Milli cinayet aydınlanacak mı?

Kurtlar Vadisi dizisinin kısa süreliğine eviçlerinden çekilmesiyle birlikte yeni bir diziye abone olduk. Bu dizinin uzun süreceği belli. Öykü serimi açısından yazarların hiç acelesi yok.

Kurtlar Vadisi dizisinin kısa süreliğine eviçlerinden çekilmesiyle birlikte yeni bir diziye abone olduk. Bu dizinin uzun süreceği belli. Öykü serimi açısından yazarların hiç acelesi yok. Henüz gerçek kahramanlarla yüz yüze gelmediğimiz gibi sürekli izlemek zorunda bırakıldıklarımız, belki 'susma hakkını' kullanan Erhan Tuncel hariç, Kurtlar Vadisi'ndekiler kadar fiyakalı değil.
Hrant'ın katledilmesinin ne kadar beklenen, kararı ne kadar önceden verilmiş, ne kadar çok insan ve kurum tarafından bilinen bir alçaklık olduğunu şaşkınlıkla öğreniyoruz. Her gün, öğrendiklerimize yenileri katılıyor.
Hrant'ın ardından yazmak hâlâ ne kadar acıtıyor olsa da bu cinayetin ardındaki karanlığın aralanmasını cumhurbaşkanının kim olacağından da, milli maçlardan da, kimlere sayın denmez itişmesinden de, yani gündem diye kafama kakılanların hepsinden çok önemsiyorum.
Trabzonlu genç milli katillerin antrenörleri bir bir ortaya dökülüyor. Ama hepsinin ardındaki büyük örgütlenme konusunda aydınlatılabilecek miyiz?
Öncelikle sükûnetimizi koruyarak bir döküm çıkarmaya çalışmalıyız.
Sorulacak esas soru, kimi yazarlar tarafından defalarca soruldu: Neden Ankara'ya yönelik idari soruşturma açılmadı? Neden açılacağına dair bir belirti yok ufukta?
Her halükârda korunması, esirgenmesi gerekenlere gözlerimizi dikmek zorundayız. Yoksa başına gelenlerin farkında değilmiş gibi melûl melûl bakan O.S.'nin, bu filmin Polat'ı olurum umuduyla kuyruğu dik tutup etrafa tehditler saçan Yasin Hayal'in, devletine sırtını dayamış Erhan Tuncel ile ev arkadaşı gariban Tuncay Uzundal'ın taşra kahramanlıklarına takılıp kalırız.
Öncelikle, BBP'nin, geçmişi reçelli lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun bütün inkârlarına karşın bu cinayet örgütlenmesinde önemli bir ağırlığı olduğunu görüyoruz. Bunda şaşıracak bir şey yok. Hayal'in McDonald's bombalamasında arkasında durup avukat masrafını ödeyenin bu partinin yöneticisi olduğu ortaya çıktı. Cinayete adı karışan bütün genç millilerin Alperen Ocakları'yla ilişkisi olduğu, birbirlerini oradan tanıdığı da biliniyor.
Orada bitmiyor elbette. Soğukkanlılık adına 'ihmal' diyeceğimiz öylesine durumlar var ki.
Erhan Tuncel, bu topraklarda patlak vermiş bütün kanlı alçaklıklarda rastladığımız şerefli kahramanlardan biri. Hem muhbir hem de azmettirici. Bu formülün hayatımızın emniyetinin örgütlenmesi açısından önemli bir gösterge değeri var.
2004 yılında Trabzon'da McDonald's'ın bombalanmasını planlayan ve patlayıcıyı hazırladığı ileri sürülen Tuncel, Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden bir öğretim üyesinin aracılığıyla Trabzon Emniyeti'nin şefkatli kucağına sığınıyor. O dönemde Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek tarafından istihbarat elemanı olarak görevlendiriliyor. Tuncel'in adı soruşturma dosyasına alınmıyor. Dolayısıyla Emniyet, bir suçluyu bünyesine alarak onun damarlarındaki asil kandan yararlanmaya niyetleniyor.
Ama Emniyet'ten sızdırılan bir iddiaya göre Tuncel'in de O.S. ve Hayal gibi jandarma muhbiri olduğu yönünde.
Nitekim Erhan Tuncel, bir yandan kendisine 'reis' diye hitap eden Yasin Hayal ve şürekâsıyla Hrant cinayetini planlıyor, öte yandan Trabzon Emniyeti'ne bu cinayetle ilgili 17 ihbarda bulunuyor. Bunlardan ancak biri İstanbul Emniyeti'ne ulaştırılıyor.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Mülkiye başmüfettişleri tarafından Emniyeti'nin cinayet öncesi gönderdiği raporda 'politik olarak ses getirecek bir eylem'den bahsedildiğini, ancak Dink'in adının anılmadığını belirtiyor.
Oysa müfettişlerin hazırladığı raporda, "Trabzon'dan gelen ve ayrıntılı bilgi içeren yazının, somut ve kesin kanaat içerdiği, nokta istihbarat olarak tanımlanabileceği, hedef kişi ve saldırganın belirtildiği, saldırganın bu eylemi yapabilecek kararlılıkta olduğu" belirtiliyor. O.S.'yi elleriyle koymuş gibi yakalayıveren Emniyet yetkilileri bir çırpıda 'örgüt işi değil' açıklaması yapmamış mıydı?
