Kim kaçak? Kim yasadışı?

Irak'taki savaştan kaçan mültecilere yasadışı göçmen muamelesi yapanlar yanılgı içinde.

Cumhurbaşkanı'nın eşi türbanlı mı olacak kaygısıyla geçen seçim sonrası şu şen günlerimizde birçok şeyi rahatlıkla görmezden geliyoruz.
Nitekim seçim sonrası Şırnak'ın Silopi ilçesinde gerçekleştirilen bir operasyon sonucu 16 Iraklı mültecinin yakalanıp Habur sınır kapısına konuvermesi haberi de kolaylıkla geçiştirilecek türdendi. Haberin medyaya yansıma tarzı yine ve ısrarla bu konudaki zaafımızı gösteriyordu. Onlar 'yasadışı' göçmenlerdi. "Kaçak"lardı. Kısacası suçlulardı.
1951 tarihli Cenevre Konvansiyonu'na göre mülteci, "Kendi ülkesi dışında bulunan; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı nedenlerle korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen, veya zulüm korkusu nedeniyle oraya dönmek istemeyen kişidir."
Uluslararası Göç Örgütü'nün 2000 başında yaptığı araştırmaya göre, herhangi bir anda yeryüzünde kaçak olarak dolaşan insan sayısı 15 milyonla 30 milyon arasında değişiyor. Bu rakamlara bakıldığında 70'li yıllara oranla 90'larda dünyadaki göç hareketinin dört kat artmış olduğu görülüyor. 2000'li yılların dünyasının, insanın güvenliği konusunda son derece korkutucu bir yola girdiği düşünülecek olursa bu rakamda ciddi bir patlama olduğunu tahmin etmek zor değil.
Türkiye, mülteciler konusunda sürekli gündeme gelen köprü ülke. Dünyayı önümüze koyabilsek, doğudan batıya, güneyden kuzeye doğru döndüğünü görebiliriz neredeyse. Günden güne artan kitlesel bir nüfus hareketi batıyı ve kuzeyi kaygılandırıyor kuşkusuz. Doğunun batıyla, güneyin kuzeyle arası iyice açıldıkça; uygarlaşan dünyanın yeni düzeni bu uçurumu iyice derinleştirdikçe yollarda soluklanamadan kaçak yaşayan milyonlara milyonlar katılıyor. Dünyanın mültecileri, nüfusu en kalabalık ulus olarak sayımlara yakalanmadan, şu dünyaya eğreti tutunarak kısa süren hayatlarını tamamlamaya çalışıyor. Önemli bir kısmının yolu Türkiye'den geçiyor. Birkaç yıl önce ABD Dışişleri Bakanlığı'nın insan kaçakçılığına ilişkin raporunda kara listeye alınan 23 ülkeden biri olan Türkiye, coğrafi koşullarının denetime elvermemesi, doğusunda sorunlu ülkeler olması nedeniyle her yıl on binlerce mülteciye istemeden ev sahipliği yapıyor. Onları görmezden gelerek, kırılıp tükenmelerine göz yumarak.

