hatırlatıyor. Kaygısızca bağra basılmasının nedeni, bu. Televizyon, onun varoluş nedeni. Hızla değişen görüntülerle hayatımızın bizim adımıza
tutulan günlüğü, onun alanı. Arsız bir teklifsizlikle her gün ev içlerinde, o camdan
sırıtıyor. Ebedi bir oğlan çocuğu olarak bu toplumun temel zaaflarından birinin üstüne inşa ettiği serüveniyle, başarının da simgesi nicedir. Hababam sınıfına rağmen okulu kırıp bir daha dönmemiş, 'leyli meccani'likten starlığa yükselmiş, artık
'meccanen' küçük parmağını bile oynatmayan sevimli hergele. Neşeyi ancak 'ne yapsa yeridir' oğlan çocuklarına tanıklık ederek yakalayabilen bir toplumun resmi soytarısı.
Mehmet Ali Erbil'in memleketin ilk gerçek televizyon starı olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Artık uzak bir tevatüre dönmüş 'aslında çok iyi tiyatro oyuncusudur'luğu, çoğunluk ucuz seks-komedilerinden hatırlanan kaytan bıyıklı az gelişmiş jön karikatürü hali, onun şimdiki şöhretini açıklamak için başvurulacak kaynaklar değil.
O, aç kitlelerin, rahatlıkla yalvarılan Memedalibey'i olarak semalarımızda ışıdı. Ondaki şeytan tüyü, yetişkin bir erkeğin ağzından çıksa çok incitici olabilecek
'espri'leri anında affettiriyordu. Kaldı ki usulünce hırpalanmaktan zevk aldığı sabit
halkın gözünde onu dayanılmaz cazip kılıyordu. Hiperaktif bir yaramaz olarak hopluyor zıplıyor; masaların, insanların üstüne tırmanıyor, yorulmak bilmiyordu. En önemlisi, sunduğu yarışma programını RTÜK'ün bir ucundan yakalayamadığı cinsel imalarla
renklendirmesiydi. Ama asla bir putkırıcı değildi. Bastırılmış cinsellik iklimine uygun; geçmişinden aşina olduğu Türk porno komedilerindeki gibi, arzusu gülünç kılınarak köreltilmiş bir dünyanın dilini yazıyordu. Oğlan çocuklarının çift anlamlı kelimelerle itişme dilini. Karagöz-Hacivat diyaloglarından yatılı okul kantinlerine dek geniş bir beslenme alanı olan bir gelenek.
Ünlendikçe sahici bir drama karakteri olma arzusuna gem vuramaz hale geldi. Söyleşilerde nice acılardan gelmiş, kendini çalışmanın tatlı sert kollarında avutmaya çalışan bir delikanlı izlenimi uyandırmaya özen gösteriyordu. Anasını kamu önünde reddediyor, üvey babasının igvasına uyarak ondan ilgisini esirgediğini anlatıyor; zaten cenazesine katılmadığı babasının babalığından
bir şey anlamadığından dem vurarak yürekleri sızlatıyordu. 'Uyuşturucu kullanmadım, homoseksüel olmadım. Daha ne istiyorlar' diye kurnazca nabzını tuttuğu toplumun vicdanına sesleniyordu. Anasının kapısına gazetecileri salarak gecikmiş de olsa intikamını alıyor, başarısını ve ününü o kötü ananın yüzüne çarpıveriyordu. Artık asla Hamlet'i oynayamayacaktı, ama Gertrude'u
halkın önünde zehirlerken çok afiliydi.
Ailesiyle bağlarını kopartırken aslında bu toplum tarafından evlÉt edinilmek için talepte bulunuyor. Kendisi hakkında hoşlanmadığı şeyler yazan bir gazeteciyi yarışma programında bir punduna getirip ailesine şikâyet ederken de, programına çıkmak istemeyen Tarkan'a milyonların önünde meydan okuyup hakaretlere boğarken de talebinin kabul edilmiş olduğundan en ufak bir kuşku duymadığı açık. Kendi gücüyle sarhoş. Aşklarını uluorta yaşayıp, ailesine tefrika halinde izletirken 'aferin' bekliyor.
