İthaki

AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili İlerleme Raporu'nda haksızlık etmediğini söylemek güç. Raporun tümünü okumadım. Ancak, okumuşların Ege'nin iki yakasında da yazdıklarına bakılırsa, Komisyon riske girmeden ve çizdiği tabloyu değiştirmeden pekâlâ daha esnek, daha umut verici ifadeler kullanabilirdi.

AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili İlerleme Raporu'nda haksızlık etmediğini söylemek güç. Raporun tümünü okumadım. Ancak, okumuşların Ege'nin iki yakasında da yazdıklarına bakılırsa, Komisyon riske girmeden ve çizdiği tabloyu değiştirmeden pekâlâ daha esnek, daha umut verici ifadeler kullanabilirdi. Kısa sure önce, Komisyon'un genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, seçim öncesi Türkiye'de Avrupa yanlılarına 'güçlü bir mesaj' verilmesi gerektiğini söylemişti. E hani?
Hesap-kitap esas alınarak raporlar hazırlayan AB Komisyonu'nun üç farklı yaklaşımı bulunuyor. İlki 'yeşil ışık' yakmak. Türkiye'nin 1999'da aday ilan edildiği Helsinki zirvesi öncesindeki İlerleme Raporu'nda olduğu gibi. İkincisi 'kırmızı ışık' yakmak. 1997 sonundaki o kâbus Lüksemburg Zirvesi öncesi raporunda olduğu gibi. Üçüncüsü de 15 ülkenin liderine hiçbir tavsiyede bulunmadan 'ışığın rengini siz belirleyin' demek. Tıpkı, Leaken, Seville ve şimdi de Kopenhag zirveleri öncesindeki raporlarında yaptığı gibi.
Komisyon'un raporlarını hazırlamadan önce Avrupa başkentlerini şöyle bir gezip nabız ölçtüğünü, yaktığı ışık yeşil ya da kırmızı olduğunda zirvelerde bunun pek değişmediğini de hatırlatmakta yarar var. Ayrıca, buradan bakıldığında, bugün itibarıyla, Türkiye'ye yeşil ışık yakılmasını Atina, Londra ve Roma'dan başka destekleyen görünmüyor.
Komisyon, rapor ışığında, 25 Kasım'a kadar 15 lidere Türkiye'yle ilgili önerilerini bildirecek. Bir liste hazırlayıp senaryoları sıralayacak. İrlanda'da 19 Ekim'deki referandumun sonucu olumlu olsa dahi, 10 aday ülkeye yardımın görüşüleceği 24-25 Ekim'deki Brüksel zirvesi, Türkiye'deki 3 Kasım seçimleri ve ABD'nin Irak'a olası müdahalesi bu gündemi büyük ölçüde etkileyecek. Irak'a müdahale halinde Washington'ın Türkiye'ye tarih verilmesi için AB'ye baskı yapması hafif kalacak. Adamların yakasına yapışacak adeta. Tabii Kıbrıs faktörü de var.
Yunanistan'a gelince. Kendi çıkarları doğrultusunda gayet başarılı bir politika izliyor. Tarih verilmesi gelecekte Atina'nın eline Türkiye'ye Ege ve Kıbrıs konularında yeni baskı kozları verecek. Ayrıca, Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye olabildiğince yumuşak girişine de yardımcı olacak. Atina şunu anladı: 'Türkiye'ye tarih verilmesinden kaybedecek bir şeyim yok'. Hoş, diğer AB üyelerinin kaybının ne olacağını anlayabilmek güç. Brüksel'de AB konularını gayet iyi bilen bir dostum durumu "Tarih verilmesinden çok uzun vadede bir tek Almanya zararlı çıkabilir. 2020'de Türkiye'nin Almanya'dan fazla nüfusu olacak. Başka kimsenin pek bir zararı olmaz" diye izah etti.
İlla da 'kriterler' diyenlere de bir sözümüz var. Türkiye hariç, AB'de yer alan veya almaya namzet ülkelerin hâlâ kriterlere uymadıkları vaka sayısı 168 imiş. Kopenhag'da verilecek karar adıyla sanıyla siyasi olacak. Türkiye gelecek iki ayda elinden geleni, hatta fazlasını yapmalı.
11 Aralık geldiğinde de, umarız birileri Kavafis'in hedefe ulaşmanın değil, ulaşmak için çabanın da önem taşıdığını anlatan onca dile çevrilmiş 'İthaki' şiirini duymuş olur.