Uzlaşma adayına bir bakın

Adı muhayyel müstakbel cumhurbaş-kanları arasında sıkça geçen Vecdi Gönül hakkında nasıl bir duyguya sahipsiniz?

Adı muhayyel müstakbel cumhurbaşkanları arasında sıkça geçen Vecdi Gönül hakkında nasıl bir duyguya sahipsiniz?
Eşinin başı açık olması hasebiyle bir uzlaşma zemini olarak ufkumuza gerilen Milli Savunma Bakanı'nın başka ne gibi özellikleri aklınıza geliyor?
Eşin başının açık olması, deniz manzarası gibi bir şey midir? Devletin gözünde muteber olmadığını bildiğimiz bir partinin bu güzide evladının rantı nasıl birdenbire artmıştır? Aslında, beyefendinin onca seçkin özelliğinin yanında mükemmel bir teferruat, eşinin saçları.
70 yaşına ramak kalmış olan Vecdi Gönül, eşi bir yana, AKP'nin sigorta bobinlerinden biri. Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile birlikte . Onlar, biliyorsunuz, 'Devletin bakanları' olarak görüldü hep. Gönül'ün de Aksu ve Çiçek gibi Ankara'da devletin bürokratik kademeleri ile ilişkileri iyi. Dolayısıyla bir tür sınıf mümessili gibi. Öncelikle, Mehmet Keçeciler'le birlikte 1970'li yıllarda dönemin Millî Selamet Partili İçişleri Bakanı Korkut Özal'ın ekibinde yer almış olmasına rağmen mürteci olarak yaftalanmamayı başarmış biri. Nitekim, ANAP iktidarları döneminde Ankara ve İzmir Valiliği, Emniyet Genel Müdürlüğü yaptı. Sonra Sayıştay Başkanı oldu. Partisine gelen saldırılar karşısında sesiz kalmayı biliyor.
Militan bir AKP'li değil kısacası.
Bu sebepledir ki, TSK ile AKP arasında güvenli bir köprü, zatıâlileri.
Askerle de arası gayet iyi. Nitekim ANAP'ın kurucusu Mehmet Keçeciler, Kenan Evren Köşk'te olduğu sürece Özal hükümetlerinde bakan olamazken, Gönül bürokrasinin en üst basamaklarında cirit atıyordu.
Özkan ve Kırıkkanat'ın sevgili 'Paşam'ı emekli orgeneral Kemal Yavuz'un bir programda içini çekerek, "Keşke Vecdi Gönül'ü cumhurbaşkanı yapsalar" demesi de boşa değil. Meğer Gönül ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 1965'te askerliklerini Ankara Polatlı'daki Topçu Okulu'nda yedek subay olarak yaparken Yavuz da yüzbaşı rütbesiyle burada görevliymiş.
Asker ocağından tanıyorlar birbirlerini. Gönül'ün AKP çizgisini pek umursadığı yok. Örnekse, partisi YÖK'le gırtlak gırtlağayken bir üniversite açılışında yaptığı konuşmada Türkiye'de bazı çevrelerin YÖK aleyhine konuştuklarından yakınıyor ve şöyle söylüyordu: "YÖK kurulmadan önce eğitimde yüksek tahsil seviyesinde bulunan gençlerimizin ancak yüzde 8'i üniversiteye girebiliyordu. Bugün İhsan Doğramacı'nın kurduğu YÖK sayesinde bu oran yüzde 26'lara çıktı."
Gönül, AKP içinde sessiz sedasız, partinin aile fotografında gölgede duran adam olarak kilit bir rol üstlenegeldi. Sözgelimi 2002 seçimleri öncesinde milletvekili adaylarını belirleyen birkaç kişilik komisyonun üyelerinden biri de oydu.
Ezcümle, gönülsüz AKP'li, ele güne karşı laikliğin ve askerin parti içi temsilcisi gibi. Bir siyasi gözlemcinin de onun hakkında, "Vecdi Gönül, Köşk'e çıktığı anda Tayyip Bey'in elinden kayar" demesi partiden bağımsız duruşunu işaret ediyor.

