Ciddi müessese iflas ederse

Buram buram dişilik kokan bu şehirde yapılan bir araştırmaya göre, her dört çiftten biri boşanıyor.

Buram buram dişilik kokan bu şehirde yapılan bir araştırmaya göre, her dört çiftten biri boşanıyor. 'Çocuklar hele bir büyüsün' ya da 'elâlem ne der' gibi bahanelerle boşanmayanların önemli bir bölümü ise evlilik dışı ilişkiyi alışkanlık haline getirmiş. Evlilik çıkmazını 'iki kişi az,
üç kişi ise fazla' diyerek dile getirmeye çalışan Oscar Wilde'ın kemikleri sızlıyor mu acaba?
Aynı araştırmaya göre, boşandıklarının ertesinde Yunanlı kadınlar yeni bir ilişkiyi, erkekler ise yeni bir evliliği düşünmüyormuş. Erkekler, Sezen Aksu'nun da dediği gibi 'yeniden hayata başlamanın heyecanına' kapılıp, kendilerine olan güveni tazeliyormuş. Kadınlar ise bir-iki yıl bocalıyormuş. Derdin devası yine Sezen galiba: "Zaman, sadece birazcık zaman".
Psikolog hanım Amina Moskof, araştırmayı değerlendirirken, boşanma dönemini dört aşamaya ayırıyor. İlk aşamada, çiftler aralarındaki sorun hakkında hiç konuşmuyor. İkinci aşamada sorunu konuşmaya başlıyor ama ilişkinin dağılmasından daha fazla ıstırap çekeceğine inanan taraf boşanmamakta diretiyor. Üçüncü aşamada yollar ayrılıyor. Dördüncü ve son aşamada ise yeni ufuklar...
Boşanmanın tarifesine gelince. Buralarda, çiftler anlaşarak birlikteliği noktalıyorlarsa aynı avukata başvuruyor ve bin euro'yla bu 'tecrübe'nin son perdesini oynuyor. Ama taraflardan biri
'ı-ıh' diyorsa avukatların faturaları 4 bin euro.
Devlet nerede?
Suyun iki yakasında yaşayan insanlardaki bir benzerlik de hâlâ pek çok şeyi devlet babadan bekliyor olmaları. Buralarda o meşhur 'Devlet nerede?' sorusu inanın en az sizin oralardaki kadar sık kullanılıyor. Ancak, devlet kırk yılda bir işin içinden yüzünün akıyla çıkıyorsa, o zaman suyun iki yakasındaki insanların benzemezliklerinden biri ortaya çıkıyor.
Kimse bu diyarda 'Devletimiz sağ olsun' filan demiyor. Devlet, sadece görevini yapmıştır ve mutlaka daha yapması gereken çok şey vardır.
Ne zaman şiddetli bir yağmur yağsa Atina sulara teslim olur. Başkentin doğusundaki Kiffisos Irmağı yağmur sularıyla taşar, arabalar yollarda kalır, yüzlerce evi su basar. Her yıl iki-üç kez tanık olduğumuz bu mutat manzaranın değişmez parçası insanlar tabii. 'Devlet nerede', 'Utanmıyorlar', 'Bir daha oyumuzu alamazalar', 'Hırsızlar' filan diye kameralar karşısında veryansın eden insanlar. Aynı manzaranın bir başka parçası ise hükümet. Bakanlar, yeni projelerden, trilyonlardan bahseder. Güneş yine tepeye çıktığı, sular durulduğunda her şey unutulur tabii. Gökten yağacak sonraki rahmete kadar.
Avrupa'daki kötü hava geçen hafta Atina'ya da uğradı. Yine Kifissos taştı, tartışmalar başladı. Ekimdeki yerel seçimler öncesinde hükümet 'Avrupalı' davranarak, bir sonraki yağmurda ırmağın kenarlarına yerleştirilmek üzere binlerce torba kum sipariş etti.
Ve iki gün önce radyolardan televizyonlardan 'Dikkat... dikkat... Atina'da iki-üç saat içinde şiddetli yağmur bekleniyor' anonsları. Hemen kışlalardaki askerler seferber edildi. Binlerce kum torbası ırmağın iki yanına dizildi. İtfaiye de hazır. Devlet, kırk yılda bir olsa da 'Buradayım' diyebilecek, anlayacağınız.
Hava karardı. Gök gürledi. İlk damlalar düştü. İki, üç beş hadi on damla. Sonra duruverdi. Hava açmaya başladı. Ve sivil-askeri yetkililer de hayıflanmaya... 'Devlet buradaydı ama körolası yağmur yağmadı' diyecek biri çıkmadı tabii. Doğa, devlete şov yaptırmadı.