Hangi bayrağın altındaydınız?

Dün, görebildiğim kadarıyla yalnız Radikal'de küçük bir haber olarak </br>yer aldı: 'Hayata Dönüş'te yedi yıllık itiraf'.</br>Cumhuriyet tarihimizin en kanlı ironisiyle 'Hayata Dönüş' olarak adlandırılmış katliamda ikisi asker 30'u tutuklu 32 kişi ölmüş...

Dün, görebildiğim kadarıyla yalnız Radikal'de küçük bir haber olarak
yer aldı: 'Hayata Dönüş'te yedi yıllık itiraf'.
Cumhuriyet tarihimizin en kanlı ironisiyle 'Hayata Dönüş' olarak adlandırılmış katliamda ikisi asker 30'u tutuklu 32 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.
Yedi yıl sonra, Jandarma Yüzbaşı Uğur Pamukçu, biri uzman çavuş, beşi tutuklu ve hükümlü altı kişinin öldürüldüğü, Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hâlâ ve hâlâ devam edilen Ümraniye davasında 'adam öldürme', 'yaralama' ve 'kötü muamele' suçlamalarıyla yargılanan 267 jandarmadan biri olarak bir sürpriz yaptı. O gün avukatlar dosyaya yeni giren bir ifadeyi fark etti. 3 Şubat 2007 tarihli ifadesinde Pamukçu, "Astsubayım, teröristler tarafından açılmış ateşle yaralanmıştı. Ben onunla ilgilenirken Uzman Çavuş Kurt kendi birliklerimizin açtığı ateş neticesinde vefat etmiştir" diyordu. Zaten adli tıp raporunda da Kurt'un askerlerin silahından, G-3 ya da Kalaşnikof'tan çıkan kurşunlarla öldüğü vurgulanmıştı.
Operasyonla ilgili (sonuçlanan) tek tazminat davası, Bayrampaşa Cezaevi'nde askerlerin öldürdüğü Murat Ördekçi'nin ailesinin İçişleri ve Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı dava idi. İstanbul 2. İdare Mahkemesi, toplam 109 milyar lira tazminat cezasına hükmetmişti ve operasyonlarıyla ilgili ilk yargı kararı: "Yaşam hakkı ihlal edildi. Ölen hükümlünün ailesine 109 milyar ödenmeli" olmuştu. Diğer cezaevlerindeki operasyonlarla ilgili bugüne kadar sonuçlanan dava yok.
Bu operasyona katliam dediğim için ben de yargılanmıştım. Bilirkişi raporunun çıkmasıyla hapishanelerde devletin yaşattığı vahşet gün ışığına çıkmış, Radikal de o günlerde 'Gerçeğe Dönüş' manşetiyle o raporu duyurmuştu.
Ama işte yedi yıl sonra katliama katılan jandarmalardan birinin itirafı artık kimsenin ilgisini çekmiyor. Ölenler, ölenlerin ardından ölüm orucuna başlayarak ölenler, F Tipi tartışmaları; hepsi ama hepsi çok geride kaldı. Devletini koruma ve savunma refleksiyle işleyen yargı mekanizması sorulması gereken hesapları yıllara yayarak, usul usul hepimize unutturdu.
Artık o korkunç fotografları da kimse hatırlamaz. O diri diri yakılmış insanların, vahşice hırpalanmış bedenlerin, yarı yanmış halde dışarı çıkarılan tutukluların fotografları.
Şimdi Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) adlı derneğe yönelik yürütülen soruşturmada her gün yeni bir takım bilgilerle aydınlanıyoruz.
Bunları da, dokunulmaz emekli paşaların ve asla ortaya çıkarılamayacak emekliliğini bekleyememiş rütbeli askerlerin bağlantılarıyla birlikte
yakında unutacağız demektir. Ama hiç değilse şimdilik, kimi iyini yetli cumhuriyetseverler, hangi bayrakların altında yürüdüğünü bilsin diye bıkmadan usanmadan onları tanımaya çalışalım.
