Yabancı kadın

Aile albümünde tecavüz edilen yabancı kadınlar hep olmuştur. Turisttirler.

Aile albümünde tecavüz edilen yabancı kadınlar hep olmuştur. Turisttirler. Ya da görev icabı bu topraklarda ikamet etmektedirler. Ya da bir Türk'e gönül vermiş yerleşik yabancı konumundadırlar. Kendilerine yönelik ikircikli bir duygunun menzilinden kurtulamaz, çeşitli biçimlerde hırpalanırlar. Yabancı kadınlara yönelik yakıcı şehvet ve ona eşlik eden parçalayıcı nefret vahşete patladığında, bunun bize duyuruluş biçimi de çoğunluk imalarla yüklü ve uğultuludur. Medyanın bu tür vakaları yansıtışında mahcupça örtmeye çalıştığı Türk erkeği 'refleksi'ni okumak mümkündür. Kurban fahişe midir? Burada ne aramaktadır? Türk erkeğinin methini duyup da mı gelmiştir? Kısaca kurban, gerçekten kurban mıdır? Haberi iletirken kullanılan dil, amaçlanan müphemliğe uygundur; onaylamaz görünürken vahşeti gerekçelendirebilmenin ipuçlarını da sunar. Kurbanın kimliği üstüne kafalar karıştırılır; portresi en azından kadınca bir eblehlik, bağışlanmaz bir temkinsizlikle gölgelenir. Zaten bu topraklarda herkes, yabancı kadınların mezhebi geniş olduğunu bilir.
Özgürlüğün imkânlarını hissettiren varlığıyla yabancı kadın, açık taciz odağıdır. Hele kordiplomatik bağlantıları olmayan, buranın yerleşik kasaba düzenine transfer olmuş dönme bacılar, ne kadar çırpınsalar kanlarında cirit atan hafifliği Türk erkeğine bir türlü unutturamazlar.
O kışkırtıcı hafiflik, onlara uygulanan her türlü vahşetin suç karşılığında doğal hafifletici unsur olarak hesaba katılacaktır.
Tarkan olsun, Karaoğlan olsun, kaç kuşağın çocukluğundan itibaren elinden tutan gürz bilekli Türk yiğitleri, Bizans'a vardıklarında âdetleri farklı bir dünyanın hafif kadınları tarafından el üstünde tutulur, Evdoksiyaların belini kırar, Katerinalara ağzını siler. Popüler kültürümüzde yabancı kadın hiçbir zaman güçlü ve tekinsiz bir Medea olarak değil, cinselliğini kullanarak yiğidi yoldan çıkarmaya çalışan dişi örümcek olarak sivrilir. Maksat yara almadan onun sırtını yere getirmek, haddini bildirmek ve iffetli yuvaya muzaffer dönmektir. Bir yandan dış dünyayı temsil eden yabancı kadının vaat ettiği özgürlükle başı dönen haz adamı
olarak bu sınavdan kasıklarının hakkıyla çıkacaksın, öte yandan kendi hücrenin iç duvarlarını berkiteceksin.
İffetin sılada bekleyen cehennem olduğunu her Türk bilir.
Ne kadar Leyla olsa da
Türk erkeğinin en güçlü olanı polistir. Trabzon'da Rus kökenli Natalia Öztürk'e, kendilerine adres sorduğunda arabaya alıp kaçırarak tecavüz eden şanlı Türk polisinin kendi mutlak iktidarından bir an olsun kuşku duyduğunu sanmıyorum. Bu haberi, 'Evliyim dedi, dinletemedi' başlığıyla veren
'Türkiye'nin en iyi gazetesi', tecavüzcü polislerden çok farklı bir mantığı yansıtmıyor. Polisin tecavüz hakkını bekâr kadınlarla sınırlayan bu salyalı bakış da Trabzon'da elini kolunu sallayarak gezen, üstelik adı Natalia olan bir kadının bir kazaya kurban gitmesini doğal karşılıyor besbelli.
Olay sonrası gizlenmeyi reddedip tecavüzcülere hukuk savaşı açan Natalia'yı önce Türk kocası boşadı. Ailesine kabul ettiremezmiş.