Irak'ta neler oluyor?
Uygarlık tarafından desteklenen Irak işgaliyle birlikte Ortadoğu'nun yeni hali meydanda. Alkışlarla dünyanın yeni düzenine uydurulması için tarumar edilmesine göz yumulan Irak'tan canını kurtarmak için kaçanların nüfusu günden güne artıyor. 2003 yılından bu yana yaklaşık 2,2 milyon Iraklı ülkesini terk etti. Bu Iraklıların 1,4 milyonu Suriye'ye, 750 bini de Ürdün'e sığındı. Bu sürede yaklaşık 2 milyon Iraklı da Irak içinde yer değiştirmek zorunda kaldı.
Iraklı mültecilerin özellikle Ürdün'deki sağlık, eğitim ve konut altyapısını olumsuz etkilediği ve ülkedeki su sıkıntısının daha da
arttığı belirtiliyor.
''Uluslararası topluluğun Ürdün'ün ödediği bedelin farkına varması gerektiğini'' belirten Ürdünlü yetkililer, ''Iraklıları, mülteci olarak değil, ülkelerindeki güvensiz ortam nedeniyle geçici olarak Ürdün'e sığınan kişiler olarak gördüklerini'' söylüyorlar. Suriye'de de yüz binlerce Iraklı mülteci çocuktan ancak 32 bininin okullara yazılabildiği biliniyor. Suriye eğitim sisteminin on binlerce Iraklı çocuğu yerleştirebileceği okul yok. Dolayısıyla Iraklı bir kuşağın eğitimsiz yetişme tehlikesi söz konusu.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), 12 Temmuz'da uluslararası topluluğa yaptığı çağrıda, 66 milyon dolar olan Iraklı mültecilere ayrılan bütçesinin iki katına çıkarılması çağrısında bulunmuştu.
Oysa şimdiye kadar dolaşıma sokulan yardım bütçesinin çok kısıtlı olduğundan yakınıyor BM.
Bu arada Türkiye'nin Iraklı mülteciler konusunda sessiz sedasız bir yakalama-sınırdışı etme politikası sürdürmesi de kaygıyla izleniyor. Daha birkaç ay önce 135 Iraklının sınırdışı edilmesi hakkında BM Mülteci örgütü bir uyarı yayınlamıştı:
"BM mülteci örgütü, Türk yetkilileri tarafından 135 Iraklının zorla ülkelerine gönderilmesinden derin kaygı duymaktadır. Grup içerisindeki bazı kişilerin Türkiye'den sığınma talebinde bulundukları belirtilmektedir. Irak'daki durumun ışığı altında BMMYK bu insanların güvenliğinden son derece endişelidir. Sınırdışı edilen kişilerin nerede bulunduklarına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.
Söz konusu 135 kişi bu ayın başlarında İzmir'e bağlı Urla'da, Türkiye'yi terk etmeye hazırlanırken yakalanan ve aralarında Iraklıların, Sri Lankalıların ve Afganlıların bulunduğu 500 kişilik daha büyük bir grubun içinde yer alıyordu.
BMMYK'nın anladığı kadarıyla sınır dışı edilen kişilerin bazıları sığınma talebinde bulunmuşlardır. Eğer bu duyumlar doğrulanırsa, sınırdışı etmeler, dosyaları tam olarak değerlendirilmeden herhangi bir
mülteci ya da sığınmacının hayatı ya da özgürlüğünün tehlikede olduğu ülkeye gönderilmemesini öngören non-refoulement ilkesinin (zulüm riski olan yere geri göndermeme ilkesi) açık bir ihlali olacaktır. Mülteci veya sığınmacıların zulüm görme riski olan yere geri gönderilmeleri, 1951 Tarihli Mültecilerle ilgili BM Sözleşmesi tarafından da açık bir şekilde yasaklanmıştır. Ayrıca bu eylem, uluslararası teamül hukukuna da aykırıdır.
BMMYK, Türk Hükümeti'nden sınırdışı edilmeye yol açan gelişmeler hakkında acil bir açıklama ve sınırdışı edilenlerin durumlarıyla ilgili daha fazla bilgi talep etmektedir. BMMYK ayrıca, Türkiye'den bundan sonra uluslararası korumaya gereksinim duyan insanlara ülkenin uluslararası ve ulusal hukuki sorumluklarına uygun biçimde muamele edeceği yolunda güvence istemektedir.
BMMYK bunun yanı sıra, Türk Hükümeti'nden halen ülkede bulunan ve geldikleri ülkelere dönmekten korktukları gerekçesiyle sığınma talep edenlerin sığınma işlemlerinin başlatılmasını istemektedir. Türk Hükümeti'nin söz konusu grubun mensubu olup sığınma talep etmek isteyenlerin BMMYK ile ortaklaşa bir tarama çalışması yapılarak tespit edilmesini kabul etmesinden memnuniyet duymaktadır.
BMMYK, ülkeleri dışındaki Iraklıların uluslararası koruma ihtiyaçlarıyla ilgili olarak 18 Aralık 2006 tarihinde yayınladığı tavsiyeyi Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile paylaşmıştı.
Bu tavsiyede BMMYK, Irak'taki genel durumu, yaygın şiddet ve insan haklarının ağır ve hedeflenmiş ihlali olarak belirtmektedir. Bu şartlar altında, BMMYK güney ya da merkez Irak'tan gelen hiçbir Iraklı'nın, bu ülkedeki güvenlik ve insan hakları koşullarında önemli bir ilerleme kaydedilmeden zorla geri gönderilmemesini tavsiye etmektedir. BMMYK Süleymaniye, Erbil ve Dohuk'lu olmayan insanların söz konusu üç Kuzey vilayetine geri gönderilmemelerini özellikle önermektedir.'
Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nin ilk imzacılarından.
Sözleşme, imzacı ülkelerin mültecilere vermesi gereken hakları tanımlıyor.
Bura göre, taraf devletler, ülkelerinde yasal olarak ikâmet eden mültecilere, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulamak durumunda.
Örneğin aile yardımları, çalışma saatine göre ücret, fazla mesai ödemeleri, ücretli tatiller, çıraklık ve mesleki eğitim, kadınların ve gençlerin çalışması ve toplu ücret görüşmelerinden yararlanmaları gibi...
Devamla, sosyal güvenlik ile ülkesinde yasal olarak ikâmet eden mültecilere, genel olarak aynı koşullardaki yabancılara yönetmeliklerce sağlanan, toprakları üzerinde ikâmet edeceği yeri seçme ve özgürce seyahat etme hakkını tanıma, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her mülteciye kimlik kartı çıkarma...
Sözleşme imzacı devletlere, ülkelerinde yasal olarak ikâmet
eden mültecilere, ulusal güvenlikleri veya kamu düzenleri ile ilgili engelleyici ciddi sebepler bulunmadıkça, kendi toprakları dışında seyahatlerini temin edecek seyahat belgeleri vermeleri, ülkelerinde yasal olarak bulunan bir mülteciyi, ulusal güvenlik veya kamu düzeni ile ilgili sebepler dışında sınırdışı edemeyecekleri gibi yükümlülükler getiriyor.
Hatırlayalım. Hatırlatalım.