Hızlandırılmış dünyasında sabra yer olmadığı için bir an evvel dokunulmazlık kalkanına bürünmek istiyor. En ufak bir dirençle karşılaştığında hırçınlaşmasının nedeni bu. Bir anda terk ediverdiği sevgilisiyle çektirdiği çıplak fotoğraflar yeterince ilgi toplamayınca yarattığı sahte tartışma ortamında ettiği sözler aydınlatıcı: "Keşke bu fotoğrafları çektirmeseydik dediğimiz oldu, ama bu anlık bir şeydi. Bir an basiretimiz bağlandı ve kabul ettik. Ama ben bu fotoğrafların çok özel olduğuna inanıyorum. Belki Türkiye buna hazır değil. Ben bunu aştım. Hep bu gibi konularda öncü olmuşumdur. Cesurca davranmışımdır" diye kükrüyor. Ne gibi konularda ne tür bir cesaretten bahsettiği anlaşılmasa da
'Türkiye henüz hazır değil' klişesi onun ağzına çok yakışıyor. 20 yaşında 'el değmemiş
bir kız'la evlenip kaynanasına kadar şan şöhretin yaldızına bularken de çapkınlıkta boy ölçüşülmez, evlenirken babası kadar seçici ve dikkatli oğul rolünde sivrildi. Halkını sürekli pohpohlayan, gün günden daha coşkulu bir dille orta sınıf ahlakı ve bayağılığının çığırtkanlığına soyunan Erbil, Peter Pan'ın porno versiyonu olarak ne idüğü belirsiz kariyerinde dev adımlar atıyor.
Onu bir anda yatağa vuran hastalık da ne yazık ki ciddi taklidi yaptığı yatak reklamı kadar inandırıcıydı. Neredeyse hastaneden naklen yayın olarak izlediğimiz bu süreç, belki Erbil'in bir hayalini yaşamasına neden oldu. Yalnız Zeki Müren, Barış Manço ve Kemal Sunal'a nasip olan şehitlik mertebesine
yaklaşıp geri döndü.
Döner dönmez de tebaasına cenazesini oynatıp gözünde yaşlarla bir köşeden izleyen kanlı tiranlar gibi esip savurdu.
Yeterli acıyı göstermediğine inandıklarına veryansın etti. Fenerbahçe stadyumda 'Geçmiş olsun' pankartı açmadı diye ömür boyu büyük fedakârlık ve lütuf göstererek desteklediği takımı lanetledi. Tarkan'ı, yolladığı çiçek dolayısıyla bağışladığını açıkladı. Kimi köşe yazarlarına hakkında ihtişamlı yazılar yazmadıkları için serzenişte bulundu. Şimdi Fatih Terim ve Mehmet Ağar'la namaza gidip haber oluyor. Ekürisini çoktan saptamış olduğunu biliyorduk. Mehmet Ali Erbil, çoktandır, ailenin sevimli çocuğu olmakla yetinmeyeceğini belli ediyordu.
Kumar borçlarını ödemek için 'sahne aldığı' Kıbrıs'ta kestirmiş olduğu kurbanların kanından çiçeği burnunda eşinin ve kendinin alnına birer parmak çalmış, dini bütün, beş vakit namazında bir aile babası olarak duruyor, bize son yolladığı resminde. Ölümden dönmüş, tövbekâr olmuş. Onun skeçleriyle her şey yerli yerine oturuyor. Topluma denetimsiz özgürlük taklidi sunan hergele oğlan çocuğu büyüyüp geçmişi reçelli
medya kızlarına sırtını dönüyor. Mazbut aile babası taklidiyle gönülleri bir kez daha fethediyor. Starlığın riyayla beslendiği noktada birden sırtını dönüp ikiye katlanarak o meşhur kahkahasını atıyor.