Romen asıllı Lacramioara Bozacı'nın başına gelenleri hatırlamakta yarar var. Lacramioara, 1989 yılında tanıştığı Eyüp Sabri Bozacı ile evlenip 1993 yılında Türkiye'ye gelir. Müslüman olup adını Leyla olarak değiştirir. Üç çocukları olur. Büyüğü 12 yaşında, en küçüğü 10 aylıktır. Tatil için bir dostlarının Şile'deki yazlığına giderler. 30 Ağustos 2001 tarihinde Leyla ile arkadaşı Hülya çocukları uyuttuktan sonra Şile limanına gezintiye çıkar. Eve dönerlerken Şile Emniyet Müdürü'nün makam arabası yollarını keser, Emniyet Müdürü'nün koruması Kerem Döndü kimlik sorar. Hülya'nın bütün çırpınmalarına karşı üstünden kimlik çıkmayan Leyla'yı makam arabasına bindirip götürürler. Hülya, yakınlarına haber veremesin diye Mehmet Pot adında bir bar sahibi tarafından zorla alıkonur. Kerem Döndü ve polis memuru Benal Demir, Leyla'yı ormanlık alana götürür. Demir, Döndü'ye, "Bu kadın başımıza iş açacak. Öldürüp kurtulalım" der. Döndü ise, "Önce otele götürelim, hava aydınlanmadan dönüp öldürürüz" cevabını verir. Yalvarıp yakarmalarına aldırmadan Leyla'yı Şato Otel'e götürürler. Yol boyunca bir sürü insan arabayla yanlarından geçer. Bağırıp çırpınan, yardım isteyen kadına kimse ilgi göstermez. Leyla'nın kafasına silah dayayıp otomobilden indirirler. Saçlarından sürükleyerek otele sokarlar. Resepsiyon görevlileri, güvenlik güçleriyle dayanışmacı vatandaşlar olarak çırpınan kadına yardım etmekten geçtim, çıt çıkarmadan tecavüzcülere
odanın anahtarını verir. Leyla'ya defalarca tecavüz ederler. O, ağlayıp yalvardıkça,
'Yalvaran kadınlar bize daha fazla zevk veriyor' derler. Bu arada limanda rehin tutulan Hülya, arkadaşlarını görünce yardım ister. Barcı Mehmet kaçınca arkadaşlarıyla Leyla'nın tutulduğu otele koşar, görevliler onları içeri sokmaz. Gittikleri karakolda da kimse onlarla ilgilenmez. Yalnız yaşlı bir polisin verdiği akılla Gayrettepe'deki haber merkezini ararlar, oradan telsiz gelince karakol otele ekip göndermek zorunda kalır. Polisler, karakolda da Leyla'yı tehdit etmeyi sürdürür. Para teklifini kabul etmeyince tecavüzcü Kerem Döndü, kolundan tutup duvarlara çarpar. Savcı gelmese, Leyla'yı karakolda öldürüvereceklerdir.
Leyla ve yanında durduğu, onunla birlikte savaştığı için hemen herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanan, işinden atılan eşi Eyüp Bozacı hâlâ tehdit altında yaşıyorlar. Evlerinin sokağında bir polis arabası mevzilenmiş, durmadan onlara gözdağı veriyor. Sanıklardan Benal Demir tahliye edildi. Ne sanıyordunuz? Leyla çaresiz;
"Duruşmalarda polislerin rahat ve kendilerinden emin tavırları beni deli ediyor. Konuşmak isteyince sürekli susturuluyorum. Üçüncü duruşmada da azarlanırsam 'reddi hâkim' talebinde bulunacağım" diyor. Leyla ile Eyüp, aileleri ve çevreleri tarafından dışlanmış, yokluk içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Kendilerine vaat edilen yardımların hiçbiri gerçekleştirilmemiş. Leyla'nın saçları dökülüyor. "Toplum karşısında düştüğüm suçlu pozisyonu beni mahvetti. Ayrıca tanınmamak için saçlarımı kestirdim. Psikolojik destek vereceklerdi ama bir gün doktor gelmedi. Bırakın doktoru, tek bir ilaç vermediler. İş imkânı sağlayacaklarını söylemişlerdi, o da olmadı"
Hayalet uzuv
Uzmanlar yıllardır kolunu ya da bacağını kaybedenlerde rastlanan irkiltici bir özellik
üstüne çalışıyor. Özellikle kayıp henüz yeniyken insanlar kesilmiş ellerini, ayaklarını hissetmeye devam ediyor. Buna hayalet uzuv sendromu deniyor. Beynin, bir organı yitirmeye direnişi. Artık olmayan bacağın karıncalanması; çoktan kesilmiş elin kaşınması. Kimileyin bacakları olmadığını unutup yataktan kalkmak isterken yuvarlanıyorlar. Omzundaki kesik yerinin yumrusuna dokunduğunuzda elinin parmaklarını tutuyorsunuz hissi. Hayalet uzuv sendromu.
Toplumumuzun hayalet vicdan sendromundan muzdarip olduğuna inanıyorum. Kimi olaylarda çoktan yitirilmiş, yerinde yeller esen vicdanın olduğu yerde inceden bir kamaşma.
Bir karıncalanma. Gösterilen tepkiler zamanla sönüveriyor.
O karıncalanmanın yerini yitirilmiş vicdanın boşluğu alıyor. Hiçbir şey Leyla'nın acısını dindirmeyecek. Vahşice tecavüze uğrayan bu kadına; 'Sen ne biçim erkeksin, karıyı öldürmüyorsun' diye çevresi tarafından didiklenen kocasına, yokluk içinde acıyla büyütülen çocuklarına hiçbir yararı olmayacak Türk kamu vicdanının. Çünkü vicdanın hayaleti hiçbir yaraya merhem, hiçbir günaha tövbe olamıyor.