Bebekler vardır farklıdır diğerlerinden...

Yaşama merhaba diyen bebeklerden bazıları farklıdır.

Yaşama merhaba diyen bebeklerden bazıları farklıdır. Annenin gebelik dönemi bazen o kadar kötüdür ki, doğumdan hemen sonra o tanrısal sütü yudum yudum tadacaklarına acil bakımda cihazlara bağlanırlar. Doktorlar seferber olur. Kiminin ömrü birkaç günde, birkaç ayda noktalanır. Kimi ise günün birinde solunum cihazlarına ihtiyaç kalmadan kendi imkânlarıyla nefes alır, hatta büyüyüp serpilir. Hayat mücadelesini kazanan bebeklerden bazıları, annenin kötü gebeliğinden izleri taşır hep. Ayrı bir özen,
ayrı bir dikkat isterler. Koşup yorulmasınlar, terlemesinler, üşütmesinler diye.
Kıbrıs'ta, Denktaş ve Klerides, karşılıklı yemek davetleri ve kayıplar konusu gibi insani boyuttaki bir meseleyi ele alarak, adadaki mevcut şartlarda olabilecek en iyi ortamı kırk günde oluşturup yüz yüze müzakerelere başladı. Direk, derin sulara giren iki kurt siyasetçinin gündemi açık. Her şey konuşulacak. Altı ayda çözüm tahminleri fazla iyimser olmakla birlikte, birkaç ay içinde tablonun ana hatları şekillenecek. Umutlar da, çözüm çözümsüzlükle
eşit şansa ulaştığında, karşılıklı ilk tavizler verildiğinde artacak. Ancak, Kıbrıs sorunu herhangi bir anlaşmaya imza atmakla bitecek bir mesele değil. Yapısı itibarıyla her zaman ayrı bir özen, ayrı bir dikkat ister.
Yaşama merhaba demek için annenin o kutsal havzasında ilk tekmeleri atan bebekler vardır. Bunlardan bazıları farklıdır. Daha önceki teşebbüslerde hep bir şeyler kötü gitmiş anne mutluluğa erişememiştir. Gebelik döneminde bu defa öyle endişe verecek bir durum olmasa bile yine de herkesin içinde bir korku vardır. Daha doğmadan bebeği kaybetme korkusu. Sancılar artacak elbette ama gözünü dünyaya açmaya geldiği gün o korkular unutulacak. Büyüyüp serpildiğinde kimse ona koşma diye tembih etmeyecek. Tabii gün gelecek düşecek,
dizi kanayacak, ağlayacak ama kalkıp yine koşmaya devam edecek.
Türk-Yunan ilişkilerinde iki buçuk yıldır devam eden yakınlaşma sürecinden sonra, Ege
anlaşmazlıklarını da görüşme vakti yaklaştı sanki. Ecevit'in Washington'daki basın toplantısında Papandreu ile Cem'in buluştuklarında basına yansımayan konuları da, yani Ege anlaşmazlıklarını da konuştuklarını söylemesi, Atina'da büyük tepkilere ve dikkat çeken tartışmalara yol açtı. Birkaç ay önce Cem'in Kıbrıs konusunda
'bedel'den söz ettiğinde, Türkiye'deki tartışmalar geliyor akla. Ege için buralarda yeni yeni başlayan tartışmalar
şüphesiz Türkiye'deki Kıbrıs tartışmaları kadar cesur değil ve olması da beklenmemeli. Ecevit'i topyekûn suçlayan gazetelerin satır aralarında bile olsa Atina'nın Ege için diyaloğa eskisi gibi 'Aramızdaki tek anlaşmazlık, hukuki bir konu olan kıta sahanlığı meselesidir. Geriye kalan her şey Türkiye'nin tek taraflı talepleridir ve Türkiye isterse Lahey Adalet Divanı'na gitsin' şeklindeki resmi tezinden daha esnek baktığını sezmek mümkün. Sorun nasıl bir formül bulunacağında, müzakere masasındaki gündemin nasıl belirleneceğinde.
İsterseniz iki şeyi bir yerlere kaydedin. Birincisi, Klerides yüz yüze görüşmek için Denktaş'ın davetini ABD dönüşü kabul etmişti ve Ege tartışmaları da Simitis ile Ecevit'in ABD ziyaretlerinin hemen ardından çıktı. İkincisi ise aday ülkeleri 'sınır anlaşmazlıklarını' 2004'e kadar çözmeye çalışmaya davet eden Helsinki Zirvesi kararları.
Biraz magazin
Günahkâr gecelerin masum tanığı olarak Atina'da şarkıcı-manken camiasındaki son gelişmeleri aktarayım diyorum. Önce Anna Vissi. Sanatçı bu yıl sevdiklerine tiyatrodan sesleniyor.
2. Dünya Savaşı'nda bir Nazi subayına âşık Yahudi kız 'Mala' rolünde. Dramın müziğini Anna'nın eski eşi ve beste sihirbazı Nikos Karvelas yazdı. Mala'nın CD'si de çıktı. Sizin oralara da gelebilir. Aman dikkat. Şıkıdım tarzı parçalar bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak. Buna karşı, Vissi'nin ses kalitesinden şüphe edenler küçük dillerini yutacak.
Ancela Dimitriu, bugünlerde barut fıçısı gibi. Nedeni ise Türkiye'de sahneye çıkması değil. Sanatçıyı çileden çıkartan, serbest tercümesi 'Cumartesi gecelerine kibrit suyu'
adlı bir şarkı. Adı unutulan Rena Violandi adlı bir sanatçının bu şarkıyı yıllar önce ortaya çıktı. Violandi "Ben bu şarkıyı 33 devirli plağa okurken, Ancela barlarda konsümasyon yapıyordu" dedi.
Ne duruyorsunuz? Morali bozuk Ancela'yı
İstanbul'a davet etsenize.
Kimlik tespiti çalışmalarım henüz bir netice vermedi. İz peşindeyim ama Türkiye'den genç bir manken iş için buralara gelmiş ve Yunanlı bir gence âşık olmuş kalmış. Hatta bir Yunan TV kanalında yılbaşı programına bile çıkmış.
Yunan buzuki-pop-arabesk karışımı müziği sevenlere de bir duyuru.
Eğer Lembesis, Mazonakis ve Çalikis adlı sanatçıların CD'lerini bulursanız hemen alın.