Kıbrıs'ta ne oluyor?

Kıbrıs'ta, Denktaş ile Klerides arasındaki müzakereler neredeyse birinci ayını tamamlayacak.

Kıbrıs'ta, Denktaş ile Klerides arasındaki müzakereler neredeyse birinci ayını tamamlayacak.
İçeriği hakkında açıklama ambargosu uygulanması yüzünden müzakerelerin gidişatı için kesin bir şey söyleyebilmek mümkün değil. Bu durum her ne kadar gazetecilerin işini zorlaştırıyor ve söylentilere dayalı garip senaryoların dolaşmasına yol açıyorsa da aslında müzakerelerin seyri için ümit verici. Birkaç yıl önce Cenevre'de Denktaş ile Klerides arasındaki dolaylı müzakereleri izlerken, konuşulanların ne kadar kötü yöntemlerle basına sızdırıldığına şahit olmuştum. Birileri, birtakım belgeleri bazı gazetecilere sızdırıyor, ertesi gün de 'sen sızdırdın', 'ben sızdırmadım' kıyameti kopuyordu.
Belgeleri kullanan gazetecilere de ne gözle bakıldığını tahmin edersiniz sanırım. İşte geçmişteki müzakerelerin aksine bu defa ambargonun delinmemesi, işlerin ciddi bir şekilde yürütüldüğüne işaret.
Anlaşılan şimdilik, sözgelimi anayasa veya güvenlik konusu müzakere için masaya getiriliyor, iki lider bu konulara nasıl yaklaştıklarını, nasıl bir çözüm istediklerini sırayla anlatıyorlar. Biri konuşurken, diğeri not almakla yetiniyor, muhtemelen de bazı sorular soruyor. BM Temsilcisi Alvaro De Soto ise hiç karışmadan dinliyor ve o da not alıyor. 'Resmi tezler' süreci, marta kadar devam edecek. Pazarlık da muhtemelen o zaman başlayacak.
ABD, AB ve BM ağırlıklarını ortaya koymak ve önerilerini masaya getirmek için bu pazarlığın başlamasını bekleyecekler. Atina'nın Klerides'i, Ankara'nın da Denktaş'ı
ne denli ikna gücüne sahip oldukları ve ikna etmek için ne denli kararlı oldukları da yine marttan sonra belli olacak. Kıbrıs sorununun çözümü için daha iddialı birşey söyleyebilmek için ise yazın gelmesini bekleyeceğiz. Kıbrıs müzakerelerinde 'kıyamet' uzlaşma, taviz verme ve bu tavizin siyasi maliyetini üstlenme günü geldiğinde kopacak.
Denktaş, geçtiğimiz günlerde uzlaşmanın yakın ve mümkün olduğuna inandığını, hatta güvenlik konusunda ilerleme bile sağlandığını
söyledi. Rum tarafı daha temkinli. Rum Yönetimi Sözcüsü Mihalis Papapetru 'Türk tarafının niyeti konusunda değerlendirme yapmak için henüz çok erken olduğunu' belirtti. Rum gazeteleri ise, çözümü o kadar da zor olmayan güvenlik konusunda önemli anlaşmazlıklar görüldüğünü ileri sürdü.
Bugün itibarıyla, 'müzakereler başladığına göre bu iş tamam' diye düşünmek fazlasıyla
riskli. Kabul, konjonktür farklı. Türkiye-AB ilişkileri, Rumların AB üyeliği, Türk-Yunan yakınlaşması ve ABD'nin 11 Eylül saldırılarından sonra bölgesel sorunlara çözüm için bastırması bu defaki müzakereleri,
öncekilerden farklı kılıyor.
Ancak aynı konjönktür, tarafların Kıbrıs'da bugünkü durumun devamını gerçekten isteyip istemedikleri ya da karşılıklı çıkarların korunacağı adil bir çözümün mümkün olup
olmadığı konusunda 'hür iradeyi' belki de olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca, AB üyelik müzakereleri için tarih verilmesi beklentisindeki Türkiye'nin talebini başka bahara bırakırsa ne olacak?
Kıbrıs'da bir kez daha sil baştan yaşanması büyük tehlikelere gebe. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının etkileri şüphesiz adanın ötesinde de görülecek. En azından, İsmail Cem ile Yorgos Papandreu'nun iki buçuk yıl uğraştan sonra ilk adımını atmaya çalıştıkları Ege diyaloğu böyle bir gelişmeden payını alacak.
Her şeyi zaman gösterecek ancak, eğer iki taraf da işin bu defa bitmesinde kararlı iseler bir an önce 'Kıbrıs Yunandır' ya da 'Kıbrıs Türk'tür' diye düşünen bazı maksimalist kafaları değiştirmeye başlamaları gerek.