Benzemezliğin bu kadarı..

Türkiye'deki siyasi gelişmeler, bu masmavi suyun sadece birkaç mille ayırdığı iki yakanın benzemezliklerini çarpıcı bir şekilde açığa vuruyor.

Türkiye'deki siyasi gelişmeler, bu masmavi suyun sadece birkaç mille ayırdığı iki yakanın benzemezliklerini çarpıcı bir şekilde açığa vuruyor.
Öncelikle, Yunanistan'daki siyasi tabloya bir bakalım. Parlamentoda temsil edilen dört siyasi parti var. Üçü solda, biri sağda. Oy tabanı yüzde
50-60 arasında değişen solun ağır topu, yaklaşık 20 yıldır iktidarda olan ve giderek daha bir merkez sol, daha bir sosyal demokrat, daha bir liberal hüviyete bürünen PASOK. Merkez soldan, hatırı sayılır bir mesafede Sinaspismos'u (Sol Koalisyon), onun da hayli solunda Komünist Partisi'ni görüyoruz.
Üç sol parti arasında önemli ideolojik farklılıkları var. Sağ ise merkezinden ucuna kadar tek parti ile Yeni Demokrasi Partisi ile temsil ediliyor.
Karizmatik lider dönemi buralarda Andreas Papandreu'yla bitti. Doğrusunu isterseniz, bunda AB'nin payı büyük. Karizmatik lider, halka para dağıtan lider anlamına geliyorsa, AB muslukları çoktan kapattı. Başbakan Kostas Simitis, muhalefet lideri Kostas Karamanlis ve muhtemel haleflerine baktığımızda, Yunanistan'ın başında Avrupa kriterlerine uygun politikacıların bulunduğunu görüyoruz.
Gelelim Türkiye'ye. Sanırım takdime gerek yok Herkül Millas hocayla sohbet ediyoruz. Kemal Derviş'in solu birleştirme çabasını takdirle karşılıyor. "Adam Batı standartlarına uygun bir sol hareket oluşturmak istedi. Siyasi partilerin yapısının buna elverişli olmadığını görünce de, bu hareketi çeşitli partilerdeki politikacıları birleştirme yoluyla yapmaya çalıştı. Büyük bir sosyal demokrat hareketi kurabilmek için önce sosyal demokrat insan arayışına girdi. Olmadı" diyor.
Hemen arkasından ekliyor: "Türkiye'nin Batı'dan çok farklı, kendine özgü bir sol anlayışı var. Önce Türkiye'de solun tam bir tanımı yapılsın. Memleketini seven, fakir fukaraya yardım eden mi solcu?"
Kızarak söylüyor ama yine de "Türkiye'de demokrasi ve particilik geleneği yok. Keşke Fenerbahçe ya da Galatasaray geleneği siyasette de olsaydı" diyor Herkül hoca.
Herkül Millas bizden biri. Benimsemese de pek çok şeye gerekçe gösterebiliyor. Sözgelimi dinin istismar edilmesini anlıyor. "Kendilerini solcu niteleyenlerin Hacı Bektaş şenliklerine neden koşuşturduklarını bile anlıyorum" diyor. Ayrıca, Derviş'in Türkiye'de 'güçlü adam' arayışının bir aynası olduğu görüşünde. Ama yine de 'güçlü adam ihtiyacı duyulmasının, maalesef otoriter rejimlere prim verdiğini' söylemeyi unutmuyor.
Bu ülkenin yerlilerine gelince... Türkiye'deki siyasi gelişmeleri idrak edebilmeleri inanın çok güç. Sözgelimi geçen seçimlerde oy barajını aşamayan CHP'nin nasıl oluyor da birdenbire başa güreştiğini, YTP'nin bir tek Derviş yok diye neden ikinci plana düştüğünü, kamuoyu araştırmalarının AKP'yi nasıl oluyor da birinci parti gösterdiğini bir türlü anlayamıyorlar.
Yunanlı bir meslektaşımla bunları konuşurken kafasında tabloyu bir türlü şekillendirememesine üzüldüğümü söylediğimde "Aldırma. Bana birkaç yıl önce hayranlarının kendilerini jiletlediği bir sanatçıyı anlatmıştın. O zaman da bir anlam verememiştim" dedi.
Yunan kebabı
Rotanızı buralara ayarlamışsanız şehir merkezinde parlamentonun bulunduğu Sintagma Meydanı'nı, turistler için 'Agora' yerliler için 'Monastiraki'ye (küçük manastır) kavuşturan üç sokaktan 'Mitropoleos' diye yazanın yolunu alın. Eğitim Bakanlığı ve Metropol kilisesinin de bulunduğu bu sokağın sonlarına doğru hep bir kalabalık göreceksiniz. Sokak ortasında, birbiriyle adeta bitişik 100'den fazla masada, yerlisi, turisti yemek yiyor. Perikles'in diyarındaki kebapçılara hoş geldiniz.
Üç kebapçı yan yana dizilmiş. Ermeni 'Savvas', İstanbullu Rum 'Thanasis' ve buranın yerlisi 'Bayraktaris' çıkıyor karşımıza.
Üç farklı dünya aslında. İsterseniz üç farklı kültür. Bayraktaris daha 'in' bir mekân. Duvarlarını, kebabını tatmak için uğramış ünlü politikacı, sanatçı fotoğrafları süslüyor. Light kebaptan tutun da deniz ürünlerine kadar zengin bir mönüsü var. Sayın Çetin Altan'ın kulakları çınlamasın, ama müşteriler kebabın eşliğinde dört kişilik bir rebetiko topluluğunu da dinliyor.
'Thanasis' çok daha yalın. Eski İstanbullu olmanın o tuhaf ciddiyeti hâkim mekânda. Mönü sınırlı. Kebap, patates, cacık, salata. Ancak, garsonlar daha bir profesyonel. Tabaklar daha bir ihtimamlı. 'Bayraktaris'i deneyip de 'Thanasis'e uğrayanlar, kebabın lezzetini ve servisi esas alıyorlarsa, buranın müdavimi oluyorlar.
Ermeni Savvas ise Anadolu kokuyor. Kebabın yanı sıra döner, lahmacun, acı biber. Yanılmıyorsam, sayın Melih Aşık uzun yıllar önce Savvas'da kebap yemiş ve lezzetinden köşesinde bahsetmişti. Hemşerim 'Thanasis' bozulmasın, ama en iyi kebap gerçekten 'Savvas'da.
Üç mekânın sınırlarını masa örtüleri ile sandalyelerin renkleri ayırıyor. Bilmeyen, boş bulduğu masaya oturuyor, bilen müşterisi olduğu kebapçının 'bölgesine' girip sırasını bekliyor. Yunanistan'da kebap bildiğimiz Adana kebabına benziyor. Adını öğrenmekte ise sanırım zorluk çekmeyeceksiniz. Kebabın Yunancası - 'kebap'.