Seçtiniz mi bari?

Türkiye siyasetinin sınırlarını belirleyen Merkez'i çekiştire çekiştire CHP-MHP olarak tescil etmeye çalışan zevat, acaba şimdi zil takıp oynuyor mu?

Türkiye siyasetinin sınırlarını belirleyen Merkez'i çekiştire çekiştire CHP-MHP olarak tescil etmeye çalışan zevat, acaba şimdi zil takıp oynuyor mu? Yoksa gözlerinde yaşlarla dev bayraklarını musandıraya kaldırma hazırlığında mı? Ben, elbette bu yazıyı, bu bilgiye ulaşamadan yazıyorum.
Bu seçimlere katılım oranının diğerlerinden yüksek olacağı anlaşılıyor. Seçmeni oy vermeye kışkırtan, askerin de katılımıyla körüklendikçe kızışmış gerilim, doğal olarak. Çoğu şehirlide bu seçimlerin hayati olduğuna dair bir inanç var. Demokrasiye sahip çıkmak, vatanı böldürmemek, Ata'nın kemiklerini sızlatmamak, zinde güçlerin oyunlarını boşa çıkarmak ve benzeri saiklerle sandığa koşuyorlar.
Oysa nihilizm şerbetinin tadından hiç hoşlanmasam da anonim bir deyiş hatırlatmak istiyorum: "Oy vermek bir şeyleri değiştirecek olsa çoktan yasaklanmış olurdu."
Sonuçta bu seçimin de diğerlerinden bir farkı yok.
Bize bir sürpriz sunabilecek olanlar da yine kararsızlar.
Asıl merkez, sessiz sedasız duranlar.
Bu seçimde de kendilerine AKP ile CHP-MHP ikileminden başka bir seçenek sunulmamış mutsuz kesim çoğunlukta.
Onların oyları yüzer gezer.
O da kalkıp oy vermeye mecalleri kalmışsa.
Karar veremez halde bırakılmışlar. Siyasi partiler, kimsenin hayatı üstüne bir söz üretmeden, kimseye yepyeni bir hayat ihtimalinden söz etmeden, insanları çok ilgilendirdiğini sandıkları bir tavla tahtasının başına oturmuş, pul şaklatıyorlar. Daha önce de kararsızların bir küfür olarak anılması üstüne yazmıştık.
Her seçim öncesi kararsız seçmenlerin oranı çevresinde yaratılan yapay gerilim, hayatımızın artık sorgulamadığımız bir parçası haline geldi. Doğası icabı kendilerini kararlılar cephesinde gören akil adamlar, neredeyse kararsızların ülkemiz demokrasisi için en büyük tehlike olduğunu söyleyecek. Onlar yüzünden hiçbir hesap çarşıya uymuyor. Onlar yüzünden sisteme karşı güçler iktidara kadar 'sızabiliyor'. Onlar yüzünden ortak programımızı 'hayata geçirmek' mümkün olmuyor. Velhasıl, yüzer gezer bir cahiller ordusu, bu kararsızlar. Üstelik onları, kararsızlıkları sonucu ülkemizi bekleyen felaketler konusunda onca uyarmamıza karşın hâlâ odun suratları, dik kafalarıyla asap bozucu bir belirsizlik kisvesi altında öylece duruyorlar. Kardeşim, rengin ne? Hangi partiye oy vereceksin? Ülke elden gidiyor, irtica yine kapıda, uygarlığın yolu belli, güçlü iktidarın yolu da. Niye hâlâ salak salak bakıyorsun? Hay, oyuna tükürdüğümün bilinçsiz cahili!
Sistemin tıkanıklığı sonucu hayal kırıklığına uğrayan kitlelerin doğal olarak karar vermekte zorlandığını söyleyerek kendini muhalif zannedenler de cabası. Onlar da kararsız halkına, için için gıcık oluyorsa da bunu belli etmeden, şefkatli bir dille yaklaşıp, muktedirleri ittifaka zorlayarak bir çekim alanı yaratmayı amaçlayan kararlılar.
Tepki oylar kavramının mimarı da ağırlıkla bu kesim. Seçim yorumlarının çürük sakız misali hayatımıza sıvanan bezdirici atmosferinde kimi oylar, sağlıklı. Onlar, tepkisel değil.
Tepkisel olanlar, yine yukarıda andığımız hayal kırıklığı sonucu çoğunluk yanlış oluşumlara yönelen oylar. Yanlışın nasıl saptandığı ise hemen hepimizin malumu. Farklı renklerin, farklı görüşlerin Meclis'te temsil edilmesine olanak sağlayan bir demokrasi örgütlenmesine sahip olmadığımıza göre mümkün olduğunca ortada buluşup memleketin yararına güçlü bir hükümet kurulmasını sağlamak, yegâne meşru KARAR. Bu kararı bir solukta onaylamayan, erken ilan edilen konsensüse direnenlerse kararsız. Seçmen olmasa demokrasi ne kadar sağlam otururdu yerine.
Sabah akşam maç heyecanıyla, bu emri büyük yerden kararın, biz potansiyel kararsızlara yönelik sergilediği ittifak pazarlıkları müsameresini izliyoruz. Ülkeyi kurtarmak için yola çıkmış aklıselim sahibi ortalak muktedirler, bize bir ortalama çıkarmak için gecesini gündüzüne katmış. Ortanın en ortasını kerterizlemeye özen gösteriyorlar. Ama ortaya çok uzak kalanlar, ortanın ezip tükettikleri, domuz gibi bakıyor hâlâ. Orta, onlara çok uzak. Onlar, kararsız.
Kararsızların oranının hesaplanabilirliği, başlı başına bir yalandır. Ortada kişisel karar diye bir mevhum kalmayınca kararsızların toplumun geleceğini belirleyeceği safsatası da kendi iktidar mücadelesini meşrulaştırabilme konusunda sıkıntı çeken kararlıların şişirmesinden başka bir şey değildir.
Şimdiye sahip çıkacak malzemesi olmadan gelecek duygusunu yitiren insanlar, kararsızlığın gerilimini yaşamaz. Onlar, artık kararla işlerinin olmayacağına, zarın çoktan atılmış, kararın çoktan verilmiş olduğuna aymıştır.
Kararsız denilen insan kitlesi, aslında hevessizdir. Kendinde iktidar vehmetmekten istifa etmiştir. Karanlık bir kalabalık olarak orada, sessizce dikilmektedir. Şu an gözünü ufka dikmiş, küskün bir ifadeyle herhangi bir sürüye sayılmayı reddederken, belki de kendisine bahşedilmiş son iktidar kırıntısıyla muktedirlerin vahşi tekerleğine bir çomak soktuğu hissine yazılıp mütevazı bir zevk peşindedir.

