Birbirinden ağır yükler

Yük çok fazla geldi. Kaldırılacak gibi değil. Birinde Kıbrıs sorunu, diğerinde Türkiye'yle ilişkiler, bir sonrasında Rum Kesimi'nin AB üyeliği, dördüncüsünde Avrupa Ordusu diye yazan birbirinden ağır</br>'çuvallardan' sonuncusunu omuzdan indirmek en iyisi galiba.

Yük çok fazla geldi. Kaldırılacak gibi değil. Birinde Kıbrıs sorunu, diğerinde Türkiye'yle ilişkiler, bir sonrasında Rum Kesimi'nin AB üyeliği, dördüncüsünde Avrupa Ordusu diye yazan birbirinden ağır
'çuvallardan' sonuncusunu omuzdan indirmek en iyisi galiba. Ama bir 'şerefli uzlaşma' kaydıyla. Yunanistan'ın, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'yla (AGSP) ilgili olarak Türkiye, İngiltere ve ABD arasında sağlanan 'Ankara Mutabakatı'na itirazları aylardır AB ile NATO'yu meşgul etti. Mutabakatın geçerliliğini tanımadığını, AB'nin bir üyesinin (İngiltere) diğer üyelere danışmadan keyfi hareket ettiğini söyleyen Atina, aylarca bu mutabakat değiştirilmediği takdirde, AGSP'yi veto edeceğini tekrarladı. 'Türkiye'yi Ankara mutabakatına ikna etmek için o kadar çaba gösterdik, yapmayın' diyenlere aldırış etmedi. Ta ki AB'nin yıl sonundaki Kopenhag zirvesinde dört yerine üç 'çuvalın' yüküyle gitmesinin daha iyi olacağını, manevra imkânlarının daha fazla olacağını idrak edinceye kadar. Öncelikle 'Ankara mutabakatı
AB ilkelerine aykırıdır. Tanımıyoruz' diyenlerin sayısı azaldı. Resmen doğrulanmıyor, ama yeni bir çözüm önerisi var. Ankara mutabakatına 'denge' sağladığı söylenen bir öneri. Ankara mutabakatının ruhunda nasıl Avrupa Ordusu'nun AB üyesi olmayan bir NATO üyesi topraklarında operasyon yapamayacağı belirtiliyorsa, yeni
öneriye göre, AB üyesi olmayan bir NATO üyesinin de AB ülkelerine operasyon yapamayacağı belirtilecek. Bunun nasıl başarılacağı ise henüz meçhul. İlk önce hangi ifadenin kullanılacağı belirlenecek. Mutabık kalınacak ifade bulunursa nereye yazılacak? Ankara mutabakatına mı? Bu durumda Ankara ne diyecek? Yoksa hazirandaki Sevilla zirvesi kararlarında mı? İşte, hem ifade, hem de nereye yazılacağı Atina-AB-ABD arasında pazarlık konusu.
Atina, Türkiye'nin çıkarları bulunduğu bölgelerde Avrupa Ordusu'nun bir şey yapmadan önce Türkiye'ye danışılmasını öngören maddeye ise artık itiraz etmiyor
gibi. Çünkü önceki maddede uzlaşılırsa, bu maddenin Kıbrıs ve Ege için anlamının değişeceği hesaplanıyor. Tablo, İspanya Başbakanı Aznar'ın 11 Haziran'daki ziyaretinde netleşecek. Simitis'in, hangi ifadede mutabakata varılırsa bunun Ankara mutabakatına eklenmesinde ne denli ısrar edeceğini, sanırım ana muhalefet partisi Yeni Demokrasi'nin lideri Konstantin Karamanlis belirleyecek. Avrupa Ordusu için çıtayı o kadar yükseltti ki Simitis, şimdi indirirse iç tepkileri de düşünmek zorunda. Zaten Brüksel'de, İtalya Başbakanı Berlusconi'nin birkaç gün önce Karamanlis'i arayarak kendisini ikna etmeye çalıştığı duyuldu.
Omuzlarını Avrupa Ordusu yükünden kurtarabilecek mi Atina? Gidişat bunu gösteriyor ama diplomaside her şey mümkün.
İmeres Onasiu'nun Türkiye versiyonu
Meslektaşlarım olsun, komşularım, dostlarım olsun bugünlerde hep Ecevit'in sağlık durumunu ve bir sonraki başbakanın kim olacağını soruyor. Okuduklarımdan, duyduklarımdan daha birkaç cümleyi tamamlamamı bile beklemeden "Diladi imeres Onasiu" diyorlar. Türkçesi "Yani Onasion günleri". Altı yıl öncesine dönüyorlar. Başbakan Andreas Papandreu'nun Atina'nın Singru Caddesi'ndeki Onasion Kalp Cerrahi Hastanesi'nde tedavi gördüğü günlere.
Papandreu'nun sağlık dosyası çok kabarıktı. Fırtınalı siyasi ve özel yaşantısı bünyesini yıpratmıştı. Zaten İngiltere'de 1989'da ciddi bir kalp ameliyatı geçirmişti. Sonra sağlığı biraz düzelince Dimitra Liani'yle evlenmiş, üç yıllığına kaybettiği iktidara da 1993'te 'Nerede kalmıştık' dercesine geri dönmüştü. Takvimler 20 Kasım 1995'i gösterdiğinde Onasion'da cihazlara bağlanmıştı. Solunum yetersizliği, böbrek yetersizliği, enfeksiyonlar.
Haberciler hastanenin önünde çadır kurdu. Doktorların günlük açıklamaları anlaşılır tarzda değildi. Bu nedenle sağlık konularından anlayan muhabirler de görev başındaydı. PASOK'ta Papandreu için ilk başta 'Başkan yine sapasağlam dönecek' diyenler günler geçtikçe durumun öncekilerden farklı olduğunu anladı. Muhalefetin istifa talebi bir yana PASOK'ta da 'Andreas'a saygımız sonsuz ama kendimize yeni bir lider seçmeliyiz' mırıldanmaları başladı. Bunlar açık tavır koymaya döndü.
Andreas'a istifa konusunu ilk oğlu Yorgos açtı. Kızdı, cevap vermedi Andreas. Eşi Dimitra'yı da düşündü. Yazdığı kitapta aksini savunsa da bayan Liani ve Papandreu'nun siyaset hayatından çekilmesinin kendilerinin de sonu olacağını bilen birileri istifaya sıcak bakmıyordu. Son sözü doktorlar söyledi: 'Artık çekilmen gerek.'
Yunanistan 16 Ocak 1996'ya kadar iki ay süreyle Onasion'dan yönetildi. O dönemde alınan kararların kaçı Papandreu'nun, hâlâ bilinmiyor. Andreas, sonunda başbakanlıktan istifayı kararlaştırdı. İki satırlık bir açıklamanın altını imzaladı. Halef göstermedi. Bayan Liani'nin hatırına, yeni başbakanın denenmesi için PASOK'un genel başkanlığını korudu. PASOK parlamento grubu birkaç gün sonra toplandı ve Kostas Simitis'i sancılı da olsa başbakan seçti. Papandreu öldüğü 23 Haziran 1996'ya kadar PASOK'un lideri olarak kaldı.