Hepimiz iyi çocuğuz!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Amerika turnesinin yankıları sürüyor. General orada bir devlet başkanı üslubuyla "PKK'yı destekledikleri için" Kürt liderlerle asla görüşmeyeceğini belirtiyor...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Amerika turnesinin yankıları sürüyor. General orada bir devlet başkanı üslubuyla "PKK'yı destekledikleri için" Kürt liderlerle asla görüşmeyeceğini belirtiyor, Türkiye'nin sorunlarını bir bir sıraladıktan sonra, "Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kâbus görür. Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler varolduğu sürece, o rüyayı görenler kâbusla uyanır ve derslerini alır" diyordu. Kimle görüşülüp görüşülmeyeceği konusunda hükümetin verebileceği bir kararı kendi tasarrufunda görmesi bir yana "dinamik güçler" sözüyle ne demek istediği epeyi tartışıldı. Kendisi de sorulduğunda 'dinamik' sözcüğünün aklına geliverdiğini, derin devleti kastetmediğini belirtti.
Basınımızdan yine bu konuda gür bir itiraz yükselmedi. Aksine sempatik paşanın gazetecileri kahkahalarla güldürdüğü anların fotograflarına baktık kaygıyla. Alışığız nasılsa. Büyükanıt ne zaman ağzını açsa, ya 'Büyükanıt'tan demokrasi dersi' ya 'Büyükanıt noktayı koydu' ya da benzeri manşetlerle karşılaşırız. Nitekim bu sefer de basının iyi çocukları coşmuş döktürüyordu. Sabah'tan Aslı Aydıntaşbaş'ın yazısından bir bölüm alarak tarihe geçmesi için izin isteyeceğim:
"Yaşar Büyükanıt, nikotinden nefre tetmeyi bir dini vecibe haline getiren Amerikalılara bile sigara içmeyi 'sevimli bir huy' gibi göstermeyi başardı. Paşanın kişisel karizması ve sempatisi konusunda tartışma götüren bir yan yok. Görüştüğü Amerikalı yetkililerden etrafındaki askeri personele kadar herkes bu rahat, esprili ve sevecen generale âşık...Yalnız TSK personeli ya da laik çevreler değil, elini sıkan herkes, Başbakan Erdoğan'dan Washington'daki Zaman muhabiri Ali Aslan'a kadar herkes paşanın büyüsüne kapılıyor. Sonunda bulduğum cevap şu: Yaşar Paşa, muhatap olduğu insanları özel ve değerli hissetirmeyi başarıyor. Babacan ve açık sözlü oluşu insanları şaşırtıyor. Ne bir bürokrat ne de askerde alışık değiliz buna."
Bu Paşaların aşkıyla gözü kararmış, paşaların büyüsüne kapılıp en utanmazından striptiz numaralarıyla mesleğinin sorumluluğundan ve etik kaygısından soyunuvermiş gözeteciler, siyasiler ve vatandaşların memleketinde elbette kimi rütbelileri emekli olunca oturup sardunyalara su vermek tatmin etmiyor.
Sivile geçtikleri anda onları bekleyen mücadele alanı hazır. Kuvayı Milliye, Milli Mücadele, Ulusal Birlik ya da Müdafai Hukuk derneklerinde rütbelerine rütbe katıyor, hazırladıkları çarşaf çarşaf listelerdeki vatan hainlerine dinamik güç nasıl olurmuş gösteriyorlar.
Emekli Tuğgeneral Parmaksız, emekli Orgeneral Tolon, emekli Tuğgeneral Küçük, emekli Korgeneral Kundakçı, emekli albaylar Ergen ve son yemin töreniyle alanında generalliğe yükselmiş olan Karadağ, bu platformda mücadelesini sürdüren vatanseverler. Yanlarına toplamış oldukları zevata bir örnek Birdal suikastı nedeniyle hapis yatmış bir yiğit, Türk İntikam Tugayı bağlantılı olduğu ileri sürülen Günaltay. Tabii Kerinçsiz ve gibilerini de unutmamalı.
Askerler, elbette kışlada durduğu gibi durmuyor. Açıkca ırkçılık yapıyor, kendilerine dokunulamayacağını bilmenin verdiği ferahlık içinde bin bir dolap çeviriyorlar. Toplumda rütbelelerine yönelik aşkın büyüsüne sonsuz güvenleri var.
Yüzlerine bir kamera ya da mikrofon tutulduğunda bu toplumun yıllardır mürtecilere has olduğunu sandığı ayak oyununa başvurup Takiye yapıyorlar. Irkçı değiliz, oradaki dönme sözü o demek değil, oradaki silah oyuncaktı vb.

Hukuk mu dediniz?
Hatırlayın. Yaşar Büyükanıt'ın adının Şemdinli iddianamesinde geçiyor olmasıyla birlikte ne orada yaşananların, ne Susurluk ikizi çeteleşmelerin en ufak bir hükmü kalmıştı. Medya 'görev başına' yapıp 'küstah ve cüretkâr' savcının tıynetini, ifadesine başvurduğu işadamının yalanlarını ve zamanında çevirmiş olduğu dolapları bir bir ilan etmeye başladı. Çünkü korkunç bir günah işlenmiş, memleketi yerle bir edecek bir bombanın pimi çekilmişti. Paşamıza dokundurtmayacağımızı kabarmış hançeremizle haykırmak zorundaydık.
