AB'nin ton değişimi

Brüksel'deki AB zirvesinden gelen haberler hiç de fena değil. Türkiye'yle ilgili her gelişmeyi değerlendirirken son zamanlarda aynı nakarat haline gelen 'tarih verilmedi'den başlarsak, AB'nin nasıl çalıştığını...

Brüksel'deki AB zirvesinden gelen haberler hiç de fena değil. Türkiye'yle ilgili her gelişmeyi değerlendirirken son zamanlarda aynı nakarat haline gelen 'tarih verilmedi'den başlarsak, AB'nin nasıl çalıştığını çok da
iyi bilmiyoruz demektir. AB, siyahtan beyaza bir adımda atlamaz. Değişimi ağır bir tempodadır ve tüm renklerden tek tek geçerek beyaza ulaşır. Bir önceki zirvenin kararları, bir sonraki zirvenin rengini verir.
Atina'dan görüldüğü kadarıyla, öncelikle Brüksel'deki karar metninde, bir önceki Sevilla zirvesinden ve AB Komisyonu'nun ilerleme raporundan daha net, daha nazik bir dil kullanıldı. Ön plana, komisyon raporunun olumsuz değil olumlu bölümleri çıktı.
Dikkati çeken ikinci bir nokta, Brüksel'de beş büyük ülkenin Türkiye'ye verdikleri önemin vurgulanması oldu. AB'nin ağır topları, Türkiye'nin Avrupa trenini kaçırmayacak şekilde, müzakerelerin başlama tarihi konusunu, Türkiye'nin de gerekli adımları atması kaydıyla 2004'ün ikinci yarısından önce halledilmesi için gerekli siyasi iradeye sahip olduklarının sinyalini verdi. 'Şimdi' demiyorlar, 'Kopenhag' da demiyorlar,
ama giderek 'Evet tarih vereceğiz' diyorlar adeta.
Brüksel'den başka iyi haberler de var. Kıbrıs'ta moratoryum uygulanacak. Türkiye ve Yunanistan adada programlı tatbikatlarını erteledi. İster ABD'nin baskısı deyin, ister konjonktör, tatbikatların gerçekleştirilmemesi, sadece Akdeniz ve Ege'de de tansiyonun yükselmesini önleyecek.
Ayrıca, AGSP konusunda Yunanistan'ın yarattığı sorun da giderilmiş. AB yetkilisi Javier Solana, AB'nin benimsediği mutabakatı Ankara'nın kabul edeceğine inandığını söyledi. Bir değil birkaç metinden oluşan bir uzlaşma söz konusuymuş. O halde, tarafların uzlaşmaya farklı yaklaşımlarla bakmaları olanağı mevcut.
Bunun ötesinde, Yunan Başbakanı Kostas Simitis, AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın Atina'ya geleceğini, Deniz Baykal'la da Sosyalist Enternasyonal toplantısı sırasında buluşacağını söyledi. Simitis, iktidara en yakın iki lidere de şimdiden göz kırpıyor.
Medyanın intikamı
Her iyi Ortodoks, dini vecibelerini yerine getirerek, hesap günü geldiğinde
üzerinde 'cennet' yazan kapıdan geçmek ister elbette. Bu satırları kaleme alanın da nöbetçinin çok seyrek bile olsa karşı tarafı 'teftiş' etmesine göz yumması şartıyla aynı kapıdan geçmeye itirazı yok. Ama insanoğlu bu, Meryem Ana değil ki. Etrafında onca şey olup biterken günahtan nasıl kaçınsın? Sözgelimi göz göre göre yalan söyleyen bir din büyüğüne nasıl karşı çıkmasın?
Yunan Kilisesi lideri Atina Başpiskoposu Hristodulos, geçenlerde sadece din adamlarının katıldığı basına kapalı bir toplantıda, yerel seçimlerde Yunanistan'ın genişlemesini isteyen ve rüyalarında İstanbul'u gördüğünü söyleyen aşırı sağcı politikacı Yorgos Karancaferis'e oy verenlere sahip çıktı. Başpiskopos'un aslında Karancaferis'in aşırı sağcı filan olmadığını, kendisine oy verelenlerin de 'iyi Hıristiyanlar' olduğunu söylediği haberleri sızdı.
Kameraların karşısına çıkan Hristodulos, siyasete karışmadığını, haberin uydurma olduğunu, medyanın saçmaladığını söyledi.
'Tanrı hırsızı da sever ev sahibini de' diyen bir Yunan atasözü vardır. Başpiskopos, bu konuşmayı yaparken, din adamlarından biri tesadüf eseri beraberinde taşıdığı küçük teybin kayıt düğmesine yine tesadüf eseri basıvermiş. Tesadüfler zinciri ya, kaset medyanın eline geçmiş.
Tabii olanlar oldu. Radyo, televizyon, gazeteler Hristodulos'un aşırı sağcı kesime giden oyları mazeretlendirdiği, hatta din adamlarına yön verdiği konuşmasını tam metin yayımladı.
Başpiskopos'un rakipleri de fırsatı kaçırmadı. Zakinthos Adası Metropoliti Hrisostomos "Bu adam ülkeyi politikacılarla ortak yönetmek istiyor", Yanya şehri metropoliti Theoklitos "Başpiskopos bal gibi siyasete karışıyor" dedi.
Siyasi partiler Hristodulos'u görev sınırlarını aşmamaya çağırdı.