Ruh sağlığınız yerinde mi?

Adana'daki hastanede ruh hastalarına yapılan muamele herkesi ürpertti.</br>İstense bu görüntüler bir daha yaşanmayabilir.

Yine hayatla aramıza kurulu olan o gizli kamera harekete geçti. Yine kirli puslu görüntüler eşliğinde toplumumuzun ruh sağlığı üstüne ağır bir sözle tembih edildik.
Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'nde gizlice çekilmiş o görüntüler, aslında bildiğimiz, bize yıllardır bu konuda çırpınan insanlar tarafından anlatılmakta olan bir derdi en vahşi haliyle kafamıza çalıyordu.
Görüntüler Guantanamo'dan ya da Ebu Gureyb'den gelmiyordu. Orada güllabiciler tarafından bezgin bir nefretle hırpalananlar bu ülkenin hasta vatandaşlarıydı.
Orada, terörist olduğuna inandığı genç ve silahsız insanları vahşice parçalayan anti terör timleri gibi, ruh sağlığı yerinde bilinen insanlar ruh sağlığını kaybedip tıbba sığınmış insanları dövüyor, gencecik bir çocuğun saçından tutup bağırta bağırta boğazına bir şeyler tıkıştırıyor, bir elden bir toplama kampı atmosferi yaratıyordu. Öğrendik ki hastabakıcı olarak çalıştırılan kişiler taşerona bağlı temizlik işçileri imiş.
Öte yandan başka ruhubütünler, bu haber programı için heyecanla malzeme topluyor, gelen her zulüm görüntüsü karşısında besbelli avuçlarını ovuşturup işlerini bitirdikten sonra da programı yayımlamak için iki ay bekliyordu. Aceleleri yoktu nasılsa.
Bu görüntülere tanık olduktan sonra kendi yakını hastayı alelacele o cehennemden kurtaran bir ruhu sağlıklı aile hemen işi cinci hocaya havale ediyor, ruhu sağlam cinci de güllabici dayağından kurtarılmış hastanın üstünde tepinip onu öldürüyordu.
Bu hikâyenin bütününde memleketimizin bütün açmazlarının bire bir yansımasını görmüyor musunuz? Adana'daki vahşete uyanma ve onunla başa çıkma yordamında o çok gurur duyduğumuz Türklük halinin gelenekselleşmiş refleksleri okunmuyor mu?

Kulak verelim
Türkiye İnsan Hakları Vakfı, konuyla ilgili bildirisinde altını çiziyor: "Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tutulan hastalara yönelik işkence yasağı kapsamındaki muamele ve alıkonulma koşulları, kişilerin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı özel veya kamusal her türlü alıkoyma mekânının bağımsız denetimine ve izlenmesine yönelik ihtiyacı bir kez daha ortaya koymaktadır.
19 Ocak 2007 tarihinde Star TV'de yayımlanan 'Deşifre' programı aracılığıyla yetkililerin ve kamuoyunun bilgisine sunulan bu görüntüler, henüz bir Ruh Sağlığı Yasası dahi oluşturamayan ve yine kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları gözaltı merkezleri, cezaevleri, hastaneler, çocuk bakımevleri, ıslahevleri, psikiyatri/ruh sağlığı merkezleri, göçmen veya sığınmacı merkezleri gibi her türlü özel veya kamusal yerlerin bağımsız ulusal ve uluslararası organlar tarafından düzenli ziyaretler yoluyla denetimini öngören Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmenin Seçmeli Protokolü onaylama iradesi göstermeyen hükümet için uyarıcı olmalıdır... Türkiye, 14 Eylül 2005 tarihinde Seçmeli Protokolü imzalamış olmasına rağmen, insan hakları örgütlerinin yoğun talep ve çabalarına rağmen şu ana dek onaylamamıştır. Türkiye Seçmeli Protokolü onaylamamakla, bağımsız denetim sistemi aracılığıyla alıkonulma yerlerindeki işkence ve alıkonulma koşullarının iyileştirilmesi olanağını da yitirmektedir... 2005 yılında Malatya Çocuk Yuvasında yaşanan işkence görüntüleri ve benzer çocuk yuvalarına dair sayısız iddia ve tanıklıklar, yeni açığa çıkan Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve daha pek çok alıkoyma mekanında yaşanmakta olan işkence eylemlerinin ve işkence düzeyindeki tutulma koşullarının ortadan kaldırılması için bağımsız denetimi gerekli ve zorunlu kılmaktadır."
Türkiye Psikiyatri Derneği ve Türk Nöropsikiyatri Derneği'nin çağrısıyla, ruh sağlığı alanında hizmet veren mesleklerin dernekleri (Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği, Pratisyen Hekimlik Derneği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası, Psikiyatri Hemşireleri Derneği) ve ruhsal sorunu olan kişilerin ve yakınlarının kurdukları dernekler (Türkiye Şizofreni Dernekleri Federasyonu, Şizofreni Dostları Derneği-İstanbul, İstanbul Dünya Şizofreni Derneği, İstanbul Şizofreni Gönüllüleri Dayanışma Derneği, İzmir Şizofreni Dayanışma Derneği, Şizofreni Hastaları ve Yakınları Derneği-Ankara, Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği, Manisa Şizofreniyle Yaşam Derneği,) RUH SAĞLIĞI PLATFORMU oluşturdular.
Bu Platform, Ruh Sağlığı Yasası'nın ülkemizde de çıkarılabilmesi için çaba gösteriyor.
İşte işaret ettikleri: Ülkemizin 15-55 yaş arasındaki nüfusunda da
en yaygın hastalıklar içinde depresyon ilk beşte yer almaktadır. Dolayısıyla konu hepimizi ilgilendirmektedir.
Ruh sağlığı hizmetlerinin verildiği hastane yatakları yönünden Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en gerideki ülkedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ülkemizdeki ruh sağlığı yatağı olması gerekenin 1/ 10'u (7 bin / 70 bin) düzeyindedir. Ülkemizdeki 100 bin nüfusa düşen ruh hekimlerinin sayısı (1,2) dünya ortalamasının (3,6) üçte biri, Avrupa ortalamasının 7,5'i biri düzeyindedir. Aynı şekilde başka ruh sağlığı mesleklerinden olanların da sayısı oldukça düşüktür.
Ruh Sağlığı Platformu'nun basın duyurusu hepimize yönelik:

