Deli Thakis

Fırsatını bulursam gideceğim yerlerden birisi Atina'dan 80 km. mesafedeki Eğriboz Adası'nın Rodies köyü olacak.

Fırsatını bulursam gideceğim yerlerden birisi Atina'dan 80 km. mesafedeki Eğriboz Adası'nın Rodies köyü olacak. Anlatanların yalancısıyım, köyün hemen dışında 'Deli Thakis'in birkaç masa ve sandalyeden ibaret tavernası ile birkaç odalı pansiyonunu içeren 'dinlenme tesisleri' varmış.
Thakis, 60 küsur yaşlarında. Dört kadın eskitmiş, mutfakta çalışan ve kendisinden genç son karısını içip içip dövüyormuş. Seher vakti sandalını alıp denize açılıp balıklarla uğraşan Thakis'in suyun yanındaki
'tesislerinin' civarında avlanmak yasak. Yasağı koyan da denetleyen de köylülerin
'deli' diye bildikleri Thakis imiş. Müşterilerin ne yiyeceği denizin o gün bahşettiğine bağlı. Balığın yanında salata
ve Girit'in ünlü 'gamopilafo'su yani düğün pilavı.
Günahkâr gecenin yıldız süslü kubbesi altında, yaz ya, şimdi ürkek dalgaların sakin sesi eşliğinde yemeklerini yerken müşteriler, Thakis masa masa dolaşıyor ve eski buzukisinin tellerine dokunup eski şarkılar söylüyormuş: "Denizin köpüklerini yatak edinmiş sevgilim uyuyor... Dalgalara yalvarıyorum. Uyandırmayın onu..."
Yemek faslı bitip odalarına çekilen çiftlere bir diyeceği yok kurt ihtiyarın. Ancak, hani biraz fazla 'hasassiyetleri' olanlara, hani bazen güzellikleri son damlasına kadar yaşamak isteyenlere sandal sefası da sunuyor.
Kürek çekebiliyorsanız sandal sizin. Bilmiyorsanız, Thakis kayıkçılık da yapıyor mehtabın ışığında.
Pansiyondaki odalarda ise ne klima, ne buzdolabı, ne de telefon varmış. Sadece, çarşaflar ile yastıklar mis gibi beyaz sabun kokuyormuş...
'Edinilen bilgilere göre...'
Aynı nakarat, hep aynı aynı... Ekranların 07.00-10.00 kuşağında, daha ciddi olan
gazetelerin o gün yazdıkları, genellikle
'edinilen bilgilere göre' diye sunuluyor izleyiciye. Atina'da belli başlı büyük gazetelerinin bayilerde saat 11.00'den önce satılması yasak.
Hemen sonra, ekranın soluna 'yeni tutuklama' yazısı yanıyor. Emniyet müdürlüğündeki muhabir heyecanlı bir sesle 17 Kasım örgütünün yeni bir üyesinin yakalanması için operasyon başladığını bildiriyor. Birkaç dakika sonra yakalanan kişinin adı açıklanıyor. Kimlik araştırılıyor, adres, uzak-yakın akrabaların, dostların telefonları
bulunuyor ve cevabı 'zor' sorular sıralanıyor.
-Pavlos teröristmiş... Öğrenince ne düşündünüz?
-İnanamadım...
-Nasıl bir adamdı?
-Çok iyi bir adamdı...
Öğle yemeğinde ekranlar Brezilya dizilerine teslim. Saatler 14.15'i gösterdiğinde
sıra emniyet müdürlüğünün günlük brifinginin canlı yayınına geliyor. Polis sözcüsü elindeki kâğıtta yazılanları okuyor. Bir gün önce yakalanan terörist ifadesinde neyi itiraf etti, etmediyse ne ile suçlanıyor.
Sözcü sorulara cevap vermeden gidiyor.
Siesta geleneği mi nedir, bir süre sessizlik hâkim oluyor. Geçen kış gösterilmiş Yunan dizilerinin tekrarında sıra.
18.00'den sonra kıyamet kopuyor. Herkes 'ifşa ediyor'. Gün içinde söylenen aynı haberler tüm kanalların 'özel haberi'ymiş gibi sunuluyor.
Üç saat süren bu curcunada kim ne isterse söylüyor. Her şey mümkün olduğuna göre neden söylenmesin ki? Kimi ertesi gün hangi terörist yakalanacak tahmini yürütüyor, hatta fotoğrafını çekiyor. Kimi çamur atıp bazı aydınları, gezetecileri teröre bulaştırıyor. Kimi gizli servislerden, görünmeyen ellerden bahsediyor. Tutsa da tutmasa da...
Gece yarısı aynı tablo ya gece bülteni ya da özel program olarak çıkıyor karşımıza.
Gün içindeki gerçekler-
iddialar-tahminler-masallar harman ediliyor. Konuklar bu kez, gün içinde fazla itibar görmeyen politikacılar.
Birkaç istisna dışında ekranlarda bir aydır bunları seyrediyoruz. Çocuğundan yaşlısına herkes teröristlerin isimlerini ezbere biliyor, herkes 'uzman'. Oysa 17 Kasım çok daha ciddi bir mesele ve sanırım televizyonların aksine gazeteler bunun biraz da olsa farkında.