Çıka çıka 'Kırmızı telefon' çıktı

Haberlere bakılırsa, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun New York'da Türk meslektaşı Şükrü Sinal Gürel'le ilk görüşmesi gayet iyi geçmiş.

Haberlere bakılırsa, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun New York'da Türk meslektaşı Şükrü Sinal Gürel'le ilk görüşmesi gayet iyi geçmiş. Dostane bir ortamda konuşmuşlar ve hatta birbirlerine 'Şükrü' ve 'Yorgos' diye hitap etmişler.
Bu görüşmede, üç yıl önce başlayan yakınlaşmaya devam kararı alınmış her ne anlama geliyorsa. Üstelik yeni adımlar atmayı bile kararlaştırmışlar. Savunma bakanları arasında 'kırmızı telefon' hattı kurulacak.
Hatıratım beni mutlaka yanıltıyor ama söylemeden edemeyeceğim. Bu
güven artırıcı tedbiri sanki daha önce de duymuştum. Sanki dışişleri bakanlarıyla başlayan 'kırmızı telefon'ların savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarında da olmasını söylemişti birileri.
Her neyse, haddim değil.
New York'taki görüşmede ayrıca, önümüzdeki günlerde doğal afetlere karşı işbirliği anlaşması da imzalanacağı açıklanmış. Körolası hatırat, inat
ediyor, bu da eski diyor.
Gelelim öteki konulara, el yakanlara.
Yorgos Papandreu ve Şükrü Sina Gürel Kıbrıs sorunu konusunda neler konuştu? AB'nin aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde Kıbrıs Rum Kesimi'nin birliğe üyeliğine karar verilmesi durumunda ne olacak? Aynı zirvede Yunanistan, Türkiye'yenin üyelik müzakerelerinin başlaması için ne yapacak? Pek bir şey duyamadık.
Yorgos Papandreu, görüşmeden sonra, "Siyasetçiler gelip gider. Hedefimiz
ikimiz arasında değil, ülkelerimiz arasında bir şeyler tesis etmektir" dedi.
Kimi kastettiği belli. Niçin söylediği de.
Daha bir ay önce Türkiye'de AB yanlısı güçlerin desteklenmesi gerektiğini söylerken dolaylı bir şekilde eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem'i desteklediğini gösteren Yorgos Papandreu, Yeni Türkiye Partisi'nin Yunanistan'da ilk başta sanıldığı kadar 3 Kasım genel seçimlerinde şansının yüksek olmadığını anlayınca daha temkinli davranmayı tercih etti
Buradan bakıldığında Yorgos Papandreu-Şükrü Sina Gürel görüşmesinde adeta 'çevir kazı yanmasın' taktiği izlendi. Başka bir şey de beklenemezdi zaten.
Seçimlerde şansı ne olur bilmem, ama eğer İsmail Cem hâlâ dışişleri bakanı olsaydı, Kopenhag zirvesine üç ay kala New York'ta görüşme sanırım daha farklı geçecekti. Türkiye'nin seçim arifesinde bulunmasına rağmen daha farklı geçecekti.
Türk kadını ile Yunan kadınının farkı
Türk kadını, Yunan erkeği için hayal ötesi bir yaratıktır desem inanır mısınız?
Nedense, Anadolulu bir geyşa özelliklerini veriyorlar Türk kadınına. Türkiye'ye ilk kez seyahat edeceklerin kafalarındaki soru işaretlerinden birisi de 'hanumakia'lar yani hanımlardır. Hamam, nargile, cariye
düşleri kurarlar nedense. Kendi kadınlarından çok farklı olduklarına, hani onlarla birlikte paşalar gibi yaşayacaklarına inanırlar. Tanıdıklarımdan bazıları aradıklarının adresini bile sorarlar. Bazen "Eğer şanslıysan" bazen de "Adresi ben bilsem" diye başlayan cümleler kurarım. Türk erkeğinin hayallerindeki Yunan kadını ise malumunuz.
Ne yaparsınız, öyle hikâyeler dinleyerek büyümüş insanlar. Zaten şu ünlü yakınlaşma sürecine yapılacak en büyük hizmet, insanların 'ötekiler' için olan olumlu-olumsuz önyargılarını değiştirmeye çalışmak değil mi?
Söz Türk kadınından açılmışken, sahi Yunan kadını ile farkı nedir? Sanırım
şöyle ahım şahım bir fark yok, olamaz da. Ancak, detaylarda gösteriyor kendini benzemezlikler.
Sözgelimi, birbirine hem mizacı, hem fiziği benzeyen iki kadını alalım suyun iki yakasından. Birisini İstanbul, ötekini Atina'daki bir kafeye oturtalım. Yaz daha bitmedi ya, ikisi de askılı birer elbise giysin. Masaların ikisinde de koyu sohbetler olsun.
İkisi de el hareketleri ile bir şeyler anlatsın. Sonra aynı anda ikisinin omuz askısı yana düşsün. Yunan kadını hiç vaziyetini bozmadan sohbetini sürdürecek, Türk kadının ise galiba eli aynı anda gayriihtiyari omuzuna gidecek...