Kamuoyunun dikkatine
23 tıp ve ruh sağlığı meslek kuruluşu, hasta ve hasta yakınları derneği ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla çalışmalarını Eylül 2006'dan bu yana sürdüren Ruh Sağlığı Platformunun ana gündeminde ülkemizde ruh sağlığı tedavi kurumlarındaki sorunlar ve ruhsal hastalıkların tedavisinde uygun standartlara ulaşılamamış olması bulunmaktadır.
Ruh sağlığı tedavi kurumlarının koşulları toplumun tüm kesimlerini ilgilendirmesi gereken bir konudur. Bu kurumlarda tedavi edilen hastaların bir kısmı bir süre için dışarıdan yalıtılarak tedavi edilir.
Bu zorunlu uygulama kapalı tedavi ortamlarının dış gözlerin denetiminden de uzak tutabilir.
Ruhsal tedavi için yatırılmış hastaların şiddete maruz kalması hiçbir şekilde kabul edilemez bir durumdur. Madde bağımlısı olanların tedavisi ise özel ortamları, tedbirleri ve özel olarak eğitilmiş personeli gerektirmektedir. Ruh Sağlığı Platformu'nun kuruluşundan itibaren vurguladığı en önemli konu Türkiye'de bu zorunlu tedavi ortamlarıyla ilgili uygulamaların yasal altyapısını düzenleyen bir Ruh Sağlığı Yasası'nın olmayışıdır.
Hastaların hak ihlalini ortaya serme amacı güden TV programındaki çekimlerde hastanın kimliğinin gizli kalması hakkının ihlal edilmiş olduğuna da dikkat çekmek istiyoruz. Bu programda hem hastalar "deşifre" edilmiş, hem de süren bir ihlalin varlığı bilindiği halde yasal yollarla durum gerekli mercilere intikal ettirilmeyip TV programına malzeme toplanmaya devam edilmiştir. Ayrıca, yayın için iki ay gibi uzun bir zamanın beklenmesi şeklindeki tutumun etik yönden değerlendirmesinin de yapılması gerektiği kanısındayız.
Öte yandan haberlerden öğrenildiğine göre açılan adli soruşturmalar nedeniyle programın müdahaleli bir yansıtma olma olasılığından söz edilmektedir. Bu doğru ise ruh sağlığı alanının kötüye kullanılmasının, her türlü toplumsal sınırı aşan bir boyuta ulaştığını üzüntüyle görüyoruz.
Ruh Sağlığına ayrılan payın hem sağlık hizmetleri içinde gereken düzeyde olmaması, bu nedenle ruh sağlığı yardımcı personelinin hem eğitim hem de sayıca yeterliliği konusundaki eksikler hem ruh sağlığı çalışanlarını (psikiyatri uzmanı ve asistanı, psikolog, hemşire, sosyal çalışmacı, yardımcı personel), hem de hastaları, hasta yakınlarını ve tüm kamuoyunu olumsuz etkilemektedir.

  • Ruh sağlığı Yasası'nın bir an önce çıkarılmasını
  • Ruh sağlığı hizmetlerine ilişkin reformun zaman kaybedilmeden uygulamaya koyulmasını
  • Ruh sağlığı alanında çalışan elemanların eğitimine önem verilmesini
  • Medya kuruluşlarının yayınları sırasında hasta hakları konusunda duyarlı olmalarını talep ediyoruz.
    Kamuoyunu ruh sağlığı reformu ve çabalarına destek vermeye çağırıyoruz.
    Ruh Sağlığı Platformu Yürütme Kurulu