Bu birliğin adını çoğunluk önce Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan'ın üstünden VKGB kartviziti çıkmasıyla işitmişti. Derneğin başkanı Taner Ünal, kendisinin yasal bir derneğin genel başkanı olduğunu anlatıyor, "Benimle neden uğraşıyorlar? Ben bir fikir adamıyım. Benim yaptığım iş konferanslarda konuşmak. Çünkü ben kimsenin komutasında değilim. Sanki her taşın ardından biz çıkıyoruz. Çıktığımız tek taş sadece Mersin'de bir bayrak yürüyüşü yaptık. Yaptık da kötü mü ettik?" diyordu. Daha sonra Posta gazetesinin nisan ayında Ankara'daki büyük Cumhuriyet mitingi sonrası 'Silahsız kuvvetler' manşetiyle coşarak duyurduğu bayrağından hatırlıyoruz VKGB'yi: 'Vatansever Kuvvetler'in 4 km bayrağı mitinge damgasını vurdu'.

Vatanın tanımı
Taner Ünal, Türksolu dergisine verdiği bir söyleşide, "Ülkücü hareketin eski gençlik liderlerinden", derneği de "Atatürkçü vatansever bir dernek"
olarak tanıtılıyor.
Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği'nin yöneticisi Mustafa Alpay, dernek başkanı Ünal hakkında suç duyurusunda bulunmuş, derneğin başına neden onun getirildiğini de açıklamaktan kaçınmamıştı: "Dış ve iç düşmanlarla mücadele etme, iç ve dış düşmanlarla işbirliği yapan bölücü, yıkıcı, irticai terörü destekleyen ve Avrupa Birliği sürecinde ülkemizin aleyhine faaliyetlerde bulunan, Kıbrıs konusunda milli duyarlılık gösterilmesini engelleyen, dönme, devşirme, vatan haini ve vatan topraklarını parçalamak isteyen, millet içerisine nifak sokan, alt kimlik, üst kimlik tartışması yapan ve ülkemizi zor durumda bırakma gayreti içerisinde olan ve bunlardan büyük çıkarlar sağlayan gazeteci, aydın, bürokrat, işadamı, eğitimci, sendikacı ve benzeri kesimlerle mücadele etmeyi hedefleyen derneğimizin başına Tamer Ünal gibi sabıkalı, hakkında açılmış bir sürü dava bulunan birisinin getirilmesine emekli paşalarımız, bürokratlarımız karar verdiler. Yapılacak mücadelede bu kişinin ve suç işlemeye meyilli yandaşlarının daha isabetli olacağını düşündüler. Ancak, yine bu karara göre Taner Ünal belirli bir süre görev yapacak ve başkanlığı bırakacaktı. Bunu yapmadı. Bunun yolsuzluk yapabileceği hesap edilmemiştir. Bunun mahkemesi yine paşalarımız tarafından kurulacak ve hesabı görülecektir. Taner Ünal bu derneği çizgisinden çıkarıp kirli işleri için de bir araç, bir suç odağı haline getirdi. Bu durum derneği kurduran emekli paşalar, emekli subaylar, emekli bürokratlar ve diğer büyüklerimizi ve bizi son derece rahatsız etmiştir. Bu konuda paşalarımız bana temsil yetkisi vermişler ve mevcut durumun düzeltilmesini istemişlerdir. Hasan Kundakçı Paşa ile Vural Savaş ve Nusret Demiral bunlardan bazılarıdır. Asıl kurumumu söyleyemem; söylersem kurumum zarar görebilir."
