Kızıldere'de ölen ağabeyim

Ankara'daki küçük evimizde çok insan saklandı. Onlardan biri de Sinan Kazım Özüdoğru'ydu. 9 arkadaşıyla Kızıldere'de devlet tarafından katledildi.

30 Mart 1972 günü, yatakhanede bir yöneticinin dinlediği radyodan duşmuştum. Neredeyse keyifli, oh çeker gibiydi radyonun sahibi. Kendimi dışarı zor attığımı, gözyaşları içinde Ankara’da yaşayan ailemi aramak için telefon bağlattığımı hatırlıyorum. Telefon bir saat içinde bağlanırken acımı paylaşacak bir arkadaş bulamamıştım.
Babam da ağabeyim de perişandı. Anamsa hastalanıp yatağa düşmüştü.


Kızıldere katliamını, lise hazırlık sınıfının büyük yatakhanesinde yaşanmış gibi hatırlarım. Kendimi yatılı okulda ilk olarak kimsesiz, yapayalnız hissettiğim o gün.
60’lar Ankarasının orta sınıf memur semtlerinden birinde yaşardık. 11-12 yaşlarında olsam gerek. Bir akşamüstü sokaktan geçen bir boyacıyı annemin heyecanla çağırışını hala hatırlıyorum. Utangaç bir delikanlı, Züğürt Ağa’nın domates satışı gibi zar zor ‘boyacı’ diye bağırıyor, sanki ‘aman inşallah kimse duymamıştır’ der gibi mahçup bir edayla etrafına bakıyordu. Nitekim anam da delikanlı evin holünde ayakkabıları boyarken onu sorguluyordu. ‘Oğlum sen boyacı değilsin. Anlat bana.’
Adı Sinan Kazım’dı. O günden sonra ailenin en büyük oğlu oldu. Siyasal’da okuyordu. Yoksuldu. Anam Siyasal’a gidip onun adına konuşup haklarını yeniden kazanmasını sağladı. Daha sonra kaçak konumundayken de hep evin bir anahtarı ondaydı. Bazı geceler geç saatte gelir, kapıya yakın odada, kendisi için hazırlanmış yatakta uyur, sabahları biz uyanmadan da giderdi.
Anam her gece başucuna bıraktığı süt bardağı boşsa, gelip dinlenmiş olduğu için sevinirdi.
Sinan Kazım Özüdoğru’dan bende şefkatli tebessümü kalmış. Hep biraz mahçup, hep sevgi dolu.
Anamın gelini muamelesi yaptığı Rüçhan Manas’la birlikte Sinan Kazım’ın babam ve anamla oturup yemek masasında tartıştıklarını hatırlıyorum. Babam, ‘en önemlisi yaşamanız’ diyordu. Sinan ve Rüçhan da sevgiyle gülümsüyor, inancı uğruna yanmaya hazır her genç insan gibi sanki artık anababamın ardında bir yere bakıyorlardı. Kızıldere yolu görünmüştü.
Sinan Kazım Özüdoğru, dokuz arkadaşıyla birlikte Kızıldere’de devlet tarafından katledildi.
O küçücük evimizde çok insan saklandı; askeri operasyonlar düzenlendi o eve. Kızıldere katliamından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 

Ne olmuştu?
12 Mart askeri müdahalesi sonrası yakalanan THKO militanları Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesine engel olmak için yola çıkmışlardı. 11 devrimci. 26 Mart 1972’de Ordu’nun Ünye ilçesindeki NATO üssünde görevli iki Kanadalı bir Britanya’lı teknisyeni rehin aldılar.
Tokat’ın Niksar ilçesi, Kızıldere Köyü’nde yerleştikleri evde güvenlik güçlerince sarılan Mahir Çayan ve arkadaşları teslim olmayı reddettiler. Makineli tüfekler, havan topları ve bombalarla yapılan saldırı sona erdiğinde teknisyenler de dahil on devrimci ve üç teknisyen hayatlarını kaybetti. Bitişikteki samanlığa sığınarak kurtulan Ertuğrul Kürkçü ertesi gün yapılan aramada yerel jandarma tarafından sağ olarak bulundu.
Deniz ve arkadaşları, cumhurbaşkanı Sunay’ın da onayıyla 6 Mayıs 1972’de idam edildi.
Nihat Erim, başbakanlığı sırasında, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın idam edilmesine kadar varacak Balyoz Harekâtı olarak bilinen uygulamaları başlatması nedeniyle Balyoz lakabıyla anılageldi. “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin kendisinden “Şalcı Nihat” diye söz etmiştir.
19 Temmuz 1980’de İstanbul Dragos’taki evinin yakınında Mahir Çayan ve arkadaşlarının “intikamının alınması” adına Dev-Sol militanları tarafından silahlı ateşle öldürüldü.
Nihat Erim’in 2005’de yayımlanan anı kitabı Günlükler’de Kızıldere’de jandarmanın eve girdikten sonra sağ kalan devrimcileri de öldürdüğünü itiraf ediyordu.
Kızıldere’de katledilen devrimcilerin anısı 39 yıldır bütün direnenlerin sırtını okşuyor. Cesaret veriyor.
Dönemin Dev-Genç Genel Başkanı, hala o günlerdeki kadar genç Ertuğrul Kürkçü’ye selam çakıp soralım. “Ölü mü denir şimdi onlara”:
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) kurucularından Mahir Çayan, Dev-Genç Merkez Yürütme Kurulu üyesi Hüdai Arıkan, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı Cihan Alptekin, Fatsalı şoför Nihat Yılmaz, Fatsalı öğretmen Ertan Saruhan, Ünyeli çiftçi Ahmet Atasoy, Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu üyesi Sabahattin Kurt, THKO militanı Ömer Ayna ve “Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü”nün kurucusu üsteğmen Saffet Alp. 

Sinan Kazım’ın ağabeyi
Bianet’te Emin Özüdoğru, “Kardeşim Kazım’ı gizlice gömdüler” başlığı altında Sinan Kazım’ın mezarına ulaşabilme hikayesini anlatmış:
“Cesedinin başına vardığımızda, Kazım’ı giysileriyle kanlar içinde ortalığa alelade atılmış vaziyette sol ayak bileğinden aşağısını top mermisi götürmüş ve alnının ortasında bir kurşun deliği açılmış vaziyette bulduk.
Alnının ortasındaki kurşun yarasına hala bir anlam veremiyorum. Top dışarıdan atıldıktan sonra kimbilir kaç dakikalar veye saatler geçtikten sonra cesedin başına gelen güvenlik görevlisi (sadist) ölmüş insana neden kurşun sıkar?!”
Bir de çağrısı var. İletmek boynumun borcu.
“Şimdi bana göre gerçek bir komünist olduğuna inandığım Sinan Kazım hiçbir yerde ve topluluklarda resim çektirmemiş.
Hazırlık çalışmalarını yaptığımız Sinan Kazım kitabına çok fazla resim katamıyoruz. Şimdi Kazım’ın hakkında bilgisi, anısı, arkadaşlığı olanların katkılarını bekliyorum.
Katkı koyabilecek dostlarına yoldaşlarına şimdiden saygılarımı sunarak satırlarımı sonlandırıyorum.”

.