Temennimiz..

17 Kasım örgütünün geçen 27 yılda gerçekleştirdiği toplam 80 silahlı, bombalı, roketli saldırı ve soygunların failleri büyük ölçüde belli olurken...

17 Kasım örgütünün geçen 27 yılda gerçekleştirdiği toplam 80 silahlı, bombalı, roketli saldırı ve soygunların failleri büyük ölçüde belli olurken, Türk hedefler
dahil bazı saldırılardaki esrar perdesinin kalktığını kimse söyleyemez.
Öncelikle, 17 Kasım her saldırıda en az üç-dört üyesini görevlendiriyordu. Türk hedeflere karşı saldırılarda bu 'alışkanlığı' bozması için görünür bir neden yok.
Resmi açıklamalara göre, Vasilis Ceorcatos 1991'de dönemin elçi müsteşarı Deniz Bölükbaşı'nın da içinde bulunduğu Türk büyükelçiliğine ait otomobile yapılan bombalı saldırıda ve Sotiris Kondilis de 1994'de müsteşar Ömer Haluk Sipahioğlu cinayetinde yer aldıklarını itiraf etti.
Hepsi o kadar...
Gerisi gazetelerin iddiaları, polisin sızdırdığı ya da sızdırmak istediği bilgiler... Bir aydır hastanede yatan Savvas Ksiros, hem Bölükbaşı hem Sipahioğlu hem 1991'de öldürülen Çetin Görgü cinayetlerinde yer aldığını itiraf etmiş.
Ksiros'un polise ifadesi çoktan tamamlandı ama hangi cinayetleri işlediği nedense henüz açıklanmadı. İddialara bakılırsa, Dimitrios Kufodinas da Türk hedeflere yönelik saldırıların tümünde oradaymış. Kufodinas bir aydan beri kayıp.
Örgütün 1975-83 döneminde işlediği cinayetlerin bir bölümü ile 1994'te eski bir banka müdürünün öldürülmesi
eylemi de hâlâ aydınlanmış değil.
Yakalanmış teröristlerin Türk hedeflere karşı saldırılarda yer almış olabilecekleri ancak bunu itiraf etmedikleri görüşü ise pek inandırıcı gelmiyor. Sözgelimi baş tetikçilerden Hristodulos Ksiros, sayısı 20'ye yaklaşan eylemde yer aldığını itiraf etti. Bir veya birkaç saldırıya daha katıldığını itiraf etmesi kendisi için neyi değiştirir ki?
Temennimiz, 17 Kasım'ın 2003 ortalarında başlaması beklenen mahkemesine kadar işlediği tüm cinayetlerin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde aydınlatılmasıdır.
Ahtapot salatası
Bu diyarda insanlar, denizin bahşettiği nimetlerden en iyi şekilde yararlanmasını bilir. Ahtapot da, kalamar ve karidesle birlikte damak zevki listesinde hep en üst sıralarda yer almıştır. Yazın güzelliklerini yaşayabilenlere, yaşamasını bilenlere, bu arada kalbe giden yolun da mutlaka mideden geçtiğine inananlara, şöyle güneşin battığı bir saatte bol buzlu ancak susuz bir kadeh rakının yanına, ahtapot salatasını öneririm.
İrice bir ahtapotu büyükçe bir tencereye koyup birkaç dakikada bir çevirerek orta karar yumuşayıncaya kadar pişirin. Aman dikkat... Ne bir dirhem tuz ne bir damla su. Sekiz ayaklı lezzetin pişerken bıraktığı su bir harika. Ayrıca göze pek hoş gelmese de ahtapotun siyah renkteki zarına dokunmayın. Piştikten sonra tatlı bir pembeyi, soluk bir beyaza tercih ediyorsanız eğer...
Pişme faslı bitince soğumaya bırakın. Sonra da parmak kalınlığında dilimlere ayırın. Üzerine, yine küçük parçalara kesilmiş siyah ya da sarı zeytin ile birkaç turşu biber ekleyin. 'Perde' inmeden önce de mis
gibi zeytinyağını, sirkeyi (tercihen birkaç damla balsamico) ve kekiği unutmayın.
Afiyet olsun...