Şemdinli'de bir kitapçıyı bombalayıp suçüstü yakalanan uzman çavuş Ali Kaya için "Tanırım, iyi çocuktur" diyen Büyükanıt açık sözlülüğüyle takdir toplamış meğer. Meğer yakında Genelkurmay Başkanı olacak olan bir orgeneralin, bir dükkâna bomba atıp, şansı yaver gitmediği için ancak bir kişiyi öldürebilip suçüstü yakalanmış olan bir adamdan 'iyi çocuk' diye bahsetmesi kimi kurumlara bir göz kırpma olarak algılanamazmış. Çünkü biz, toplumca, askerden hiç korkmazmışız. Askerin 'cezası varsa çeker' dediği 'iyi çocuklar' nerede pekiyi? Biri içerde. Ali Kaya, nam-ı diğer Mutkili Ali, askeri cezaevinden, her zaman kullandığı cep telefonuyla 'dayı' diye hitap ettiği birilerini arıyormuş.
İddianamesi mahkemece kabul edilmesine rağmen mesleğinden ihraç edilen, avukatlık yapması bile yasaklanan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın ödediği bedeller ise biteceğe benzemiyor. Daha geçen gün, kendisine dava açan bir kurmay albaya 5 bin YTL manevi tazminet ödeme cezasına çarptırıldı. Üstelik albayın açtığı davanın sonuçlanması Türk hukuk tarihine geçecek hızda gerçekleşmiş. Savcının Şemdinli iddianamesinde adı geçen diğer askerlerin de dava açmışlığı düşünülecek olursa yakın zamanda bir savcının hazırladığı iddianame nedeniyle açlıktan sürünür hale geldiğini de göreceğiz.
Emekli askerlerin bunca rahat nefret saçabilmelerine, ırkçılık yayabilmelerine şaşırıyor musunuz?
Oysa üniversite öğrencisi Birtan Altunbaş'ın 1991'de Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde işkenceyle öldürülmesinin davası 16 yıldır sürüyor.
Hukukun dinamik güçlerin cirit attığı bir savaş alanına dönmüşlüğünün nişanesidir.
Ayın 16'sındaki duruşma, duruşma heyetinin değişmesi nedeniyle bir kez daha ertelendi.
Sanıklardan İbrahim Dedeoğlu'nun avukatlarından Recep Onaran, müvekkilinin konumu gereği sorguya katılamayacağını belirterek Metin Göktepe'nin ölümüyle ilgili verilen kararı örnek gösterdi. Dedeoğlu'nun beraat etmeyecekse de görevi kötüye kullanmaktan ceza almasını talep etti.
Polis tarafından dövülerek öldürülen Metin Göktepe Evrensel gazetesinin muhabiriydi.
Onaran, Göktepe davasında sanık Eyüp İlçe Emniyet Amiri Seydi Battal Köse'nin "görevi kötüye kullanmaktan" dolayı hüküm giydiğini belirterek "O kararı veren hâkim olarak kararımdan gurur duyuyorum" dedi.
Yani, 16 yıldır cezalandırılamayan Birtan'ın katillerinin avukatlarından biri Metin'i öldürenlerin davasında hâkimlik yapmış. Göktepe davasında Mahkeme, emniyet amiri Köse'yi "kastı aşan suretle adam öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" suçlarından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Ancak Yargıtay bu kararı bozdu. Yeniden yapılan yargılamada Köse, "görevi kötüye kullanmak"tan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Birtan'ın katillerini savunan Onaran'ın Köse'nin cezasını 6 yıl indiren bu kararda imzası vardı.
Yani 16 yıldır kararın sürüncemede bırakılmasının ardındaki oyun çok açık. Zamanaşımından yararlanmak istiyorlar. Dedeoğlu'na suç tarihinde yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun "görevi kötüye kullanmak" suçunu düzenleyen 240. maddeden dolayı ceza verilemeyecek. Çünkü suç tarihinden bu yana söz konusu maddenin zaman aşımı süresi doldu. Metinin katli gibi Birtan'ınki de yanlarına kalsın istiyor işkenceci katiller. Birtan'ın katillerinden biri mahkemede hâlâ, "Biz görevimizi yaptık, devletimizi koruduk. Örgütçülerin ellerine dokunsan işkence yaptın deniliyor" diye yakınabiliyor.
Ama hukuka ne gerek. Biz, aşkla gözü kör olmuş, asker doğanlar; devlet için, vatan için feda etmeyeceğimiz kimse yok.
İyisi mi işkenceyle öldürülmüş çocukların, gazetecilerin, bombayla havaya uçurulmuş vatandaşların, katledilmiş fikir insanlarının üstünden atlayıp hep bir ağızdan bağırarak yürüyelim: Hepimiz iyi çocuğuz!