Haksızlık etmeyelim

Bu diyarda, insanlara yakın tarihin en başarılı politikacısı kim diye sorsanız, cevapların büyük bölümü Konstantinos...

Bu diyarda, insanlara yakın tarihin en başarılı politikacısı kim diye sorsanız, cevapların büyük bölümü Konstantinos Karamanlis olacaktır. Halkın yüzden 50'sinden fazlası sol eğilimli, ama memleketine hayrı dokunmuş devlet adamı olarak akla ilk gelen ismin sağcı bir politikacı olması ilginç değil mi?
Nedeni gayet basit. Karamanlis, Yunanistan'ı AB üyesi yapan politikacıdır ve tarihe de öyle geçmiştir.
Üyelik öncesine, üyeliğin ilk dönemine ve bugüne bakıldığında, AB'nin Yunanistan'da yarattığı mucizeyi görmek mümkün.
Siyasi mucizeyi, ekonomik, sosyal mucizeyi.
Karamanlis 1975'te o zamanki adı AET olan AB'ye başvurmayı kararlaştırdığında, önündeki
yola güller serpilmemişti. Dönemin
anamuhalefet partisi PASOK'un lideri Andreas Papandreu "NATO ve AET aynı sendikadır" sloganıyla meydanları dolduruyordu. Halkta
'Ulusal değerlerimizi kaybedeceğiz. Avrupalıların uşağı olacağız' endişesi yaşanıyordu. Köydeki çoban, beş koyunundan ikisini elinden alacaklarına inanıyordu.
Yunanistan'ın önüne konan kriterler zamanın şartlarıyla önemli tavizler gerektiriyordu. Daha fazla demokrasi istiyordu kriterler, anayasa, kanunlarda değişiklik istiyordu.
Hepsinden önemlisi de kafaların değişmesini.
Üyelik müzakereleri beş yıl sürdü. Avrupalılar Yunanlıları, Yunanlılar da Avrupalıları anlamakta çok güçlük çekti.
Müzakereler ite kaka tamamlanıp 1 Ocak 1981'de AB üyesi olduktan sonra, Yunanistan'ın durumu düzeleceğine sanki daha da bozuldu. Devlet sektörü, tarım, ekonomide
kabul edilen AB kriterlerinin olumsuz sonuçları kendini göstermeye başlayınca tepki büyük oldu. Sıkıntılı dönem, AB para musluklarını açıncaya kadar sürdü.
Eylül 1981'de Andreas Papandreu iktidara geldiğinde, AB'nin gelecekteki yararlarını gördüğünden 'sendika' filan sloganlarını hemen unuttu. AB'den çıkmak yerine 'her konuda çetin pazarlık yürütme' yolunu seçti. Akdeniz Programları, 1. Delors Yardım Programı derken, Yunanlının cebine o güne
dek hiç görmediği kadar para girdi. Gerçek anlamdaki ortadirek de 1980'lerin ikinci yarısında oluştu.
Yunanistan'ın 'milli mesele' olarak kabul ettiği konularda ise AB'den kazancı sanırım malumunuz.
AB kapısından geçtikten 21 yıl sonra, bu diyarın insanı daha zengin, daha hür, daha güvenli. Bu ülke ve insanları zamanında AB üyeliğinin bedelini ödedi.
Türkiye'de idam cezasının kaldırılması, anadilde eğitim ve Kıbrıs tartışmalarını televizyonlardan izlerken bir T.C. vatandaşı olarak bazı şeyleri anlayışla karşılıyor, yükseltilen karşı seslere bazen hak veriyorum. Ancak, bu seslerin tezlerini savunmak için AB'yi kötülemeleri galiba haksızlık.
Hayat kadınları
Atina Pandion Üniversite'sinin araştırması, Yunanistan'da 10 bini yerli, 20 bini yabancı
30 bin hayat kadını bulunduğunu gösterdi. Araştırmaya göre, 1991 yılında 5 bini yerli, 2 bini yabancı sadece 7 bin hayat kadını vardı. Son 10 yılda geçimini dünyamızın belki de en eski mesleğiyle sağlayanların sayısı 4 katına çıktı anlaşılan.
Uzmanlar, bu artışın Yunanlıların cinsel tercihlerinde bir değişiklikten kaynaklanmadığı görüşünde. Kadın-erkek ilişkilerinde pek çok tabunun çoktan yıkıldığı bu diyarda, hayat kadınları sayısındaki artışın nedeni yabancı göçmenler.
Az önce sözünü ettiğim tabular, sadece Yunanlılar arasında yıkıldı. Nüfusun neredeyse yüzde 10'una yaklaşan yabancılar söz konusu olduğunda 'ırkçılık' diz boyu. Böylece yabancıların önemli bir bölümü cinsel arzularını tatmin için genelevlerin yolunu tutuyor.
İstihbarata gelince. Atina'da genelevlerin mahallesi Filis sokağıdır. Onlarca evin önünde yanan kırmızı ampuller, içeride ne olduğunun habercisi. Genelevlerde vardiyayla çalışır kadınlar. Her vardiyada bir kadın. Vizite 20-30 euro arasında değişiyor.