Romeo'da bir gece...

Pablo Picasso'nun dediği gibi &quot;gençliğin yaşı olmadığına&quot; göre, Panamerican'ın</br>'Bugünü yaşa.

Pablo Picasso'nun dediği gibi "gençliğin yaşı olmadığına" göre, Panamerican'ın
'Bugünü yaşa. Yarın daha pahalı olacak' reklam spotundan da etkilenerek, Mick Jagger'ın "Toparlanmak kaydıyla arada bir dağıtabilirsin" sözünü tutacağım yemini verip bu dişi şehrin gecelerini bilmem kaçıncı kez teftişe çıktığımda vakit gece yarısını geçmişti. Tasmanların neslinin günah işlemediğinden kuruduğuna inanmakla birlikte, ziyaretçim vicdan azabını George Burns'ün "Mutluluk kalabalık, sıcak ve sevimli bir aileye sahip olmaktır. Ama ailenin başka şehirde olması kaydıyla" derken mutlaka bir bildiği vardır düşüncesiyle aşmaya çalıştığımda, bu sezon genç sanatçılardan Nikos Çalikis ile Anna Vissi'nin eski kocası besteci Nikos Karvelas'ın yeni sevgilisi Hristina Anagnostopulu'nun sahne aldığı 'Romeo'da buluverdim kendimi. 'Me ponai' (Acıyor) adlı şarkısıyla buralarda sanat dünyasında başarı basamaklarını hızla yükselen Çalikis, pop-arabesk-buzuki karışımı şarkıları peşpeşe sıraladığında, ısınma turları bitmiş ve bazı yaratıklar alkol şişeleri, çerez ve karanfil dolu masalara çoktan apayrı bir güzellik vermişti. Kalburüstü diğer müzikhollere kıyasla daha sıcak bir dekoru olan Romeo'da, garsonun gösterdiği masaya oturduktan sonra beraberimde halamın oğlu da olduğundan (başka kim olabilir ki?) kendisinden sıkıldığımı zannetmesin diye göz ucuyla tespit çalışmalarına başladım.
Kalabalığın, dumanın, ışık oyunlarının arkasında Lenin'in "Bir yalan çok defa söylendiğinde hakikat olur" sözünü tescil eden kadınlar gördüm. Mark Twain'in "Dünyada en tehlikeli yer yataktır. İnsanların yüzde 90'ı yatakta ölür" derken haksız olduğunu gösteren kadınlar. Hemen onların yanında oturan ve bir yandan Guitry'nin "Bir kadının elini öpmek iyi bir alışkanlık. En nihayet bir yerden başlamak gerek", bir yandan da Eduwardo Galeano'nun "İlk buse ve ikinci kadeh şaraptan sonra ölümsüzüz" sözlerinin doğruluğunu kanıtlamaya çalışan erkekler gördüm. Bernard Shaw'ın "Vahşi insanlar taş ve tahtadan, medeni insanlar ise etten kemikten mamul ilahlara tapar" sözünü yaşam felsefelerinin bir parçası edinmiş erkekler.
Ortalık anababa günü, kıyamet günü. Az önce sözünü ettiğim garson telefon numarasını yazdığı küçük kâğıt parçasını, refakatçisinin dikkatini çekmeden nasıl da o genç sarışına verdi. O genç sarışın, refakatçisine muhtemelen diğer erkeklerden ne kadar farklı olduğunu anlatırken, nasıl eğilip kâğıt parçasını avucuna sıkıştırdı.
Besteci Karvelas'la birlikteliği, Anna Vissi'yle dostluğunu engellemeyen, hatta programının önemli bir bölümünü Vissi'nin seslendirdiği şarkılarla dolduran Anagnostopulu sahnedeyken kendisine atılan ve her biri 15 euro olan karanfil sepetlerinin sayısını inanın tutamadım.
Bir şişe şarap ve meyvenin karşılığı 60 euro ödeyerek (malum kriz dönemi her ihtimale karşı söylemekte yarar var) Romeo'dan çıktığımızda gün ağarmamıştı ama saat 05.30'u gösteriyordu. Halamın oğlunu evine bıraktım. "Hayat denen kitapta cevaplar son sayfada yazılı değildir" sözünün babası Charlie Brown da şu "Dünyada en güzler şeyler ya yasaktır, ya da şişmanlatır" sözünü kim söyledi çıkartamadım.
Simitis'in Türk dostu...
Prof. Mete Tunçay, Ta Nea gazetesinde yayımlanan demecinde 1961 yılında London School of Economics'de öğrenciyken tanıştığı dostu Kostas Simitis için "Kostas Türklere karşı önyargılı olmayan tanıdığım ender Yunanlılardan birisi" diyor. Prof. Tunçay, sosyalist olduğunu, Türk milliyetçiliğinden utanç duyduğunu ancak, Türklerden daha şoven eğilimli Yunanlılar olduğundan teselli bulduğunu söylüyor. Doğrusu, Prof. Tunçay'ın 12 mil konusunda "Yunanistan'ın karasularını genişletmesinin yaratacağı sonuçları haritaya göz atmakla anlamak mümkün" demesi, gazeteyi pek memnun etmemiş olsa gerek. Aksi halde 'Tunçay'ın Türkiye'nin resmi tezine yakın göründüğü tek konu' şeklinde yorum yapmazdı. Simitis-Tunçay dostluğu buralarda biliniyordu. Bilinmeyen, Prof. Tunçay'ın 1982 yılında dönemin başbakanı Andreas Papandreu'ya gönderdiği bir mektup. Kaş'ın birkaç yüz metre ötesindeki Meis (Kastellorizo) Adası'nda Yunanca, Türkçe ve İngilizce eğitim verecek bir üniversitenin kurulmasını önermiş mektubunda. Hiçbir zaman cevap almamış.
Acaba aynı düşüncesini dostu Kostas'a da anlattı mı merak ediyorum.