Yasin Hayal'in eniştesi Coşkun İğci, polise verdiği ifadede Jandarma İstihbaratı'nı cinayet hazırlığı konusunda uyardığını söylemişti. Dolayısıyla JİTEM'in de cinayeti önceden bildiği iddiası mevcut.
O.S.'nin yakalandığında polis ve jandarmalarla Türk bayrağı önünde cinayet hatırası çektirmesi de bu cinayetin kimi çevrelerce nasıl algılandığının bir göstergesi değil midir?
Uzundal'ın ifadesinde, Erhan Tuncel'in MİT'ten de yakınları olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla şanlı MİT'imiz de çerçevede yerini alıyor.
Erhan Tuncel'in saldırının olduğu gün dahi bir polis memuruyla konuştuğu, karşısındakinin de olan biteni ayrıntısıyla bildiği anlaşılıyor. Polis, "Sizinkiler mi yaptı? Bana anlattığınız gibi mi yapıldı?" diye soruyor. Dolayısıyla Tuncel'in kimi iddiaların aksine, cinayete kadar Emniyet teşkilatıyla ilişkide olduğu anlaşılıyor.
En önemli nokta ise yine Uzundal'ın ifadesinden çıkıyor. Uzundal, O.S.'nin bir gün evlerine geldiğini, Uzundal, Tuncel, Hayal ve O.S.'nin Dink fotograflarını masanın üzerine koyup konuştuklarını anlatıyor. Tuncel, O.S.'ye cinayeti işleyeceği yerde çok sayıda kamera bulunduğunu, yüzünü gizlemesi gerektiğini tembihliyor. Cinayete birkaç gün kala, Hayal evlerine gelip Uzundal'dan Tuncel'e "7.65 mm mermi lazım" mesajı çekmesini istiyor. Uzundal, mesajı çekince, Tuncel, onun temkinsizliğine kızıp azarlıyor.
Ancak Trabzon Emniyeti ve Ankara İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan iletilen bilgilerde küçük bir değişiklik yapılıyor. Mesaj, "Mermiler geldi mi?" olarak kısaltılıveriyor. Bilgilerdeki çelişki üzerine Telekomünikasyon İzleme Başkanlığı'ndan konuşma metinleri istendiğinde Uzundal'ın ifadesi doğrulanıyor. Trabzon ve Ankara'da delil karartıldığı ortaya çıkıyor.
Ankara İstihbarat Dairesi Başkanı, Ramazan Akyürek.
Kendisi, Erhan Tuncel'i, suçunu kayıtlardan silerek Emniyet bünyesine kazandırmış olan eski Trabzon Emniyet Müdürü.
Şimdilik hakkında hiçbir soruşturma yürütülmüyor.
Son yazısında Hrant, ölümünü anlatıyordu. İstanbul Valiliği'nde, Vali Yardımcısı Erol Güngör'ün davetiyle yardımcının makamında iki kişi tarafından kulağının büküldüğünü de anlatmıştı.
"Böyle yazmaya devam edersen serserilerden gelecek bir kurşunu engelleyemeyiz" demişlerdi ezcümle.
O iki kişi kimdi? Görevinin başındaki vali yardımcısı hakkında bir soruşturma açılacak mı? O iki kişi MİT'ten miydi? Birgün gazetesine, bütün bu gelişmeler-gelişememeler hakkında yorumlarda bulunan 'üst düzey bir Emniyet yetkilisi' olduğu belirtilen zatın söylediklerine kulak vermekte yarar var. Diyor ki:
"Örgüt tanımlanmaya başlamıştır. Milis örgütlenmesi şeklinde ve milli değerleri kullanarak gençlik içinde yaygınlaşmaya çalışan bu oluşum asker, polis ve muhbirlerin yönlendirmesiyle Azerbaycan'dan Çeçenistan'a kadar ülke sınırlarını aşan uluslararası bir yapıya kavuşmuştur." Emniyet yetkilisi, bu konuda ilk bilgileri 1999 yılında İstanbul'da yapılan bir Karadeniz çete operasyonunda almaya başladıklarını belirtiyor. "Alınan ifadelerde Ergenekon isimli bir yapının adı geçmeye başladı. Parasal desteğin de Sedat Peker'den geldiği söyleniyordu. Geçen süre içinde bu yapının konferanslar aracılığıyla devlet görevlileriyle yoğun ilişkiye girdiklerini, McDonald's bombalamasından sonra da azalan mali kaynaklarını genişletmek için bir siyasi partinin gençlik örgütlenmesini kullanmaya çalıştıklarını izledik."
Ergenekon'un gölgesi Danıştay saldırısının, Atabeyler operasyonunun, Cumhuriyet gazetesi bombalanmasının ve Şemdinli olaylarının üstüne de düşmüştü.
Hrantımızın canım canına kıyan milli takımın ortaya çıkması; bu cinayetin de yukarıdaki olaylar gibi sonuçlanan bir dava olarak kalmaması için bir kez daha haykıralım. Evet. Hepimiz Ermeni'yiz. Ne demek istediğimizi anlamamış gibi yapmayın.