Özel Harp Dairesi duyurur

12 Mart darbesinin önde gelen kah-ramanlarından emekli orgeneral Kemal Yamak'ın anıları bir kitap olarak yayımlandı.

12 Mart darbesinin önde gelen kah-ramanlarından emekli orgeneral Kemal Yamak'ın anıları bir kitap olarak yayımlandı. Büyük gazetemizin de bu değerli yayını duyurma-tanıtma kampanyasını hükümet ve ordu liderlerinin 'terör zirvesi' öncesine denk getirmesinin mutlaka bir anlamı vardır. Beş kentte sıkıyönetim uygulanan 1971-1974 arası Özel Harp Dairesi Başkanlığı'nı yürüten Kemal Yamak ve 1955 yılında 6-7 Eylül olayları sırasında söz konusu dairenin önceleyeni Seferberlik Tetkik Kurulu'nda çalışmış 'sağ kolu' Sabri Yirmibeşoğlu'nun açıklamalarıyla irkilmemek mümkün değil. Özel Harp Dairesi'nin cansiperane bir gayretle kuruluşunun amacı olan 'dezenformasyon' çalışmasını sürdürdüğü görülüyor.
Bu emekli askerlerin Şemdinli krizinden hemen sonra boy gösterip dairelerinin namusunu koruma çabaları, vatanın durumundan vazife, taltif, gurur kapma hevesleri insana 'hayrola' dedirtiyor.
Yakın zaman önce Demirel, Yavuz Donat'la yaptığı söyleşide, retoriğini konuşturuyordu: "Derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir." Sonra da devletin yıkılması korkusundan söz ederek, "Derin devletin kökünde bu korku yatar. Çöküşün pençesine düştük, kalkın ey ehli vatan. Devlet çöküyor, biz kurtarıverelim. Olay budur"a bağlıyordu.
"Ecevit gülümseyerek, 'Herkesin derin devleti farklı' diyordu. Derin devlet konuşuluyor bu günlerde.
Derin devlet yeryüzünde yüzü belli olmayan devlettir."
Evren, derin devlet tamlamasından en memnun görüneniydi. Onun sözlerinden neredeyse derin bir gurur okunuyordu: "Devlet zaaf gösterirse, derin devlet müdahale eder. Etmiştir. Kimse, 'paşam müdahale etmeyin' demedi. Bilakis 'edin, el koyun' denildi."
O zaman da not düşmüşüz: Son günlerde bu muhteşem üçlünün ortaya çıkıp 'derin devlet' üstüne söyleşilere durması mutlaka bir anlam taşıyordur. Öte yandan, hiçbir anlam taşımıyor da olabilir. Gün gelip hesap vereceklerine dair alamet belirmiş değil. Demirel'in başlattığı düşünülecek olursa, bu babalıktan çekilmesini bilmeyen hırs yumağının bir yerlere mesaj yolladığından kuşkulanmak ancak akıl sağlığımızın göstergesi olabilir. Nitekim, Donat'ın 'Cumhuriyetin hafızası', 'Devletin 'kara kutu'su' diye sunduğu Demirel'in 'Neden konuştunuz?' sorusuna yanıtından birkaç cümle beyefendinin muradını aşikâr etmiyor mu? "Herkes ders çıkarmalıdır diye konuştum. Söylediğim sözlerin muhatabı şu kişi, bu kişi değildir." Doğrudur.
Son söyleşilerinde Demirel ile Evren'in birbirlerinden sitayişle bahsetmesi oldukça tuhaftı doğrusu. Kenan Evren, anılarında, "Demirel, Özel Harp Dairesi'ndeki personeli teröristlerle mücadelede kullanmamızı ve onlarla çete savaşı yaparak öldürmemizi, vaktiyle de bu teşkilatın böyle kullanılmış olduğunu söyledi. 1971 sıkıyönetim dönemindeki Kızıldere olayında kullanılan personeli kastediyordu. Bu hal tarzına şiddetle karşı çıktım. Genelkurmay Başkanı olduktan sonra bu daireyi esas görevine yönelttiğimi tekrar kontrgerilla söylentileri istemediğimi söyledim" dememiş miydi?
Öte yandan bu üçlünün ortalığa dökülmesinden hemen sonra farklı açıklamalar da gelmişti. Kendilerini emekliliğe yakın hissetmeyen parti başkanları da tartışmaya bodoslama giriverdi. Bir zamanlar abartılı dürüstlük menkıbeleri, has delikanlı portreleriyle devleştirilmiş Saadettin Tantan, yine kendine has serinkanlı öfkesiyle dahil olmuş.
Yurt Partisi Genel Başkanı Tantan, ülkeyi yönetmiş kişilerin 'derin devlet' varmış gibi açıklamalarda bulunmasına içerlemiş. Buyuruyor, "Atatürk'ün kurduğu bir tek devlet vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Derin devlet yoktur, varsa da mücadele etmek lazım. Bunu hiçbir zaman kabul etmiyorum."
