Kolonaki'de demokrasi

Atina'nın en eski sosyete semti, şehir merkezinde, parlamento binasının da bulunduğu Sintagma Meydanı'nın bitişiğinde başlar ve Likavitos Tepesi'nin eteklerine kadar uzanır.

Atina'nın en eski sosyete semti, şehir merkezinde, parlamento binasının da bulunduğu Sintagma Meydanı'nın bitişiğinde başlar ve Likavitos Tepesi'nin eteklerine kadar uzanır. Kolonaki'nin yokuşları dik, sokakları dar, binaları eskidir. Kiralık daire bulmak zordur. Bulunsa da çok pahalı. Herhangi bir sokakta lüks bir Fransız ya da bir İtalyan restoranı, bir galeri ya da bir antikacı çıkabilir karşınıza. Ancak, Kolonaki'yi asıl ünlü yapan meydanıdır. Bir yanında küçüçük bir park, diğer yanda yan yana dizilmiş kafeler ve bu meydanı yalayan sokaklarda Yunan malı nedir bilmez giyim eşyası satan dükkânlar. Yılbaşı arifesinde, her zamanki gibi görgü kurallarını çiğneyerek, hangi kafeye gireyim diye göz ucuyla masalara oturanları teftiş ederken, Simitis çiftiyle karşılaştım. Başbakan Kostas Simitis üniversitede ders verdiği yıllardan beri Kolonaki'de kalır. Eşi Dafni ile birlikte biraz hava almak, biraz da vitrin seyretmek için dolaşmaya çıkmışlardı. Yanlarında iki koruma, hepsi o kadar. Başbakan geçecek diye, ne yasak yerde park etmiş otomobiller çektirildi, ne özel bir trafik düzenlemesine gidildi ne de başka bir hazırlık. Simitis çifti, meydanı şöyle bir turladıktan sonra bir kitapçıya girdi. Sonrasını televizyondaki haber bülteninde öğrendim. Kitapçıda sıranın kendilerine gelmesini beklediler. Simitis, 20. yüzyıl tarihinden söz eden bir kitap aldı. Dafni ise tercihini şiir kitaplarından yana kullandı. Kitapçıda çifte gösterilen tek iltimas, dükkân sahibinin daha sonra gelip soru soran bir müşteriye "Sıranızı bekleyin öncelik başbakanda" demesiydi. Simitis, kitapların parasını ödedi, fişini aldı ve kitapçıdan öyle çıktı. Televizyonlara önceden haber salınmıştı tabii. Ne de olsa siyasetçinin profili önemli, ama habercilerin işi Simitis çifti kitapçıdan çıkıncaya kadardı. Dafni, yılbaşı için kocasına kızlarına, dostlarına hediyeler alacaktı. İki korumadan birisi eşlik etti kendisine ve dar sokaklara karıştı. Başbakan ise sakin adımlarla evine döndü. Kolonaki, bir benzetme yapılacaksa İstanbulumun Nişantaşı'sı gibidir. Ancak, Kolonaki'nin Atina'nın başka bir yerinde bu kadar cömert bulamayacağınız 'demokrasisini' seviyorum.
***
Zeus kadını ıssıza çökertti
Olimpos Dağı'nda yaşam hayli monotondu. Can sıkıntısına bir de kıskanç Hera'nın dırdırı eklendi mi hayat hiç çekilmiyordu doğrusu. Üstelik çapkınlık geninde vardı. Tanrıların başbakanı Zeus'un, arada bir aşağılara inmek için 'Kullarım acaba ne yapıyor?' demesi galiba bahane. Çünkü ne zaman inse, kendisini 'seferi' mi sayıyordu bilinmez, mutlaka bir gönül macerası yaşıyordu. Tabii genç ve güzel yaratıkların aklını çelmek için cazibesini gösterebilecek ya da kişiliğini anlatabilecek vakti pek yoktu. Kaçamaklardan birinde Aginoras ile Tilafassa'nın iri göğüslü, iri kalçalı kızını gördüğünde aklı başında gitti. Boğa kılığına girip kızcağızı ıssıza çökertti. Bir, iki, üç derken ciddi ciddi bir ilişki başladı. Doğum kontrol hapı, prezervatif ne gezer o dönemde; nur topu gibi üç çocukları olmuş. Zeus kötü bir eş ancak iyi bir babaydı. Çocuklarına torpil yapar bir devlet dairesine yerleştirirdi. Böylelikle, büyüdüklerinde Minoas Girit, Sarpidonas da Likya kralı oldu. Yasak ilişkinin üçüncü meyvesi Radathamnus'un cehennemde ölüler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için hâkimlik gibi tuhaf bir meslek seçmesinin nedeni ise meçhul. İşte Zeus'un boğa kılığına girip önce kandırdığı, sonra da söylemesi ayıp şeylere muhtemelen alıştırdığı kadın, ihtiyar kıta Avrupa'ya adını veren Evropi'den başkası değil. Hiç şüphe yok ki, AB'nin 1 Ocak 1981'de Yunanistan'ı arasına almasında eski Yunan medeniyetinin payı küçümsenemez. Avrupa, Yunan medeniyetinin hayranıdır ve bazı eksikliklerini gizlemek için bu medeniyete ihtiyaç duymuştur. Çünkü tarih, Avrupa fikrinin/idealinin pek öyle barışçı yollarla yayılmadığından, Avrupa'nın her zaman doğru söz, demokrasi, mantık, sosyal adaletin cenneti olmadığından söz ediyor.
Peki ya Yunanlı'nın durumu?
Bu sorunun cevabı için drahmi'den euro'ya geçiş sürecinde yaşanan bazı 'olayları' anlatmak yararlı sanırım. Öncelikle euro doğal olarak 'evro' diye vaftiz edildi. Yeni yıl ile bu yeni paranın doğduğu ilk saatlerde euro bazında Avrupa çapındaki ilk soygun da (100 bin euro) buralarda gerçekleştirildi. İnsanlar, ceplerinde hâlâ drahmi taşımalarına rağmen bankamatiklerlerden 100 euro çekip 0.50 euro değerinde bir pul almak için postanelerin önünde kuyruklar oluşturuyor. Pul bahane, hedef bozuk para bulmak. İnsanlar, taksiye bindiklerinde ya da tavernaya gittiklerinde ödemeyi drahmi ile yaptıklarında 100-200 drahminin hesabını tutmuyor. Ancak, ödeme euro'yla yapılacaksa durum değişiyor. 1 cent yani 3.4 drahmi'nin bile hesabı soruluyor. Hele Atina, Selanik gibi büyük şehirlerden uzaklaşıp da taşraya giderseniz, durum çok daha vahim. Euro'yu ne bilen ne duyan var. Köylü, cebinden euro çıkaran şehirliye
'Döviz almıyoruz' diyor. AB Komisyonu, Yunanistan'ı belki euro'ya en yumuşak geçişi yapan ülkeler arasında saydı, ama buralarda insanlar farklı düşünüyor. Sanki, Anadolu kimliği ile Avrupalı kimliği arasında yüzyıllardır yaşanan bocalama sürüyor.