Kararsız ile bağımsız
Kimilerini demokrasi ülküsünün dürtmesiyle gururla titreten bu seçimlere nasıl geldiğimizi unutmuşa benziyoruz.
Bu seçimlere karar verenin askerin muhtıraları olduğunu; ülke çapında yaratılan seferberlik duygusunun demokrasiyle en ufak ilgisinin bulunmadığını hatırlarsak bu seçimin 'Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi' safsatasını da yerli yerine oturtabiliriz.
Yüzde 10 barajının üstünde güven içinde oturan, eski gazino kadrolarını hatırlatan siyasi partilerimiz, medyanın da dayatmasıyla en merkez olmanın peşinde. En değerli başyazarımız ne diyordu: "Türk halkının yüzde 80 gibi ezici bir çoğunluğu merkez partilere oy veriyor. Bu oran, iyi kötü Meclis'e de yansıyor. Yani Meclis'teki iktidar dağılımı halkın iradesini yansıtıyor."
Hakikatin bu dökümü, ısrarlı edepsizliğiyle sistemi işlemez hale getiren yüzde 20'nin şiddetle tembih edilmesinin kaçınılmaz bir zaruret haline geldiğini belirtmiyor mu?
Yüzde 10 barajını aşamayanlar, çatlasalar aşamayacak olanlar zaten söz konusu değil. Türk halkının artık vakit kaybetmeden merkezde buluşmasının vakti gelmiştir. Yüzde 99'u Müslüman, yüzde 80'i merkez parti seçmeni olan milletin artık her alanda yüzde 100'ü tutturması gerekmektedir. Bu hedef, önümüzdeki beş yıllık kalkınma planının belkemiğini oluşturmaktadır. Meydanlara çıkıp hep birlikte "Yüzde 100! Yüzde 100" diye coşkuyla haykırmanın zamanıdır. Kamran İnan'ın telaffuzuyla hâlâ kulaklarımızda çınlayan 'totaliter' rejimlerden kaçınmak için o rejimlerin rüyalarında bile göremediği 'total'i yakalamalıyız.
Oysa baraj bu seçimlerde çatladı. Bağımsızlar bu kez Meclis'te asla söz alamayanların temsilcileri olarak Meclis'e sızacak.
Başbakan, son ziyaret ettiği seçim meydanlarında halkını onların var olduğu bir Meclis'in kavga gürültüden iş yapamayacağı konusunda uyarıyordu. Bu kaygılı dil, artık bağımsızların da siyasi bir güç olarak kale alındığının resmidir.
Bağımsızlar, siyasetin asıl merkezinde uğuldayan kararsızların önemli bir kısmını da temsil etmeye soyunuyor.
Her şeyin biraz daha açık tartışılabileceğini; örtbas edilen, gündeme tutunamayan sorunların daha sıklıkla önümüze geleceğini söyleyebiliriz.
Bu seçimlerden çıkacak en hayırlı sonuç, kararsızların bağımsızlarla buluşmuş olmasıdır.