Bugün bayram

Cem babanın bir şarkısında İstanbul'u anlatırken "Artık kokmuyor.. şart mı ki" de dediği sakızlı çöreğin, kırmızıya boyanmış haşlanmış yumurtaların, rengârenk büyük mumların günü bugün.

Cem babanın bir şarkısında İstanbul'u anlatırken "Artık kokmuyor.. şart mı ki" de dediği sakızlı çöreğin, kırmızıya boyanmış haşlanmış yumurtaların, rengârenk büyük mumların günü bugün.
Bugün Paskalya. Ortodoks âleminin bu en en büyük bayramı, adını firavunların ordularından kurtulmak için Yahudilerin Kızıldeniz'den geçişi anlamına gelen 'pesaska'dan almış. Yahudilerin, atalarının bu mukavemetini kutlamak için düzenledikleri törenler MS 33 tarihinde Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi, ölmesi ve göğe yükselmesi dönemine denk düşmüş. Hıristiyanlar için insan neslinin ölümden hayata geçişini, tanrının tek oğlunun ölüm karşısındaki zaferini simgeliyor. 25 Aralık'taki Noel bayramının aksine, Paskalya her yıl farklı tarihte kutlanıyor.
İlahiyatçı Prof. Alkiviadis Kaliva'ya göre, MS 2. yüzyılda özellikle Anadolu'daki kiliselerde Paskalya bayramı 14 Nisan'da, yani İsa'nın çarmıha gerildiği gün kutlanıyordu. Bir diğer deyişle Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Anadolu'da İsa'nın göğe yükselişi değil, ölümü anılıyordu. Kırmızı yumurtalar için görüşler farklı. Kimine göre, aralarında bir zamanlar günahkâr sonra doğru yolu seçmiş Maria Magdalena'nın da bulunduğu üç kadın, 'yeni ölünün ruhu bir süre etrafta dolaştığından olur ya acıkır' düşüncesine dayanan bir Yahudi geleneğini yerine getirerek ellerinde birer yumurta ile Hz. İsa'nın mezarı başına gider. Karşılarına Hz. İsa çıkınca, kendisinden kanıt için beyaz yumurtaları kırmızıya çevirmesini isterler. O da yapmış tabii.
Kimine göre ise boyanmış yumurta
tamamen sembolik. Öncelikle içinde hayat var. Kırmızı, dökülmüş kan. Yumurtaların tokuşturulması ise Hz. İsa'nın göğe yükselmek için mezarından çıktığında mezar taşlarının paramparça olmasını temsil ediyor. Mum, 'nur'un simgesi. Kutsal topraklardan, Kudüs'ten hemen tüm dünyaya yayılır. Paskalya'da yenen kuzu eti ise kurbanlığın bilinen öyküsü. Paskalya, Yunanistan'da gerçekten muhteşem kutlanır. Cumartesi'yi pazara bağlayan gecede küçük büyük herkes bayramlıklarını giyerek kiliseye gider. Sönmemesine itina gösterilen mumlarla eve dönülür ve 'magiritsa' denen sakatat çorbası yenir. Pazar sabahı bahçede, avluda çevrilmeye başlar kuzu. Öğlen yemeği, müzik, dans, eğlence. Sonra şarabın da tesiriyle herkes bir kenara çekilir. Uyku, koskoca ülkeye hâkim olur. Paskalya akşamı, turistlere ve yabancılara teslim olur bu diyar. Ve ben her bayramda kızıma yine İstanbul'umu anlatıyorum. Annemin, Paskalya öncesi haşladığı kırmızı yumurtalardan almak için sabah erkenden kapıma dikilen çocukluk arkadaşlarım,
bakkal Suavi beyin oğulları Selim ve Salim kardeşleri, yine annemin bayramlık eti almaya gittiğinde "Madam bir but da benden hediye" diyen kasap Yavuz'u, pastaneden aldığı tatlılarla bayram ziyaretimize gelen Sevgi ablayı. Kiliseden çıkarken sanki çok kötü bir şey yapmışız gibi bizlere bakıp homurdanan ya da mumları elimizden koparıp 'Burası Türkiye' diyerek öfkeyle parçalayanlardan ise hiç bahsetmiyorum.
Onları zaten çoktan unuttum.
Sakıncalı düşünceler
Ligin düğümü buralarda çarşamba günü çözülecek. Şampiyonluğu beş yıldır tekeline alan Olimpiakos, eğer Selanik'te Aris takımını yenerse biz AEK'cılara yaz yine haram olacak. İstanbullu Rumların 1926 yılında kurduğu AEK'nın finalde Olimpiakos'u çatır çatır 2-1 yenerek kupayı müzesine götürdüğünü belirterek ve Yunan futbol ligi için fevkalade önemli ve şaibesiz değerlendirmemi önümüzdeki haftaya bırakarak, Fener'ime değinmek istiyorum.
Şampiyonluğu neden başka bir takıma hediye ettik? Arzulanan futbolu koskoca bir sezon oynayamamızın sebebi ne? Baliç de yok ki suçu üzerine atayım. Sonunda birtakım sakıncalı düşüncelere kapıldım ve bunları başkanımız sayın Aziz Yıldırım'a iletmek görevimdir. Şampiyonluğu kaçırmamızın başlıca sorumluları Johnson, Uche ve Simao, yani siyahi oyuncular olamaz mı?
Irkçılıkla suçlanmak istemem ama mesela Revivo koskoca bir savunmayı peşine takmış kaleciyi de çalımladıktan sonra al at diye topu verdiği Johnson'un o an aklından ne geçtiğini kim biliyor? Ya adamın büyükbabası zamanında köle ise ve beyazlardan gördüğü zulmü torununa anlatıp 'Beyazları sevindirmeyeceksin' diye vasiyet bırakmışsa ne olacak? Mesela, Malatyaspor'un dedesinden benzer bir miras almamış siyasi bir forvet oyuncusu ceza sahamıza girmişse ve Uche dayanışma duygusu içinde 'Hatırını mı kıracağım geç brother' diye düşünmüşse ne olacak? Mesela Simao, sarı-kırmızı formalı bir takımla oynanan derbi maçında Ali Güneş ile Hasan Şaş arasındaki ikili mücadeleye 'Bana ne kardeşim bırak beyazlar birbirini yesin' diye düşünmüş olamaz mı?
O zaman Rapajic, Hakan Bayraktar, Ali Akdeniz, Andersson, Ümit, Serhat ve daha nice değerleri futbolcularımızın emeğine, terine yazık değil mi?
Önümüzdeki sezon bambaşka bembeyaz bir Fenerbahçe kuralım sayın başkanım. Ha unutmadan söyleyeyim, Brezilya'daki futbolcuların hepsinin siyahi olmadığını duydum.