Ne büyük mutluluk!

Şimdi, o hiçbir devlet hizmetinin doğru dürüst ulaşamadığı topraklarda askerin hiç üşenip yorulmadan dağlara yazdığı haykırışı okuyun.
Ne büyük mutluluk!

Bu fotoğraf, altyazıya gerek duymayanlardan. Hatta neredeyse kaba bir mizansenmiş gibi yüksek sesle konuşuyor.
Fırat Haber Ajansı’ndan Ubeydullah Hakan çekmiş. Ellerine sağlık.
Ben bu fotoğrafta hayatımızın alnına kakılan mutluluk emri karşısında çocukluğun umursamazlığına saklanmış depremzede oğlana uzun uzun bakalım istiyorum. Henüz içi acılaşmamış ama gözleri derinleşmiş. Koyu bakıyor.
Erciş’ten; çocukların suratlarına kimi gazetecilerin renkli boyalarla 7.2 yazıp resmini çektiği topraklardan.
Erciş’te bütün devlet binalarının çöktüğünü biliyorsunuz, değil mi?
Belediye binası, adliye binası, emniyet müdürlüğü ve diğerleri. 

Çarpık mülkler 
AKP’den Van milletvekili seçilen eski belediye başkanı Fatih Çiftçi’nin, ondan önceki belediye başkanı babası Ebubekir Çiftçi’nin ruhsat vermiş olduğu binaların çöktüğü görülüyor.
Erciş’in şimdiki belediye başkanı Zülfikar Arapoğlu, Ebubekir Çiftçi’nin ruhsat vermiş olduğu 9 katlı Turvan Oteli’nin sahibiydi. Kaçak olduğu söylenen otel 50 kişinin üstüne çökene kadar elbet.
Bu beyler ve çarpık mülk merakları üstüne bakalım bir soruşturma açılabilecek mi?
Van’daki 5.7 kuvvetindeki ikinci depremde onca insanın ölmesi, devletimizin büyüklüğü ve bizim mutluluğumuza delalet ediyor. 

Oranın mutlu olmayı bir türlü öğrenemeyen, mutluluğun da zaten hiç yakışmadığı Türkleri, geceyi ayazda geçirip sabahın ışığıyla Van Valiliği’nin ve Erciş yolu üzerinde bulunan Afet ve Acil Yardım Merkezi (AFAD) önünde toplanarak çadır talebinde bulundu.
Öfkeli ve çaresizdiler. “Vali İstifa!” sloganı atıyorlardı. Devletin şefkatli elleri, polisin tazyikli suyu olarak sırtlarını okşayıverdi. Taş altında kalmayan edepsiz donsun varsın. 

Dağdaki haykırış! 
Şimdi, o hiçbir devlet hizmetinin doğru dürüst ulaşamadığı topraklarda askerin hiç üşenip yorulmadan dağlara yazdığı haykırışı bir daha okuyun.
O dağları o insanların üstüne, ulu bir tehdit, yüce bir ikazı yükleyerek kapatmaya çalışanlar, onları hâlâ hırpalayabilir. Hâlâ çadır istiyorlar diye ayazda tazyikli suyla ıslatabilir.
Dertli zurnanın zırt dediği yer de işte burasıdır. Polis Yalova depreminde mağdur halka böyle davransaydı acaba nasıl bir kıyamet kopardı? Devlet başını kaldırır ve ‘Ama onların amacı provokasyondu’ diye gürler. Öyleyse neden geliyorsun provokasyona? diye sorma hakkı da fevkalade kısıtlı nasılsa.
Resimdeki çocuk, ana babası, konu komşusu, bütün ahali bereketli bir hasat sonrası paralarını birleştirip adam tutmuşlar. Dağlarına “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazdırmışlar.
Bir kez daha haklı çıktılar. Cumhuriyet’in göçüğü altında kaldılar.