'Kıyamet saati' yaklaşırken

AB Komisyonu, 9 Ekim'de yayımlayacağı raporda Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyeliği için bir tavsiyede bulunmayacak.

AB Komisyonu, 9 Ekim'de yayımlayacağı raporda Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyeliği için bir tavsiyede bulunmayacak. Ardından 24-25 Ekim'de Brüksel'de toplanacak AB zirvesinde, Rum Kesimi hariç, genişleme sürecinin ilk dalgasında yer alan ülkelerin üyeliği için 'yeşil ışık' yakılacağı sinyali verilecek. Türkiye'de 3 Kasım'da yapılacak seçimlerden hemen sonra ve aralıktaki Kopenhag zirvesinden önce BM Genel Sekereteri Kofi Annan, Denktaş ve Klerides'e Kıbrıs'ta bir çözüm planı sunacak. Rum Yönetimi'nin normal şartlarda kabul edemeyeceği bir çözüm planı. Hem BM'yi reddedeceksin, hem de Avrupalılara 'Beni aranıza alın' diyeceksin. Olacak gibi değil.
İşte Atina ve Rum Kesimi'ndeki 'kâbus senaryo' aşağı yukarı böyle.
Buna karşı, AB'nin 'sinsi oyunları'ndan söz ediyor bir başka senaryo. AB Komisyonu'nun raporunda da, Brüksel zirvesinde de Kıbrıs'ın AB üyeliği hakkında 'muğlak' ifadeler kullanılacak. Bu şekilde AB'nin tavrı, Türkiye'de seçim öncesi dönemde Avrupa karşıtlarına malzeme edilmeyecek. Türkiye'deki seçimler hayırlısıyla bitsin, seçim sonrası siyasi tablo oluşsun, o zaman bakarız.
Bu senaryonun son sayfasında, Kıbrıs Kopenhag'da AB'ye alınır, Türkiye'ye de 'Bir sonraki dönem başkanlığında yani Yunanistan'ın dönem başkanlığında üyelik müzakerelerinizin başlaması için tarih vermezsek, hani iki gözümüz önümüze aksın' şeklinde sağlam teminat verilir, diye yazıyor. Kıbrıs sorununun çözümüne gelince, zaten 'Çözüm gayretleri AB üyeliğinden sonra da devam edebilir' diyor Atina.
Buralarda, endişe hayli büyük. Ülkeyi yönetenler ne zaman konuşsa aynı şeyi tekrarlıyor: 'Ekim-aralık dönemi son derece kritik.' Yitirdiği popülerliğini terörle mücadele konusundaki performansıyla (17 Kasım örgütünün çökertilmesi) kazanma yolunda olduğu görünen Başbakan Simitis, bir numaralı dış politika hedefi saydığı Kıbrıs'ın AB üyeliğinde muhtemel bir başarısızlığın herşeyi sil baştan yapacağını biliyor.
Buradan bakıldığında, ABD'nin tavrı net görünüyor. Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu New York temaslarında mesajı verdi: "Türkiye'nin Avrupa yolu desteklenmeli."
Gazetelere bakılırsa, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell New York'ta buluştuklarında Papandreu'ya "Ya Denktaş'ın yeni önerilerini gördün mü? Bazı şeyleri ilk defa söylüyor" demiş.
Buna karşı, AB arayışlar içinde. Kıbrıs'ı alsa Türkiye, almasa Yunanistan (genişleme sürecini veto ederek) tepki gösterecek. Üstelik, Almanya, Hollanda ya da Danimarka gibi ülkelerin birbirinden farklı nedenlerle bir veya öteki karara karşı çıkmaları mümkün. Ayrıca, Türkiye'nin tepki göstereceğini söylerken blöf yapmadığının da bilincinde AB.
Helsinki zirvesi kararlarında siyasi sorunun Kıbrıs'ın üyeliğinden bağımsız olarak ilerleyeceği belirtiliyor belirtilmesine de hemen ardından
kararın 'Diğer faktörlerin de göz önünde bulundurularak alınacağı' şeklinde bir ifade var. Yaklaşan 'kıyamet saati'nde bu ifadeyi unutmamakta yarar var.
Ve 'kıyamet saati' gelinceye kadar, besbelli ki bu çamaşır daha
çok su kaldıracak.
İki yabancı
Yönetenlerin işbaşına gelmeleri öncesiyle sonrasında halkın taleplerine farklı bakış açılarını en iyi bilenlerden olduğunuza şüphem yok. Öncesini, yine yaşıyorsunuz bugünlerde, sonrası için ise eh üç aşağı beş yukarı tahmin ediyorsunuz.
Aslında durum bu diyarda da pek değişik sayılmaz. Ekimde yerel seçimler var ve adaylar bol kepçeden atıyor. Yöneten ile yönetilen arasındaki uçurum, geçen günlerde Atina'da yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarında çarpıcı bir şekilde görüldü.
Yerel yönetime aday olanlara sormuşlar, seçildiklerinde neye öncelik verecekler diye. Cevaplar sırasıyla kalkınma, işsizlikle mücadele ve toplumun sosyal sorunlarına eğilmek olmuş. Sonra bir de halka sormuşlar. Cevaplara bakılırsa halk yerel yöneticilerinden işsizliğe filan çare bulmasını beklemiyor. Yöneticilerden, çevreyi temiz tutmalarını ve yeni yollar, garajlar inşa ettirmelerini istiyor hepsi o kadar.
Gelin adını koyalım:
Aynı şehirde iki yabancı..