Tali'nin hikâyesi

Tali Fahima sonunda serbest bırakıldı.</br>Fahima, 2004 yılında Batı Gazze'ye gittiği, düşmanlarla görüştüğü ve onlara ordu belgelerini tercüme ettiği gerekçeleriyle tutuklanmış bir İsrail vatandaşı.

Tali Fahima sonunda serbest bırakıldı.
Fahima, 2004 yılında Batı Gazze'ye gittiği, düşmanlarla görüştüğü ve onlara ordu belgelerini tercüme ettiği gerekçeleriyle tutuklanmış bir İsrail vatandaşı.
Ona "Arapların orospusu" dendi. "Vatan haini" ilan edildi. Ona iyi bir Yahudi olmayı öğretmeye ant içmişlerdi. Günde 16 saat boyunca kollarını oturduğu sandalyeye kelepçeleyerek sürdürdüler bu eğitimi. İsrail gizli servisi Şin Bet, kararlıydı. Tali, iyi bir Yahudi olmayı beceremeyince hapse atıldı. 30 aydır ağır koşullarda, yatıyordu. Artık serbest. Ama ülkeyi terk etmesi, Filistin bölgelerine yaklaşması hâlâ yasak.
3 Ocak günü Ayalon hapishanesinin kapısında onu bekleyen bir grup içindeki Michael Warchawski, kendisinin de bundan 16 yıl önce aynı kapıda dostları tarafından karşılanışını yâd ediyor.
O kapıda Tali'yi bekleyen onlarca İsrailli genç aktivistin portresini çıkarmaya çalışıyordu. "İlk intifadayı duymamışlar bile. FKÖ hakkında bir şey bilmiyorlar, ve besbelli Edward Said'i okumamışlar. Siyasi bilinçleri sadece aklıselim ve vicdanla yoğrulmuş.
Bu, onları kendilerinden önceki kuşaklardan daha az siyasi kılmıyor, ama daha kararlı ve adalet mücadelesi konusunda daha uzlaşmasız kılıyor."
Tali, tahliye edildikten sonra Guardian gazetesine verdiği ilk söyleşide anlatıyor: "İlk suçum Shin Bet'le çalışmayı reddetmemdi, ikincisi Filistinlileri ziyaret etmeyi sürdürmem, üçüncüsü de İsrail'in katliam politikasını protesto etmem." Tutuklandıktan sonra dokuz ay boyunca bir hücrede tecrit edilmiş, kitapsız ve televizyonsuz bırakılmıştı. "Yatağıma uzanıp Cenin'i düşünürdüm; orada tanıdığım insanları, olup bitenları. Yalnızlıktan hiç sıkılmadım" diyor.
Hiç yılmamış.
"Şin Bet'in nasıl çalıştığını öğrendim. İsraillileri de Filistinlileri de, hepimizi nasıl terörize ettiklerini öğrendim. Devletimizin
nasıl çalıştığını öğrendim. Bizim adımıza yapılan şeylerin nasıl
bizden saklandığını öğrendim."
Tali Fahima'nin hayatı 28 yaşındayken değişti. Kiryat Gat'da doğmuştu. Liseyi zorlukla bitirmişti.
23 yaşında Tel Aviv'e taşındı. Sıradan bir sekreterdi. İsrail ordusunda askerliğini yapmıştı. 'Sol' kelimesi bile onu irkiltiyordu. Hatta Şaron'a oy veriyordu. "Arapların bu topraklarda yaşamaması gerektiğini düşünecek şekilde büyütüldüm. Bir gün, bilgilerimde birçok eksiklik olduğunu, medyanın bizden çok şey sakladığını fark ettim. Jeton düştü. Mesele insan meselesiydi. Onların hayatlarından biz de sorumluyduk. İşte o gün televizyon seyretmeyi bıraktım." Yalnız yaşayan bir kadındır. Siyasi bir görüşü yoktur ama meraklı ve inatçıdır.
Web sitelerine merak salar. Arap sitelerini taramaya başlar. Filistinlilerle tanışır. O sitelerde İsrail'de asla göremeyeceği fotoğraflarla karşılaşır. Yavaş yavaş katliamın ne anlama geldiğini kavrar. Sonra telefona sarılır. Maaşının büyük kısmı telefon faturalarına gitmektedir. Bir gün 'mail'leri arasında bir çağrı bulur. Polis karakolunda beklenmektedir. Şin Bet'ten bir adam onu sorgular. Araplarla neden görüştüğünü, bir gruba dahil olup olmadığını sorar. Tali için henüz telaşlanacak bir durum yoktur.
2000 yılında bir gazetede El Aksa militanı Zekeriya Zübeydi ile yapılmış bir söyleşi Tali'nin hayat hikâyesinin dönüm noktasıdır. Zübeydi, medyada hep yansıtıldığı gibi bir canavar değildir. Zübeydi'nin dostlarıyla birlikte annesi bir barış tiyatrosu kurmuş aydın bir kadındır. Kapıları İsrailli barış aktivistlerine de hep açık olmuştur. Ama İsrail'in bir operasyonunda Zekeriya'nın kız kardeşiyle birlikte bir bombardımanda hayatını kaybetmiştir.
