Porno milliyetçiliği

Adalet bakanlarımızdan Cemil Çiçek, mart ayının sonunda açıklamıştı: 2002-2005 yılları arasında 21 bin 111 çocuk tecavüz ve taciz mağduru oldu.

Adalet bakanlarımızdan Cemil Çiçek, mart ayının sonunda açıklamıştı: 2002-2005 yılları arasında 21 bin 111 çocuk tecavüz ve taciz mağduru oldu.
Çiçek, bir milletvekilinin 2002-2006 yılları arasında arasında çocuk istismarı nedeniyle açılan dava sayısına ilişkin soru önergesini soğukkanlı bir tavırla yanıtlamış, Adalet Bakanlığı'nın, 2002-2005 döneminde çocuklara tecavüz ve taciz olaylarının istatiklerini açıklamıştı. Gazetelere kalırsa rakamlar, cinsel saldırı suçlarındaki 'vahim' tabloyu ortaya koyuyordu. Buna göre, TCK'nın,
'ırza geçme', 'küçükleri baştan çıkarma' ve 'iffete saldırı' suçlarını düzenleyen 414 ve 415. maddeleri kapsamında 18 bin 788 dava
açılmış, 21 bin 111 çocuk mağdur olmuştu.
Gerçek sayının, bakanlığın kayıtlarına kadar düşmüş vakaların en az on katı olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz. İntihar süsü verilmiş çocuk ölümlerinin ardından sırıtan gerçek de bu. Örtbas edilmiş
daha kaç bin vaka vardır kim bilir. Ömür boyu ortalıkta birer hayalet
gibi gezecek olan susturulmuş, yaralanmış çocukların sayısını bilsek ne olacak. Gün geçmiyor, bacak kadar çocuklara topluca tecavüz eden ve bu vahşeti uzun uzun sürdüren köy ahalileri, amcalar, dayılar, abiler çıkıyor ortaya. Yetiştirme yurtlarında, sarı kamunun vicdan bilmez uğraklarında çocuklar durmadan hırpalanıyor, tecavüze uğruyor, öldürülüyor.
Bu topraklarda çocuklar korunamıyor. Korunmuyor.
Resim, budur. Bu resmin ortasına düşüveren Alman oğlan-İngiliz kız çarpıntısının başta amiral gemisi olmak üzere basına yansıyışındaki kıyıcı üslubu tartabilmek için kendimizin de bu resmin ortasında durduğumuzu hiç unutmamak zorundayız.
Nitekim kimi 'kanaat önderi' fikir erbabının konuya yaklaşımının
sonsuz kalınlıkta bir tacizci üslubu taşımasına şaşırmamak gerek.
Basınımızın ebedi kalemlerinden Hasan Pulur elbette çıtayı yükseltendi. Batı'nın Türkiye'ye yaklaşımından yakınırken, "Adamın bize verdiği
değer çöl kabilesinden farklı değildir" derken yazısına attığı
başlık, "İngiliz Alman'ı becermiş, tasası bize düşmüş" idi. Bu değerli kalem, incelikli analizinde, "Yahu kız İngiliz, beceren de Alman,
pirincin taşını ayıklamak Türkiye'ye düşüyor" diyordu. Ama Pulur, yaklaşımında yalnız değildi. Birgün yazarı, eski parlamenter Fikri Sağlar'ın sosyal ve demokrat yorumunun imlâsı da aynıydı.
O da, "Hâsılı bunca sıkıntı varken, 'Alman'ın İngiliz'i yakalandığında
şey yapmaya teşebbüs etmesi' milli sorun oldu. Acınacak durumdayız. İşsizlik, açlık unutuldu. Bakıyorum ki, gâvur çocukların namusunu koruma çabamız, AB'ye girişimize engel olur hale geldi" derken olaya uyanık bir solcu gözüyle baktığını düşünüyordu besbelli. Onun yazısının başlığı da, "Alman İngiliz'e saldırınca olan bize oldu" idi.
İşler iyice kazışmıştı. Hürriyet gazetesinin olayı başından beri
bir çocuk porno dizisi olarak yayınlıyor olması işte gereken tepkiyi uyandırmış, kimi erkek yazarlar şirazeden çıkıvermişti.
Özkök, bu yayın dilini savunurken, kendini arabulucu tayin ediyor,
kız mı yoksa oğlan mı yalancı? sorusunun peşine düşerek çocuk haklarını bir kez daha ihlâl etmekten çekinmiyor: "O İngiliz kızı kardeşimiz, kızımız, akrabamız, arkadaşımız da olabilirdi" diyor ve tarafsızlığını kanıtlamak için o gün de kızın anlatısını yayımladıklarını duyuruyordu. 13 yaşında bir kız çocuğunun savcıya verdiği ifadeyi bulup yayımlamanın etik karşılığı üstüne, doğal olarak hiçbir şey söylemiyordu.
