Kufodinas'ın son günü

Beş değil, 50 değil, 500 değil, tam 5 bin polis iki aydır peşindeydi. Terörle mücadele dairesine gelen her bilgi itinayla araştırılıyor, ama </br>bir türlü yakalanamıyordu.

Beş değil, 50 değil, 500 değil, tam 5 bin polis iki aydır peşindeydi. Terörle mücadele dairesine gelen her bilgi itinayla araştırılıyor, ama
bir türlü yakalanamıyordu. Yer yarılmış içine girmişti adeta.
Perşembe sabahı uyandı. Gizlendiği evden dışarı çıktı. Her gün on binlerce kişinin yaptığı gibi trene bindi. Şehrin öteki ucunda indi. Yine on binlerce insan arasında yürüdü saatlerce hiç dikkati çekmeden. Sonra yoldan geçen bir taksiyi durdurdu. Arka koltuğa geçti. Atina'nın trafiği malum, sıcaktan da bunalmış olsa gerek, yolda taksiciye bir bakkalın önünde durmasını söyledi. Bir şişe su aldı, yarım euro yerine 20 euro bırakıp "Üstü kalsın" dedi. Yaklaşık 1 saat yolculuktan sonra Atina Emniyet Müdürlüğü binası önüne geldi. Taksi saati 7 euro yazmıştı, 100 euro atıp indi. Leoforos Aleksandras caddesindeki binanın basamaklarını çıkarken, arkasından bağıran taksiciye aldırmadı bile. Elini kolunu sallayıp girişteki nöbetçi polise kadar ilerledi: "İyi günler. Ben Dimitrios Kufodinas. Teslim olmaya geldim."
Nöbetçi polis şaşırdı, amirini aradı hemen. Birkaç polis toplandı bir
anda etrafına. İnanamıyorlardı. Biri sağ kolunu kaptı. Daha önce sağ kolunda büyük bir yanık izi olduğunu duymuştu. Evet oydu. 1985'ten sonra 17 Kasım örgütünün beyni, hamalı, tetikçisi yani her şeyi Dimitrios Kufodinas. 'Bin bir surat', 'Parmakları zehir' gibi takma adları olan ve kurbanları arasında Türk diplomatların da bulunduğu 73 silahlı bombalı ve soygun eylemine katılan 'Lukas' kod adlı Dimitrios Kufodinas.
Yunan polisinin silahlı çatışmaya gireceği, postu pahalıya satacağı ve canlı ele geçirilmesine fazla ihtimal bulunmadığı hesaplarını yaptığı baştetikçi kendi ayaklarıyla gelip teslim olmuştu. Kimilerine göre teslimiyeti pazarlık sonucu sağlanmıştı.
İlk tepkiler '17 Kasım artık şimdi bitti' şeklinde oldu. Ama perşembe saat 14.45'te başlayıp, cuma sabahı sona eren gayriresmi ilk sorgulamasında Kufodinas'ın, arkadaşları gibi 'davayı satmayacağı' ve 17 Kasım'ın 'kaybolan namusunu koruyacağı' anlaşıldı.
"Devrimci, yoldaşlarını ele vermez", "Sosyalist bir toplum için, devrimci bir hareket için uğraştım", "17 Kasım'ın eylemlerinin siyasi sorumluluğunu üstleniyorum" dedi Kufodinas. Sonra "17 Kasım bitti. Ortam devrimci mücadele için elverişli değil. 15 yıl sonra ne olacak bilemeyiz" diye ekledi. Tesadüf mü benzerlik mi siz karar verin, dört yıl önce RAF örgütü Köln'de Reuters'e gönderdiği son bildirisinde aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyordu.
Kufodinas, hapisteki arkadaşlarına "Başınızı dik tutun" mesajı gönderdi ve asıl önemlisi "Biz adi katiller değil, siyasi tutukluyuz" demek istedi. Bu mesajı, 17 Kasım'ın demir parmaklıklar arkasındaki tetikçileri Ksiros kardeşler (Savvas, Hristodulos, Vasilis) almış olsa gerek ki, daha önce polise ve savcıya verdikleri ifadeleri geri çektiler.
Sanmıyorum... İşledikleri cinayetleri reddetmeyecekler. Sadece ifadelerindeki 'Özür dileriz', 'Örgütün kurbanlarıyız', 'Pişmanız" gibi kelimeleri geri çekecekler ve 17 Kasım konusuna siyasi boyutlar vermeye çalışacaklar. 'Devrimci' imajını yaratmaya...
Görünen o ki 17 Kasım üyeleri taktik değiştirdi. Pişmanlık yasasından yararlanmaktan vazgeçerek 'siyasi tutuklu' gibi hapiste kalıp Avrupa'daki benzerleri gibi 10-12 yıl sonra serbest kalabilecekleri hesabı yapıyorlar.
17 Kasım 'devrimci' çehresine büründükçe, bu örgütün 'derin devlet'le ilişkisi hakkındaki soruşturma çok daha zorlaşacak. Bunun işaretini de yine Kufodinas verdi. Polis soruyor: "Siyasetçilerle, siyasi partilerle ya da devlet birimleriyle ilişkiniz oldu mu?" Kufodinas cevap veriyor: "Hayır.
Öyle olsa ne biçim devrimciyiz?"
Arnavutların yaz tatili
Yunanistan'da çalışan yaklaşık 500 bin Arnavut göçmenden 200 bini yaz tatili nedeniyle ağustosta memleketlerine gitti. Dönüşlerinde, Kakavia ve Kristalopigi sınır kapılarında tam bir kaos yaşandı. Arnavutlar, yasal belgeleri bulunmakla birlikte, Yunanistan'a girebilmek için günlerce perişan oldu. Hatta, 63'ündeki bir kadının kalbi eziyete daha fazla dayanamayıp oracıkta duruverdi.
Hükümet kaosa Schengen Anlaşması'nı gerekçe gösterdi.
AB yasaları gereğince işlemlerin sıkı tutulduğunu ve bunların zaman aldığını belirtti. Arnavutluk'ta ise büyük gürültü koptu. Muhalefet ve basın topyekûn Atina'ya yüklendi. Eski Başkan Sali Berişa'nın kurduğu Demokratik Parti 'insan haklarının çiğnenmesi ve Arnavutlara karşı büyük ayıp'tan söz ederken, Halkçı Parti 'Birilerinin Yunanistan'a gelmekten caymaları için Arnavut göçmenlere iyi bir ders vermeye çalıştığını' söyledi. Özel Arnavutluk televizyonları daha da ileri gitti. KOHA TV, "Yunanlı gümrükçüler ırkçı ve sadist. Yunanlılarndan daha akıllı ve çalışkan olan Arnavutlara zulmetmekle tatmin oluyorlar", Top Chanel ise "Yunan makamları Arnavutlara karşı nefreti açığa vurdular" dedi.
Ya Arnavut hükümeti? 200 bin insan ve 30 bin araç sınırda bekleşirken, Atina'dan 'Balkanlar'ın yeniden kalkınması projesi' çerçevesinde 50 milyon euro yardım alan Tiran, pek ses çıkarmadı nedense. Anlayış gösterip sorunun siyasi değil bürokratik olduğunu söyledi.