Silahlar benden
Bakanlara keseden birer silah hediye edilişi üstüne çok yazıldı. Milli Savunma Bakanı çiçek yollayacak değildi ya, demeyin. Bu hediyenin böylesine doğal görülmesi karşısında basın da tepki göstererek bu tutumu en azından yakışıksız bulduğunu belli etti.
Gönül'ün açıklamasıysa şöyleydi: "Girsan-MKEK ortak yapımı olan ve tamamen yerli üretim 'Yavuz 16 Standart' model tabancalar, Türk Silah Sanayii'nin teknik olarak geldiği noktayı en iyi şekilde gösteren mükemmel ürünler olup, kampanya fiyatı ile tanesi 600 YTL'den satın alınmıştır. Takdir edilir ki, bu tabancaların hatıradan öte başka bir işlevi olmayacağı aşikârdır. Hukuka, örf ve adetlerimize tamamen uygun, biraz da duygusal bir olayın yeterli bilgiye sahip olunmadan ve şahsıma sordulmadan yayına konu yapılması fevkalade üzücüdür."
Bakanın bu duygusallık gösterisi üstünde durmaya gerek yok. Kendisinin örf ve âdetlerinden beslenen bir silah aşkı olduğunu biliyoruz. Kişisel silah satışlarında taksit uygulamasını canla başla savunmuştu. Her eve bir silah kampanyası hakkında "Kurum, satışlarında parasını bir seferde tam olarak almakta, ancak bankalar kredi kartlarına taksit uygulayabilmektedir. Satışlar bir defaya mahsus ve elde mevcut birikmiş stokların eritilmesiyle sınırlıdır. Uygulamanın illegal yollardan yurda silah sokulmasını da önlediği değerlendirilmektedir."
Yerli malı kullanmanın, kaçağa korsana sahteye yüz vermemenin yararlarını da hatırlatıyordu bakanımız.
Bakanımız fevkalâde milli hislere sahip bir fikir adamı, aynı zamanda. Son derece mutlu bir Türk. O kadar ki, bir demecinde, Türk kadınının evinin süsü, erkeğinin şerefi olduğunu belirterek, "Batı kadınları ise maalesef ezilmektedir" demişti. AKP Kocaeli İl Kadın Kolları Teşkilatı'nca düzenlenen Dünya Kadınlar Günü Dayanışma çayı'na eşiyle katılan Gönül, toplumda kadının yerinin çok önemli olduğunu belirterek şunları söylüyordu: "Bugün iktidardaysak, sizlerin sayesinde. Sizler oy verdiniz, eşlerinizi teşvik ettiniz, sizlerin sayesinde Türkiye'de bugün huzurlu günler meydana geldi."
Konuşmasında ne kadar yaratıcı bir toplumbilimci olduğunu da kanıtlıyordu. Dünya Kadınlar Günü kutlamalarının neden Batı'dan geldiğini, o konuşmayı hatırlamıyorsanız, kesinlikle bilmiyorsunuzdur: "Bizim kadınımızın böyle bir talebi yoktu. İnsanlar her zaman kendinde olmayanı ister. Batı kadınları da 'Keşke Türk hanımlarının yerinde olsaydık' diye düşünürler. Avrupa'da 450 milyon insan yaşıyor, bunların yüzde 27'si evlilik dışı doğmuştur. Demek ki 100 milyondan fazla insan, evlilik dışı doğmuş. Bunun ahlâki tarafını bir kenara bırakıyorum. Bu çocukların yetiştirilmesi, kadınların, annelerin üzerinde kalmış."
Böylesine derinlikli bir analizin sahibinin bütün bakan arkadaşlarına şöyle ortaya karışık silah ısmarlamasında şaşırtıcı bir yan yoktur.
Vecdi Gönül, devletin en arkaik yüzünü temsil ediyor. Avradın süs, atın arkadaş, pusatın yoldaş olduğu bir "örf ve âdetler' manzumesi ile emzirilmiş, milli duyguları aklına galebe çalan bir erkek.
Açıkça söylemeli: Bu millet, silah karşısında derin bir saygıyla titremekte. Saygıyı, hayranlığı ancak korkuyla perçinleyebilen; ananeler, raconlar söz konusu oldu mu akan suları durduran bu millet, töre indirimleriyle cinayetleri kutsayan bir hukuk geleneğinin kurbanları. Aile arasına girilmez düsturuyla yol ortasında karısını usul usul doğrayan bir adama dokunmayan emniyet güçlerinin koruduğu millet. Mahallesindeki bir eve dalıp kim var kim yoksa tarayan polisini yıllar boyu alkışlamış millet.
Amatör banka soyguncularını kafalarından vurup öldüren koruma görevlisini kahraman ilan eden millet. Bu milletin bayan başbakanı gözde bürokratlarına, karanlık yandaşlarına tabanca hediye ederdi. Ölenle öldürenin şerefine kefil olduğunu açıklar, kana tapardı. Silah koleksiyonu yapan, birbirlerine muhabbet patlamalarında sedef kakmalı silahlar hediye eden büyüklerin aklıselimine kalmadı mı bu memleket. Birkaç yıl önce gazetelerde Sarsılmaz firmasının özel olarak ürettiği 1.2 milyarlık altın kaplama tabancayı Başbakanımıza hediye ettiğini unuttunuz mu? Onun da bu hayli pahalı hediyeyi gururla kabul ettiğini. Yine yakın geçmişte yüzünde gururlu bir mücahide ifadesiyle tabanca atan belediye başkanı eşinin fotograflarını unuttunuz mu? Kıçındaki tabancayı sallayarak gezen imparator lakaplı şarkıcılara, silahın altınıyla tartılan, etrafına ikram eden başbakanlara, forsunu kullanıp ruhsatını bağışlayan içişleri bakanlarına, nişan alıp resme çıkan yılışık hanımlara alışık değilmiş gibi bebecikleri gelip bulan kurşunları atanlara maganda diyen riyakâr millet.
Silah, bu toprakların söylencesinde mertlikle, delikanlılıkla, yiğitlikle birlikte anılır. Gerektiğinde tespih çeker gibi çekilecektir.
Çocuklarının silah markalarını su gibi ezbere saymasına dangalakça sırıtan ana babalar, bebelerin ölüm oyunu oynamasına göz yuman yetişkinler, silahını göstere göstere taşıyan yiğitlere gıptayla bakan, oyuyla seçmiş olduklarının ateşli silahlarla olan tanışıklığını şuncacık yadırgamayanlar işte böyle bir hayat örüyorlar.
Vecdi Gönül, şimdilik onların son umudu. Süsünün başı açık. Kendisi yiğit mi yiğit.