Çocukların arasında yaşanmış cinsel yakınlaşmayı inanılmaz ayrıntılı ve doğal olarak salyalı bir dille aktarmanın nasıl ve nereye kadar savunulası olduğunu tartışmayacağız elbette. Asıl soru şudur: Seçimlerle demokrasisini bir kez daha kurtarmaya hazırlanan şanlı memleketimizin dünya çocuk porno tüketimi listesinde ön sıralarda olmasının basınımızın
bu konudaki yaklaşımıyla bir bağlantısı kurulamaz mı sizce? Bu alçakca ürünün ancak karanlık kötü adamlarca pazarlanan bir şey olmadığının kanıtı, basınımızın bu konulardaki dilidir. (Hatırlatmadan nasıl geçelim? Yakın zamanda aynı gazetede çocuk pornosu haberinin yanında bir çocuk pornosu görüntüsü basılmıştı.)
17 yaşındaki Alman çocuğun resimlerini boy boy basıp 'o gece'nin anlatısını defalarca aktarmak, utangaç ya da gözü dönmüş çocuk pornosu tüketicisine göz kırpmaktır. Böyle kitle gazetesi olunur. Böyle çok satılır.
Akabinde Alman hükümetinin davayla ilgilenme biçimine yönelik öfke de tamamıyla karşılıksız kalıyor. Çocuklara karşı böylesine kıyıcı olabilen, fikir adamlarının dili fütursuz, ilgililerin ilgisiz, işkencecilerin hâlâ ve gururla iş başında olduğu, mahpus olanların hiçbir güvencesi kalmadığı ayyuka çıkmış bir ülkeye kim rahatlıkla 17 yaşındaki bir vatandaşını teslim edebilir? Sizin oğlunuzun başına gelse dünyayı ayağa kaldırmaz mıydınız?
BİR DE ŞU VAR
Avukat Seda Akço bianet'e olayı yorumlarken şöyle diyordu: "Derdi anlatmak için çok iyi bir örnek. Türkiye'de, ceza kanununda reşit olmayanlar arası cinsel eylemleri değerlendirmeye dair ayrı bir madde var ama bu ayrı bir hüküm değil. Türkiye'de reşit olmayanlar arasında cinsellik içeren eylemler suç olarak değerlendiriliyor...
Avrupa ülkelerinde yaşları yakın çocuklar arasındaki cinsel eylemler
suç sayılmadığı, cezalandırılmadığı ve o tür eylemler için ayrıca düzenlenmiş yasalar olduğu için Avrupa medyası bu kadar şaşırdı.
Böyle bir durumda kimi fail kabul edeceğimiz belirsiz. Çocukların ikisi de 'o başlattı' diyor. Hukuk sistemi otomatik yaklaşımla erkeği fail kabul ediyor, bu da Türkiye'de kadın cinselliğine bakışı resmediyor.
Çocukların gelişimine yabancı olduğumuz ortada. Çocuk adalet sisteminin bütün temel prensipleri ihlal edilmiş durumda. Çocukların fotoğrafları verildi, hikâyenin ayrıntıları verildi. Olay "çocuk pornografisi' gibi yayımlandı."
Akço burada devreye ceza hukukunun değil çocuk aktivistleri, sosyal hizmetler ve ailenin girmesi gerektiğini söylüyor.
Ama ne gam. Cinsellik hakkındaki kendi korkularımızı çocuklara da
vakit kaybetmeden aşılamak zorundayız. Onların doğal gelişiminde, birbirlerine dokunmayı, vücutlarının egemenliğini ellerine geçirmenin tadına varmayı keşfetmelerini lanetlerken, onları riyakâr ve ihtiyar bir dünyayı erotize etmek için kullanıyoruz. Cinsellik, en vahim hataların işlenebileceği bir platform değildir. Vahim olan, çocuk cinselliği hakkında acımasız bir inkârı büyütürken çocukları cinsel nesnelere dönüştürmenin kapısını aralamaktır.
Pornografi, bir tüketim biçimi olarak hayatımızın her alanına sızmışsa, bunun suçlusu ne 'Alman' oğlan ne de 'İngiliz' kızdır.
Bu dava konusunda dünyaya yiğitçe diklenmek de ancak porno milliyetçiliği olur.

BİZ BU DAVANIN TANIĞIYIZ!
MAĞDURUYUZ!
TAKİPÇİSİYİZ!
ADALET TALEBİYLE ORADA OLACAĞIZ!

2 Temmuz Pazartesi günü Hrant Dink'i öldüren karanlık yargılanmaya başlıyor.
Katiller bu kez kaçarak karanlıklara karışmasın diye 2 Temmuz'da sabah 09.30'dan dava bitene kadar mahkeme önünde nöbetteyiz.
Hrant Dink'i yargılayan mahkemelerin önlerinde bir avuç kişiydik. Bedelini kardeşimizi aramızdan almalarıyla ödedik.
Şimdi, siyahlar giyeceğiz; Rakel Dink'in ve Sera, Arat ve Delal'in yanında, tıpkı cenazede olduğu gibi sessiz bir ses yükselteceğiz
Karanlığa karşı çıkan, adalet talep eden herkesi tanıklık etmek için mahkeme önüne bekliyoruz.
2 TEMMUZ 2007, PAZARTESİ SAAT: 09:30
İSTANBUL AĞIR CEZA MAHKEMELERİ, BEŞİKTAŞ (ESKİ DGM)