Ü, ö, ğ ve delta, thita, zita

İsmail Cem ile Yorgos Papandreu'nun Ortadoğu girişiminin ertesinde ilk iş olarak Türk ve Yunan gazetelerine göz attım.

İsmail Cem ile Yorgos Papandreu'nun Ortadoğu girişiminin ertesinde ilk iş olarak Türk ve Yunan gazetelerine göz attım. Hayrete düşmem gecikmedi. Sanki iki dışişleri bakanı ü, ö, ğ gibi harfleri kullanan gazetelerde başka,
delta, thita, zita gibi harfleri kullananlarda başka şeyler yapmıştı. Sanki beraber gitmemişlerdi Ramallah ve Tel Aviv'e ve sanki oralarda aynı yetkililerle görüşmemişlerdi. Ya da görüştükleri yetkililer iki bakana farklı şeyler şöylemişti.
Türk gazetelerinin başlıkları 'Barışı görmek isteriz', 'İşte İstanbul ruhu', 'Nobel'lik
ikili', 'Yakın dostlar zirvesi',
'Ortadoğu'ya barış aşısı' ve 'Cem ve Papandreu'dan taraflara dört somut teklif' şeklindeydi. Kimisi haberi manşetine taşımış.
Yunan gazetelerinin başlıkları ise 'Arafat, sakin ve kararlı', 'Papandreu-Cem girişimine Şaron'dan çelme', 'Papandreu ve Cem ikna edemediler', 'Sembolik olarak gittiler, gördüler ve döndüler', 'İki bakandan Arafat'ın koğuşuna ziyaret'. Haberi manşetine çıkaran ise yok.
Türk gazetelerinde biraz abartılmış sayılabilecek iyimserliğin aksine, Yunan gazeteleri ortak girişimin sonuç vermediğini savundu.
En iyimseri bile, ziyaretin başarılı sayılabilmesi için beklemek gerekeceğini yazdı. Neler olur bilemem, ama Yunan gazetelerinde bu girişimin Türk-Yunan ilişkilerine olumlu etkide bulunacağına dair tek kelime görmedim. Allah'ın bir kulu çıkıp 'İyi ettin Yorgos' demedi.
Uluslararası ilişkilerde örnek teşkil edebilecek bu girişim, buralarda haklı-haksız önyargılarla ikili ilişkilere yıllardır dar bir pencereden bakmakta ısrar eden zihniyetle değerlendirildi. Medyanın eleştirisi bir yana, iktidar partisi PASOK'ta da gürültü koptu. Simitis sonrası dönem için ihtirasları olan politikacılar Papandreu'ya yüklenme fırsatı buldu. Kültür Bakanı Evangelos Venizelos'tan, PASOK Genel Sekreteri Kostas Laliotis'e dek partinin ağır topları, kendi imajı için dış politika yaptığı, Yunanistan'ın çıkarlarına uygun hareket etmediği ve kimseye hesap vermediği gibi iddialarla Papandreu'yu zor duruma düşürmeye çalıştı. Dönüşte bu girişim kararını Simitis ile aldığını söylediyse de sesini pek duyuramadı Yunanlı bakan.
Eğer iki dışişleri bakanı güçlerini birleştirdiğinde Atina'da bu denli yaygara kopartılıyorsa, Kıbrıs ya da Ege için 'karar günü' geldiğinde kim bilir ne olacak? Türkiye ile Yunanistan arasında buzların gerçekten çözülmesi daha uzun zaman alacak.
'Hable con Elle'
Oralarda vizyona girdi mi, bilemiyorum ama eğer afişinde 'Hable con Elle' ya da 'Konuş Onunla' diye yazan bir sinemanın önündeyseniz, 1.5 saatinizi Oscar'lı yönetmen Pedro Almodovar'ın son şaheserine ayırmanızı tavsiye ederim. Filmin ilk sahnelerinden farkı sezmek mümkün. Somon renkte güllerin olduğu perde yavaş yavaş açılıyor ve 'Cafe Muller'in gösterisi başlıyor. Sahnede iki kadın buram buram erotizm kokan hereketlerle dans ederken, izleyiciler arasında birbirini tanımayan iki erkek, hastabakıcı Beninio ve yazar Marco ile tanışıyoruz. İkisinin de hayatında farklı zamanlarda giren birer kadın var. Beninio, evinin karşısındaki bale okulunda öğrenci Alicia'ya vuruluyor, Marco ise matador Lidya'ya. İki kadın farklı zamanlarda geçirdikleri kazalarla bitkisel hayata giriyor ve aynı hastanede tedavi görüyor. Beninio ile Marco'nun dostluğu da burada başlıyor.
Senaryonun koptuğu, kafaları karıştırdığı bölümler var. Kahramanların karakterleri karmaşık bazen. Ama sonuç değişmiyor. Sevişme sahnesi yok denecek kadar az olsa da atmosferde hep cinsellik hâkim. Aşkta hoşgörü, dostlukta fedakârlık kurallarına harfiyen sadık kalınıyor. Sözgelimi, Beninio'nun yıllardır bitkisel hayat yaşayan Alicia'ya tecavüz etmesine hoşgörü ile yaklaşıyor Almodovar. Hastabakıcı sapık mı, çaresiz bir âşık mı karar vermek zor.
Filmi sigara dumanının örttüğü eski bir barda, elinde gitarıyla yaşı geçkin sanatçının seslendirdiği o eski İspanyol şarkısını dinlemek için bile izlemeye değer.
Bir sahneyi daha anlatmadan edemeyeceğim. Lidya hastanede bir başka dünyadayken başucundaki Marco geçmişe, birlikte oldukları günlere dönüyor. Lidya, eski sevgilisini bir türlü unutamıyor. Ancak, Marco'ya da bunu hissettirmiyor. Yeni sevgilisine eski aşklarını soruyor. Marco, erkek saflığı ile son aşkını anlatıyor. Birkaç gün sonra eski sevgilisini arayacak ve eski sevgilisi için ağlayacak Lidya'nın cevabı ise "O kadından nefret ediyorum."
Kadın işte...