31 Ocak-3 Nisan 2006 tarihleri arasında yapılan incelemelerin ardından hazırlanan müfettiş raporunda, dernek başkanı Ünal'ın, "derneği ve Türk bayrağını kullanarak kendi menfaatleri doğrultusunda mafya ile bağlantılı yapılanmaya gittiği; milliyetçilik, vatanseverlik, Atatürkçülük gibi değerler kullanılarak ülkenin bazı bölgelerinde Kürt-Türk çatışması çıkarmak, böylece hükümet ve devleti zaafa uğratmayı hedeflediği" iddiaları vurgulandı. Raporda, "1.5 trilyon liralık dernek gelirinin kayıtlara geçirilmediği, çok sayıda bağışçının elindeki makbuzun dernek kayıtlarında karşılığı olmadığı; derneğin Genel Başkan'ın yakınlarına borçlu gösterilerek paralar transfer edildiği; otellerdeki toplantıların, Mersin'deki 2 bin metrelik bayrak yürüyüşü gibi organizasyonlarının maliyetlerinin ve kimler tarafından karşılandığının bilinmediği" iddialarına yer verildi.
Fikir adamı Taner Ünal, bilgisayarında bulunun çocuk pornosu ve hayvan içerikli porno görüntüleri ile de suçlandı. Mahkeme, Ünal'ın tutuklanma nedenleri arasında çocuk ve hayvan pornosu suçunu da saydı.
Libidosu güçlü vatanseverlerin kayda düşen telefon konuşmalarında da kadın sipariş ettiklerini biliyoruz.
Hareketin Konya sorumlusu ve başkan yardımcısı Vehbi Şanlı'nın gazetelerde çeşitli suretlerde çekilmiş fotograflarını görmüşsünüzdür. Asker giysisiyle. Tac Mahal önünde sakallı. Altında 'Ulusal Halk Önderi Vehşi Şanlı' ibaresi ile. JİTEM kimliği de bulanan Şanlı'nın trafik kazasında ölen bir yüzbaşının eşini 70 bin YTL dolandırdığı da öne bürülüyor. Dul kadınla yaptığı tüyler ürpertici telefon konuşmasının kayıtlarını da okuduk.
'Bak, benimle adın çıkar sonra' tehditleriyle iç edilen şehit parası.
Bu derneğin kurucularından 'efsane' asker, tamburalı paşa Hasan Kundakçı'yı Kürt köylülere dışkı yedirme rezaletini gazeteci Ahmet Tulgar'a 'şakaydı' şeklindeki açıklamalarından hatırlamanız yeterli.
Derneğin yakın ilişki içinde olduğu kanıtlanan emekli general Alaattin Parmaksız ve emekli albay Fikri Karadağ'a gelince...
Alaattin Parmaksız, Yüksekova'da bir kâbus olarak anılan Efeler Taburu'nun kurucusu. "İnsanlarımız millî değerlerde eğitim görmediği için aşısızdırlar. Bu iş sivil toplum örgütlerine, sendikalara, orduya ve meclise düşer. İnsanlarımız, kendilerine karşı gelecek tehlikelere karşı bilgilendirilmelidirler. Öğrencileri bu yönde yetiştirmek lâzımdır" diye psikolojik savaşının yararlarını anlatan şanlı bir general emeklisi.
Fikri Karadağ'ın, üstünde Türk bayrağı, dernek flaması, Kuran, karanfil ve üç tabanca bulunan bir masanın etrafına topladığı yiğitlere öncelikle "Bu uğurda ölmek var, öldürülmek var ve öldürmek var" sözleriyle başlayarak ettirdiği yemini bir de şimdi okuyalım Fikri Karadağ'ın, üstünde Türk bayrağı, dernek flaması, Kuran, karanfil ve üç tabanca bulunan bir masanın etrafına topladığı yiğitlere öncelikle "Bu uğurda ölmek var, öldürülmek var ve öldürmek var" " sözleriyle başlayarak ettirdiği yemini okuyarak bitirelim: "Türk anadan Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türk'üm benTürk milletini dünyanın efendisi yapmak uğrunda, her türlü ahval ve şerait içerisinde dahi milletimin huzur ve refahı, devletimin ebediyen bekası ve yükselmesi yolunda yılmadan çalışacağıma, Türk vatanını ve Türklük camiasının şerefini korumayı canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve bayrak uğrunda seve seve canımı feda edeceğime, namus ve şerefim üzerine ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene."