Örnek ülke Türkiye

Mısır'a örnek olmanın gururuyla TV'de sırıtırken Ankara'da işçiler hırpalanıyor.

Yıllardır bu toplumu anlamaya, kendimce tanımlamaya çalışıyorum.
Dünyalı bir yetişkin olma hevesiyle yola çıkmış, iki adım ilerleyemeden azar arsızı olmuş, giderek büyümeyi reddetmesinden bir kimlik serüveni yaratmaya çalışan bir toplum, bizimki.
Asırlardır halka ehliyetsiz çocuk muamelesi eden, bu arada denetimsiz bir çocuk zorbalığına yazılmış bir otorite. Kısacası bu toprakların insanı olmak tepeden tırnağa ebedi bir çocukluk hali. Düşmanlarımız ‘enfantil’ der buna. Durumun sevilesi, gıdısı koklanıp mest olunası bir çocuklukla ilgisi yok yazık ki. Bu, eni konu ele gelir, hatta hafif azman, beter bir eğitim sonucu bilmişlik taslayan, sevimsizliğiyle insana kök söktüren bir çocuk. Bir dostumla onyıllar önce, giydirilmiş kuşatılmış, cilveli kadın ya da kerli ferli adam gibi davranan çocuklar için uydurduğumuz adla, ‘çocuk travesti’. Hani bugün evlendirsen yarın tencereyi ateşe sürecek ya da televizyon karşısında geğire geğire birasını yudumlayacak. Tabii bu arada büyük taklidi abuk sabuk laflar edip aklı sıra etrafı yetişkin olduğuna inandıracak. Ana-babalarının haklı gururu. Ama makyajı fazla kaçırdı mı, yani sıkça, şamarı yiyen.
Türkiye’nin Batı’nın gözüne nasıl göründüğü, hayatımızın anahtar sorunlarından biri olageldi. Batı dünyası dışından gözlerin gördüğünü garanti altına aldığımızdan hiç kuşkumuz olmadığı için, hatırlarsınız, Azerbaycan, bizim küstüğümüze kükremeyince öfkeyle tepinmiştik. Zor durumunda bir fincan un verdiği komşusunu ilk fırsatta nankör ilan eden fırsatçılar gibi. Pakistan desen, sizi bilmem, benim çocukluğumdan beri zaten yarı Türk. Ruh gibi dostumuz. Arap dünyası, Başbakanımızın yiğitlik gösterileri karşısında hayranlıktan inliyor. Oysa Batı’ya bir türlü yaranamadık gitti. 

Hırçın çocuk gibi
Ermeni soykırımı sorunu da Kürt sorunu gibi Batı’yı yanımıza alamadığımız konulardan sözgelimi.
Türkiye Cumhuriyeti, Batı’nın gözünde ömrünü Osmanlı’nın bir günahını örtbas etmeye adamış izlenimi uyandırıyor. Arşivlerini bilim adamlarının, tarihçilerin incelemesine açmayı reddediyor. Bu dönemin, sadece kendi yorumuyla tarihe geçmesi için hırçın çocuklar gibi tepiniyor. Kanıtlarını ortaya dökmüyor. Tam tersine kanıt olabilecek belgeleri saklıyor. Sadece, sözüm delikanlı sözü, bana inanmayan kancıktır, diye ünlüyor. Efelenmeyi diplomasi, inadı haklılığının kanıtı sayıyor. Oysa yetişkinler dünyasında ilişkiler böyle kurulamıyor. O dünyada kimse muhabbet kartıyla birbirinin kapısını açamıyor. ‘Ben seni severdim, sen neden beni eleştiriyorsun’ diyemiyor.
Ermeni soykırımını üstlenmiyor ama göz göre göre sokak ortasında katledilmiş, bu memleketin canı evladının katillerini bir türlü cezalandırmıyor.
Kürt açılımı diye mangalda kül bırakmıyor ama akabinde Kürtlerin seçilmişlerini zincirlere vurup utanmazca önümüzden geçiriyor.
AKP’nin nicedir Batı’nın kapılarını kurcalamaktan vazgeçtiği ortada. Batı’nın gözünde günahlarını ısrarla inkâr eden, büyümeye direnen bir çocuk olmaktansa Ortadoğu’da kahraman olmak yeğdir elbet. 

Arap dünyasına bakışımız
Şimdi de önce Tunus sonra da Mısır’da kopan demokrasi kıyameti karşısında AKP muhibbi ya da değil hemen her uzman öncelikle Türkiye’nin bu gelişmelerden kazancı ne olacak sorusuyla meşgul. Bu da çocuk ben merkezciliğinin bir tezahürü tabii ki. Dünyayı, kendi durduğu yoksul kapı eşiğinden doğru okumak.
Bütün tartışmalar, Türkiye’nin Arap dünyası tarafından örnek alınmasının verdiği şişme gururun gölgesinde yapılıyor.
Arap dünyasına Batı’nınkin-den farksız bir yabancılıkla bakıyoruz zaten. Onlar ilkel, onlar cahil, onlar kötü kokuyor.
Dolayısıyla çok ısrar ederlerse, onlara örnek olmaya razıyız. Çünkü bu topraklar demokrasi ve İslamın mükemmel bir sentezi.
Araplar Amerika’nın güdümünde beter diktatörler tarafından yönetilmekten bıktığına göre Amerika’dan tam bağımsız harika liderlerin memleketiyle ilişkilerini geliştirmek zorunda.
Gerçekten de böylesine enfantil bir duruş karşısında söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum.
Yahu bu memlekette neler yaşandığının farkında değil misiniz?
Mısır’a örnek olmanın gururuyla televizyon kanallarında sırıtırken Ankara’da işçiler hunharca hırpalanıyor.
Örnek demokrat hükümetin Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, “Hukuka uygun olarak yapmak şartıyla her türlü gösteride yanlarındayım. Ama bu kanundan çok sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili meseleler dile getirilmekte, ancak ’Torba’ kanun bahane edilmektedir” buyuruyor.
Böyle bir itirazı 2011 yılının Şubat ayında dile getiren bir demokrat kabine tarafından yönetiliyoruz.
Mısır’da insanlar meydanlarda “özgürlük” diye haykırırken bizden yana baktıklarından emin misiniz?
Başbakan da ayaklar altına alınıp tekmelenen, coplanan, gazlanan öğrencilerin Marksist olduklarını fısıldamamış mıydı kulağımıza?
SDP’nin genel başkanı şu an neyle suçlandığı belirsiz olarak hapishanede değil mi?
Bu memlekette her gün toplu mezarlar kazılıyor. Çocuklar mayınlarla havaya uçuyor.
Tahrir Meydanı’nda olanlar, sizin rüyanızda geçmiyor. Türkiye’nin zaferi değil, Tunus’taki diktatörün kaçışı.
Türkiye, hiçbir şey yapmadan örnek alınmak istiyor.
Sahiden gülünç değil mi?
NOT: Bugün saat 9.30’da Dolmabahçe’de toplanacağız. Oradan Beşiktaş’a yürüyeceğiz. Hrant için! Adalet için!

.