Sıkıntıların arifesindeyiz

Kıbrıs'ta Denktaş-Klerides görüşmelerinin ilk turu tamamlandı. Görüşmelerin bıraktığı tat, buralarda hayli limoni.

Kıbrıs'ta Denktaş-Klerides görüşmelerinin ilk turu tamamlandı. Görüşmelerin bıraktığı tat, buralarda hayli limoni. Atina ve Rum Yönetimi, Türk tarafının 'cesaret kırıcı bir uzlaşmazlık içinde olduğunu' söylüyor. Bu karamsarlığın 'taktik icabı' olması ihtimali yüksek. Çünkü asıl şimdi pazarlık dönemine giriliyor. 1 Mart'ta başlayacak ve dananın kuyruğunun kopacağı ikinci turda, BM, ABD ve AB de devreye girecek. Akdeniz'den Ege'ye çıkalım. Cem ile Papandreu'nun Ege anlaşmazlıkları için ilk adımın atılmasını kararlaştırdıkları diyalog, daha başlamadan güçlükler arz ediyor. Karasuları, hava sahası, adaların statüsü gibi konulardaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesini savunanların oranı, iyimserlerden çok daha fazla. Diyaloğa nereden başlanacağı bile belli değil. Ege'den Avrupa'nın göbeğine uzanalım. Yunan Dışişleri Avrupa ordusu için AB'ye sunulmak üzere yeni bir öneri hazırladı. Öneri, Ankara Mutabakatı'nda ABD ile Britanya'nın Türkiye'ye verdiği güvenceleri değiştirecek türden ise -ki öyle görünüyor- gürültü kopacak demektir.
Ama bugün bayram. O halde iyimser bir senaryoyu da aktaralım. Yıl sonundaki Kopenhag zirvesinde, AB Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılmasını kararlaştıracak. Müzakereler, 2003'ün ilk yarısında AB Dönem Başkanlığı'nı Yunanistan'ın yürüttüğü sırada başlatılacak.
Bizim zamanımızda
'Ah nerede o eski günler' ya da 'bizim zamamızda' diye başlayan muhabbetlerden pek hoşlanmamakla birlikte, televizyonlarda izlediğim manzaralardan sonra vergisini muntazaman ödeyen, vatani görevini yerine getirmiş ve trafik suçu işlememiş T.C vatandaşı İstanbullu bir Rum olarak, şehir değişti, nüfus arttı, evlerin yerini gökdelenler aldı ya da taşradan büyük göç var gibi mazeretleri kabul etmeden kurban bayramlarımı geri istiyorum. Bizim zamanımızda, öncelikle kurbanlık kesmek şov değildi. Geliri yerinde olmayan kurbanlık satın almazdı. Ailelerini birkaç günlüğüne de olsa daha iyi geçindirebileceklerini düşünenler elbette daha az Müslüman sayılamaz. Kurbanlık alabilecek güçte olanlar ise bu işi gürültü kopartmadan yapardı. Bizim zamanımızda kurbanlık genellikle bayramın ilk günü çok erken saatlerde kesilirdi. Bayramlaşmak için insanlar sokağa çıktığında kaldırımların eşiğindeki boşlukta ince bir çizgi halinde akan toprakla karışmış kandan başka 'delil' yoktu. Bizim zamanımızda, çocuklar kesim sırasında ya uyuyorlar ya da bu töreni izlemelerine izin verilmiyordu. Günlerce besledikleri, oynadıkları, konuştukları kurbanlıklarla masum ilişkilerine daha saygılı davranılırdı. Onlar da savaşçılık oynardı, onlar da kavga eder, çoğu kez şidette başvururdu ama bıçağın boynu deldiği anı görmelerine ne yürekleri elverirdi ne de büyükleri. Önceki gün televizyonda gördüğüm ve babasının 'Korkmaz o' diyerek iftihar ettiği, gözünden tek damla gözyaşı akmayan erkek çocuğu hiç mi düşündürmüyor?
Bizim zamanımızda, kasaplar sanki daha profesyoneldi, bıçaklar sanki daha iyi bilenirdi ve en önemlisi kurbanlıklar komşuya gösteriş olsun diye kesilmezdi.
Bizim zamanımızda, al gülüm ver gülüm olmaz kurbanlık et sadece fakire dağıtılırdı. Farklı dinden oluşumuz komşularımız gözünde ayrı tutulmamıza engel değildi. Fakir bir aile oluşumuz kurban bayramlarında kapımızın defalarca çalmasına ve bize et verilmesine yeterliydi. Ekranlardaki görüntülerin gerçekleri yansıtmadığı umuduyla nice bayramlara..