Söyleşiyi yapan gazetecinin aracılığıyla Tali ve Zekeriya ilk olarak telefonda beş saat konuşurlar. Tali, bu 'canavar'ın korkunç koşullarda yaşatılan kendi yaşlarında bir insan olduğunu fark eder. Uzun bir serüvenden sonra onu ziyaret etmek için yola çıkar.
Amacı, Filistinlilerin İsrail'e saldırmalarının nedenlerini öğrenebilmektir. Zekeriya'yla tanışması, onunla uzun tartışmaları, orada görüp işittikleri Tali'nin canını yakar. Düzenli olarak Cenin'e gidip gelmeye başlar. Cenin, bir İsrail saldırısı sonucu yerle bir edilmiştir. Orada yüzlerce insanla konuşur. İntifadanın gerekçelerini, İsrail işgali altında yaşamanın zorluklarını görür.
Ha'lr gazetesine bu görüşmelerini yazdığında artık tetiğin ucundadır.
Tali Fahima, iki halkı birbirinden ayıran duvarlara karşı. İsrail'in
üç kez suikast düzenleyip öldürmeyi başaramadığı, bir türlü kıstıramadığı bir adamla görüştüğü için, Filistinlilerin acılarını dile getirdiği
için, barış istediği için suçlu bulundu.
Uzun süren işkenceli sorgulanması sırasında Şin Bet, gazetelere
Zübeydi ile aralarında bir ilişki olduğu çıtlatıldı. Her iki taraf da
bunun doğru olmadığını söylüyor.
Tali, "İkimizi de kötülemek, karalamak için başvurulmuş bir
Şin Bet taktiği" diyor.
Arapların orospusu, düşmanın kadını olmak, vahşi savaşçıların ona uygun buldukları imge, doğal olarak. Dünyanın her yerinde kanseverlerin taktikleri ve düşgüçlerinin sınırı üç aşağı beş yukarı aynı değil midir?
Rachel'i hatırlar mısınız?
23 yaşındaki barış eylemcisi Rachel Corrie, İsrail Ordusu'nun Gazze şeridinde Filistinlilerin evlerini yıkmasına engel olmaya çalışırken bir buldozer tarafından ezilmişti. Ajanslar Rachel'in katledilmeden bir dakika önce çekilmiş fotoğrafını bütün dünyaya geçtiler. Buldozer tarafından iki kere üstünden geçilmiş haliyle birlikte. Bu Amerikalı genç kadının yıkıntıların üstünde bir buldozeri durdurmaya çalışan haliyle ışığının söndüğü, ezilmiş başı arkadaşlarının kucağındaki hali unutulmayacak.
Karanlığın yüreğine doğru bir yolculuğa çıkmıştı. Korunaklı küçük şehir hayatından sonra insanlığın en gerilimli, en büyük zulme direnen haliyle yüzleşti.
Yüreği kanatlandı. Yaşadıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini
anasına yazdığı mektuplarda dile getirdi. "Hepimiz, diğer çocukları merak eden çocuklarız" diyordu.
"Gerçekten de dünyada böyle bir zulmün kıyamet koparmadan geçiştirilebilmesine inanamıyorum. Canımı yakıyor, geçmişte de yaktığı gibi, dünyanın böyle korkunç bir hale gelmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek..Yukarıda sıraladığım onca durum ve dahası usul usul, çoğunluk örtük ama son derece güçlü bir biçimde, belirli bir insan gurubunun hayatta kalma yeteneğini elinden almaya yönelik. Burada gördüğüm, bu. Suikastlar, roket saldırıları ve çocukların katledilişi korkunç, ama bunlar üstüne düşünürken işin asıl bağlamını gözden kaçırıyorum korkusu içindeyim. Buradaki halkın büyük çoğunluğu, kaçabilecek ekonomik durumları olsa bile, topraklarında direnmekten vazgeçip buraları terk etmeye kalksalar bile (Sharon'un olası amaçları içinde daha az alçakça olanı da bu görünüyor) gidemezler.
Çünkü vize başvurusu yapmak için İsrail'e bile giremezler ve zaten
hiçbir ülke onları kabul etmez (bizimki de Arap ülkeleri de). Dolayısıyla bütün hayatta kalma yolları kesilmiş, insanlar içinden çıkamayacakları
bir hapishanede (Gazze) tutuluyorsa, bence buna jenosit denir."
Rachel, ölebileceğini düşünmüş müydü? Mutlaka. Ama o zaten
çoktan hayatın öte yanına geçmişti. Gönüllü olarak büyük zulmün
menziline yerleşmiş, insan olmanın o en çıplak, en uçucu halini paylaşıyordu. Artık dönemeyeceğini, aynı Rachel olamayacağını hissediyor, bunun coşkusuyla yanıp tutuşuyordu. Şehitlik mertebesinin cazibesi
değildi gözlerini kamaştıran. Ne de ayrıcalıklı bir hayattan istifa etmenin kahramanca gururu peşindeydi. O, kendisini bütün dünyadan sorumlu hissedecek kadar saf, bütün dünyayı kendi bahçesi görecek kadar masumdu.
Tali, Rachel ve dünyanın bütün 'diğer çocukları merak eden çocuklar'ı insanlığı onurlandırıyor.