AB'de yeni 'ittifak'

İddia ediyorum... AB yolunda Türkiye'ye en büyük desteği verebilecek ülke Yunanistan'dır. Yer, onca rebetiko şarkıya konu olmuş Pire Limanı.

İddia ediyorum... AB yolunda Türkiye'ye en büyük desteği verebilecek ülke Yunanistan'dır. Yer, onca rebetiko şarkıya konu olmuş Pire Limanı. Mekân, iki katlı eski taş bir bina. Devlet dairesi. Yabancı diplomatların, gazetecilerin, öğrencilerin gümrük plakalı otomobilleri için işlemler burada yapılıyor. Geçenlerde, otomobilimin ruhsatını uzatmak için en az 40 memurun çalıştığı ve hiçbir zaman kalabalığa rastlamadığım, bilgisayar çağından habersiz bu devlet dairesine gittim. Upuzun koridorun bir ucundaki 19 numaralı odada çalışan üç memurdan birisi, beraberimde getirdiğim belgeleri inceledi ve doldurmam için iki ayrı başvuru formu verdi. Ardından birkaç dakika bir şeyler yazdı çizdi ve "14 numaralı odaya git, protokol numarası al ve yine bana gel" dedi. Protokol numarasının verildiği odada iki memur çalışıyor. Adamların tatlı sohbetlerini berbat ettim. Başvuru formuna protokol numarası vermek kolay iş olmasa gerek, yoksa bu kadar uzun sürmezdi. Protokol numarası almış her insan gibi ben de büyük bir mutlulukla 19 numaralı odaya döndüğümde, memur yine bir şeyler yazıp çizdi ve ödeyeceğim taşıt vergisi miktarının belirlenmesi için bu defa 1 numaralı odaya gitmemi söyledi. Koridorun diğer ucundaki 1 numaralı odada da durum öncekinden farksız. İki kişi oturuyor. Buradaki memurun hesabı kuvvetli şüphesiz, ama insan aklı bu, pek tabii yanlış yapabilir ve devletin parasını kimse çarçur edemez. Bütün bunların bilincindeki memur, amirlerinin herhalde uzun çalışmalardan sonra tanzim ettikleri listeye baktı. Listede belirtilen rakamı başvuru formuna yazdı. Hepsi o kadar. Sıra 23 numaralı odaya geldi. Burası vezne. Üç memurdan ikisi birbirine bakıyor nedense. Herhalde bir bildikleri vardır düşüncesiyle rahatsız etmek istemedim. Ha, işte şu üçüncü adam, diğer ikisine bakmıyor. Şansın böylesi olur. Aradığım memur da zaten o. Veznedarın ta kendisi. Müthiş bir kabiliyet. Hem makbuzumu hazırlıyor hem de durmadan konuşuyor.
İstanbul'u soruyor. Aynı noktaya uzun süre bakmanın gözlere zarar verebileceği düşüncesiyle olsa gerek, kısa bir ara vermeyi tercih eden memurlardan biri "Yahu şu veznedar çok becerikli. Hem konuşuyor, hem işini görüyor, hem de hiç hata yapmıyor" dedi. İltifattan kim hoşlanmaz ki... Ancak
az sonra veznedarın, nedense yüz ifadesi değişti. Üç satırlık makbuzumu bir kenara bıraktı, İstanbul için soru sormayı da. Masasındaki kâğıtları karıştırdı ve yeniden birbirlerine bakmaya devam eden iki memura "Ya biraz önce yaşlı bir kadın geldi ya, hadi gidip buluverin onu. Dikkatimden kaçtı 20 euro eksik vermiş" diye seslendi.
Eh kırk yılda bir hatanın sözü mü olur?
Veznede ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum. Bir ara pencereden limandaki gemileri seyrediyor buldum kendimi. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde de yaşanabileceğinden,
devlet kasasından bozuk para çıkmadığı
için 1.3 euro fazla taşıt vergisi ödememe aldırmadan yine 19 numaralı odanın yolunu tuttum. Huyuna suyuna ısınmaya başladığım memur, kısa bir incelemeden sonra "Tamam" dedi. Tuhaf bir sessizlik çöküverdi etrafa.
Ve ardından ekledi: "Şu ilerideki cam bölmenin arkasında oturan müdürden dört imza alacaksın. Sonra 9 numaralı odada oturan müdürden de beş imza".
Derin bir oh çektim. Endişem boşunaydı.
Koridorun yolu göründü yine. Müdürlerden ilki telefonda konuşuyor. Biraz bekledikten
sonra görgü kurallarını da çiğneyerek kulak kabarttım. "Kızım, ben hayatım boyunca istikarlıydım. Hiçbir zaman..." dediğine
göre, mutlaka amiriyle ciddi bir dosya
üzerinde fikir teatisinde bulunuyor. Ne yüzüme ne de masasına bıraktığım kâğıt yığınına bakacak vakti vardı. Basıverdi imzaları. İkinci müdüre gelince, o kesin çok büyük bir adamdı. Bana da baktı, kâğıtlara da. Yine koridor, yine 19 numaralı oda. Her
şeyin fotokopisi çekildi. Muhabbeti hayli ilerlettiğim memurla "Seneye görüşürüz"
diye vedalaştıktan sonra dışarı çıktım.
Artık kâğıt, imza, mühür enflasyonunun somut sonucuna geldi sıra. Otomobilimin aynı numaralı plakasında artık 2001 yerine 2002 diye yazacaktı. Burası Avrupa ülkesi, her şeyin kuralı var. Öyle her imalatçıdan plaka alamazsınız. Onu da da devlet baba belirliyor. Şimdi eğer imalatçı 10 km uzakta
ise bu fazla bir şey değiştirmez. AB ülkesinde yaşamak başka şey vallahi. Danimarka ile Lüksemburg ile aynı kulüpte olmak... İddia ediyorum... Yunanistan'ın AB'de 21 yıldır süren monoton yalnızlığını, üye olduğunda sadece Türkiye giderebilir.