Kıbrıs'ta çözüm

'Kıbrıs Türk'ünün milli kimliğini kaybedeceği', 'Rumların fırsatını bulduğunda Türkleri yine kıtır kıtır kesecekleri' veya 'Rumların onca yıl çalıştığını şimdi Türklerin gelip bunları yiyecekleri'...

'Kıbrıs Türk'ünün milli kimliğini kaybedeceği', 'Rumların fırsatını bulduğunda Türkleri yine kıtır kıtır kesecekleri' veya 'Rumların onca yıl çalıştığını şimdi Türklerin gelip bunları yiyecekleri', 'Rumların Türkleri kendi elleriyle AB'ye soktuğu' gibi fobilerle yaklaşırsak, Annan'ın çözüm planının akıbeti öncekilerden farklı olmayacaktır. Muhtemel müzakereler de planın kabul edilemeyeceğini göstermek için yapılacaksa, hiç yapılmasın daha iyi. O zaman herkes sorumluluğunu üstlensin, gerçekleri kabul etsin ve bir daha 'Kıbrıs'ta çözüm istiyoruz' demesin.
Tarafların haklı olduğu bir nokta var.
Annan Planı hem 'ya hep ya hiç' hem de 'şimdi çözün' ültimatomlarına dayanıyor. Adamcağız 'Denktaş ile Klerides'e bıraksak bir 30 yıl daha kısır müzakereler yapacaklar' diye düşündü herhalde.
Planın belki en önemli unsuru, öyle uzun ve çetin müzakerelere pek imkân tanımaması. İşte bu yüzden de planın mimarları İngiliz Sir David Hannay, Amerikalı Thomas Weston ve Perulu Alvaro De Soto 20 gün içinde çözüm için hâlâ iyimser. 'Planda ne değişebilir' diye sorarsanız, cevabımız 'Ne devlet yapısı, ne egemenlik, ne de vatandaşlıkla ilgili maddeler' olacaktır. Geriye ne kalıyor? Rakamlar... Planda rakamlardan başka pek bir şeye dokunulmasına izin verilmeyeceği görülüyor. Sözgelimi Türk tarafı 'Toprağımız yüzde 28.5'ten fazla olmalı' derse, alacağı cevap herhalde 'Hay hay size yüzde 29.2 bırakalım ama şu üç yıllık eşbaşkanlı geçiş dönemini de 2.5 yıla indirelim' gibi bir şey olacaktır. Kıbrıs'ta bir tarafın elinde iktidar-egemenlik diğer tarafın elinde toprak bulunduğu düşüncesiyle yola çıkıp, bu iki unsur arasında denge kurmaya çalışan
İngiliz 'mimar' işte böyle düşünüyor.
Bu arada, Ankara ve KKTC'deki tepkilere baktığımızda, Atina ve Kıbrıs Rum tarafının 'izlenimler savaşı'nı bir kez daha kazandığını söyleyebiliriz. Planın sunulmasından önce de, sonra da 'haber' hep Atina ve Rum Kesimi'nden çıktı. Yunan gazeteleri, planı 30 sayfalık özel eklerle duyurdu. Sokaktaki insan, ne anladığı bir yana, planı okuyabildi. Bilgisi, sadece yetkililerin söyledikleriyle sınırlı kalmadı.
Bizce Kıbrıs'ta 'evlilik' denenmeli.
Gelecekte şiddetli geçimsizlik başgösterirse, hiçbir evlilik cüzdanı insanları birlikte yaşamaya mecbur edemez ki.
Meydan muharebesine hazırım
12-13 Aralık'da Kopenhag zirvesinin Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan için taşıdığı önem malum. Kıyamet kopacağı aylar öncesinden belliydi. Canım
biraz sıkkın, basın bakanlığını aradım ve adımı yazdırdım. Kopenhag meydan muharebesini 'gönüllü' izleyeceğimi bildirdim.
Neler olacağını şimdiden tahmin etmek mümkün. Başbakan Simitis'in uçağına bineceğiz ve koltuklardan birine çökeceğiz. Ardından Dışişleri Bakanı Papandreu ile Hükümet Sözcüsü Protopappas arka bölüme gelerek bizimle selamlaşacak ve zirveyi izleyecek 'baba' Yunanlı gazetecilerle sohbet edecek. Tanrım, acaba ne diyorlar? Önemli 'tüyoyu' verdiler mi diye içimizi kurt kemirirken, hostes yemek tepsinini uzatacak. Karidesin de somon balığının da tatsız geleceği kesin. Sonra, havaalanına inip bizi bekleyen bir otobüsle kalacağımız otelin yolunu alacağız. Eşyamızı bırakıp zirvenin gerçekleştirildiği binayı görmemiz gecikmeyecek. Gazeteciler için ayrılan salona geçeceğiz. Binbir diyardan binbir kadın-erkek bilgisayarları başında hep bir şeyler yazıyor olacak. Umudumuzu kaybetmeyeceğiz, ama kaçı bizi atlatıyor diye düşüneceğiz.
Zirve, resmi yemekle başlayacak ve o andan itibaren dünyayla ilişkimizi keseceğiz. Gelsin açıklamalar, gitsin karar taslakları. Gece yarısından sonra otele döndüğümüzde hep bir şeyi eksik yapmış olabileceğimiz endişesiyle uyuyakalacağız. Ertesi gün daha kritik. Dananın kuyruğunun kopacağı gün ne de olsa. Kuşluk vakti toplantı binasının yolunu alacağız yine. Haberler, dedikodular ve bilmem kaçıncı paragrafın, bilmem kaçıncı satırındaki virgülün değiştirildiği yeni taslaklar peşinde koşacağız. Sonra da nihai kararlar açıklanacak, basın toplantıları düzenlenecek. Bütün bunları 300, bilemediniz 500 kelimeyle toparlayıp, havaalanının yolunu alacağız ve Atina'ya döneceğiz.
Kızım 'Baba nerelere gittin' diye sorduğunda, nasıl Finlandiya, İsviçre filan diyorsam, artık Danimarka da diyeceğim ama elime tutuşturulan basın kartından başka Kopenhag'a gittiğimi hatırlatan pek bir şey olmayacak. Oysa bir zamanlar, bu ülkeye giderek dünya tatlısı bir kadını üzen Danimarkalı bir serseriyi pataklamanın düşünü kurardım.