Bu, 'Asla yoktur, varsa da artık bilemem' üslubunun, bu tuhaf dil burkulmasının Türk siyasetindeki yeri üstüne apayrı bir yazı yazmak gerek. BBP Genel Başkanı, siyasi hayatımızdaki etkisi her zaman için yerinden büyük olan Muhsin Yazıcıoğlu da esip savurmuş. Onun da mesajını yolladığı kimileri vardı elbette. "Kimileri maaşını alıp vatan savunması içerisindeyken ben gerektiğinde hücrelerde vatan savunmasını yaptığıma inanıyorum. Kendini aşmış, menfaatlerinin üstünde ülke ve millet çıkarlarını gözeten bir idealist insanın üstünde ben derin devlet, falan devlet tanımam. Devlet, devlettir.Ben derinini, düzünü, filanını tanımam." Demirel'in adlandırmasıyla ehli vatan kadro-sundan olduğundan hiçbir kuşkumuz olmayan Yazıcıoğlu, sır kasalarının orta yere çekiştirilmesinden rahatsız olmuş besbelli. Kafamı kızdırmayın demeye getiriyordu.
Kısacası, dönem dönem kimi bilmiş vatan evladı çıkıp ders çıkaralım diye laf çakıyor, göz kırpıyor, silah şakırdatıyor.
Yalan savaşın özü
Yeni peydahlanan Özel Harp Dairesi'nden emekli generaller, Daire'nin 'kontrgerilla' operasyonları yürütmediğini, bütün bunların iftira olduğunu haykırıyor. Onlara kalırsa Özel Harp Dairesi, 12 Mart müdahalesinde, Kültür Sarayı yangınında, Kızıldere katliamında, Ziverbey Köşkü ve başka merkezlerde yapılan işkenceli sorgulamalarda rol almamış, fikri temiz, vicdanı temiz bir kuruluştu. Emekliliklerinde bile oturdukları yerden 'psikolojik harekât' sürdürdükleri anlaşılan generaller insana emekli kurmay yarbay Talat Turhan'ın kitaplarını hatırlatıyor. Talat Turhan, 'Özel Savaş, Terör ve Kontrgerilla' başlıklı kitabında, 'Kontrgerilla'nın temelini ST 31-15 Kara Kuvvetleri Sahra Talimnamesi-Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât başlıklı talimnamenin oluşturduğunu açıklıyordu. Bu talimname, ABD ordusunun bir belgesinin tercümesi olup ABD askeri literatüründe de ST 31-15 koduyla biliniyormuş. Turhan bu talimnamenin 25 Mayıs 1964 günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın verdiği emirle ve orgeneral Ali Keskiner imzasıyla yürürlüğe sokulduğunu açıklıyor. Talimnamede 'Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât bağlamında Özel Harpçilere "adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj" ile 'iç düşman' olarak tanımlanan yurttaşlara karşı savaş açılması görevi veriliyor.
Kemal Yamak, Özel Harp Dairesi bünyesinde CHP'den milletvekillerinin de yer aldığını açıklayarak bu bünyede sürdürülen çalışmaların sadece MHP ve yakın güçlere yamanmaması gerektiğini belirtmiş oluyor. Alparslan Türkeş'in yetiştirmesi, en sevdiği öğrencisi Sabri Yirmibeşoğlu ise alanı iyice genişleterek mili bir seferberlik tanımı yaratıveriyor: "Bu teşkilat Türkiye'nin mozaiğini oluşturuyor. İçinde Türk de Kürt de Laz da Çerkes de var". Devlet terörü mağdurlarından Doçent Dr. Haluk Gerger'in isabetli saptamasını aktarmanın yeridir. Gerger, emekli generallerin açıklamalarının 'sağcısı, solcusu hatta Kürdüyle' herkesin 'milli seferberlik halinde muhbir tetikçi vatandaş ve ordulaşmış millet propagandası'na maruz bırakıldığı bir psikolojik harekât kapsamında görülebileceğinin altını çiziyor.
Milletinin hafıza zaafına inancının son raddesinde kahraman Yirmibeşoğlu besbelli hatırlanmaz sanıyor. Gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği bir söyleşide coşkuyla şunları söylüyordu. "6-7 Eylül olayları da bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı." Yani gururla andığı muhteşem başarı, üstüne titredikleri Cumhuriyet tarihinin en utanç verici olaylarından biri. Aynı Yirmibeşoğlu, daha yakın zamandaki (2001) bir söyleşisinde de tatlı tatlı anlatıyordu: "Savaşta, düşmanın işgal ettiği bölgelerde bazı olaylar yaratılır ve düşman yaratmış gibi gösterilir. Halkı düşmana karşı galeyana getirmektir amaç...Belki Güneydoğu'da da oluyor bunlar, yanlış olarak..."
Bu değerli komutanların emekli asker gevezeliğiyle ortalığa dökülüp korumaya çalıştıkları Özel Harp Dairesi'nin marifetlerini hatırlıyoruz. Şemdinli'nin hemen üstüne bu cinai oluşumların muhabbetle anılma çabasının ne manaya gelebileceğini de tartabiliyoruz. Kayıtları saklıyoruz. Unutmuyoruz. Unutturmayacağız.