Üniformanın doğası

Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin üst kademelerinde devir teslim törenleri yapıldı. Genelkurmay başkanlığından emekliye ayrılan General Manusos Paragiudakis</br>&quot;Ülkemiz aleyhinde görünen, daimi ve yegâne tehdit Türkiye'den geliyor&quot; dedi.

Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin üst kademelerinde devir teslim törenleri yapıldı. Genelkurmay başkanlığından emekliye ayrılan General Manusos Paragiudakis
"Ülkemiz aleyhinde görünen, daimi ve yegâne tehdit Türkiye'den geliyor" dedi. Genelkurmay yeni başkanı Yorgos Andonakopulos
"Doğudan (yani Türkiye'den) gelen tehdide karşı koymak en öncelikli konudur" diyerek görevi devraldı. Hava kuvvetleri komutanlığındaki görevini tamamlayan korgeneral Lincerakos Türkiye'nin 'tahriklerine' değindi, görevi üstlenen korgeneral Papanikolau da
'gerginliğin Ege' nin karşı tarafınca tırmandırılmasından' bahsetti. Yakınlaşma döneminden, iki ülke savaş uçakları arasında Ege'deki it dalaşlarının büyük ölçüde azalmasından, diyalogtan söz eden hiç çıkmadı. Üstelik, eski ve yeni komutanların bu açıklamaları da gazetelerin iç sayfalarında öyle fazla tehlike çanları çalmayan ifadelerle yayımlandı. Kimse, Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun birkaç gün önce İstanbul'daki AB-İKÖ Ortak Forumu sırasındaki ölçülü olmakla birlikte iyimser mesajlarını dikkate alarak, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu yorumunu yapmadı. Suyun bu tarafından bakıldığında, askerlerin böyle konuşmalarının nedeni anlaşılır gibi görünüyor. Öncelikle Yunanistan'da ordunun yönetim kadrosunu başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanı oturup birlikte belirler. Genelkurmay başkanı, savunma bakanına bağlı çalışır. Albaylar Cuntası (1967-1974) iktidarı döneminden sonra çorbadan ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali, politikacı askerin sesini kısmıştır buralarda. Komutanlar da ancak görev devir teslim törenleri gibi vesilelerle konuşur. Daha Türkçesi ile eğer Atina'da 'Türkiye'den gelen tehdit' hakkında bir şeyler söylenecekse bu politikacıların işidir.
Askerlerin politikacılar karşısındaki konumu böyle olduğuna göre neden Ege'de iki buçuk yıldır esen farklı rüzgârlardan etkilenmediklerini sorarsanız eğer cevabı zor değil. Yunanistan'da politikacıların hepsi Papandreu gibi değil. Türkiye hakkında eskisinden farklı düşünmeyen daha çok politikacı var buralarda. Bir de üniformanın doğasını da unutmayalım tabii.
Depresyondayım, atlatıldım
Sağlına kavuşup milyonlarca hayranını bu güç dönemlerde güldürmeye, eğlendirmeye başlayacağına göre yazmanın bir sakıncası kalmadı. Duymuşsunuzdur belki sayın Mehmet
Ali Erbil geçenlerde Selanik'e gelip birkaç günlüğüne dinlendi. Menejeri ve yakın dostu sayın Stelyo Pipis'in 'profesyonel' müdahaleleri sayesinde medya mensupları sayın Erbil'e hiç yaklaşamadı. Onu yormadı.
Bulduğum cep telefonu numaralarında sayın Erbil'e ulaşabilmek mümkün olmadı. Karşımda birbirinden nazik sesler 'Sayın Stelyo'nun numarası buraya yönlendi, kendi numaranızı bırakın o sizi arar' diyordu. Doğal olarak sıra Selanik'deki büyük otellere geldi. En lüksünden başladım. Dev bahçesi, mükemmel odaları, kaliteli servisi ve damak zevkine hitap etmesi bilen restoranları olan Hyatt Regency'den. Unutmadan söyleyeyim, Selanik'deki tek casino da bu otelde. Şansım yaver gitti. Saat 11.30'da sayın Pipis sanırım mahmurlu bir sesle karşımdaydı. Atina'ya ne zaman geleceklerini sordum. Yanılmıyorsam 'Bugün hareket edeceğiz' cevabı aldığımda rahatladım ve Ege'de
diyalog konulu bilmem kaçıncı haberimi yazmaya koyuldum.
Ertesi gün şeytan mı dürttü nedir yine Selanik'deki oteli aradım. Otelin santral memuru telefonu sayın Pipis'in odasına bağladığında saat 13.00'tü ve ahizenin
açılıp kapandığını duydum. Hatlardan kaynaklandığı düşüncesiyle, bu defa sayın Erbil'i rahatsız etmeyi denedim. Başka bir beyefendi çıktı karşıma ve geç uyuduklarını, iki gün sonra Atina'ya geçeceklerini söyledi. Şu kilolu vücudumla peşlerinden nasıl koşacağım? Fotoğraf makinemin flaşı
kaç saniyede bir yanıyor ki? Tarkan hakkında sayın Erbil'e bir şey sormalı mıyım? Yoksa sempatik görünmek için acaba koyu bir Fenerbahçeli olduğumu mu söylesem? Soruların beynimi kemirmesine daha fazla izin vermeden Selanik'e gitmemeyi kararlaştırdım. İki gün filan geçti üzerinden. Oteli aradım tesadüfe bakın ki sayın Pipis ile yeniden konuşma fırsatı buldum. İtiraf ediyorum ki Selanik'e gidip buluşmayı yani danışıklı dövüşü önerdim. O bir profesyonel olarak nazik bir şekilde reddetti ve zaten İstanbul'a dönüş hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Atina'da günün birinde karşılaşacağımız temennisiyle vedalaştık. Sonra bilmem kaçıncı defa 'atlatıldığımı' düşündüm, depresyona girdim. İncinen gururumu kuzu kuzu oturup 'Ege'de diyalog' başlıklı yeni bir haberle avutmaya çalıştım. Tabii konumuzla pek ilgisi yok ama yine de Tanrı Türkiye'de magazin haberleri ile uğraşan meslektaşlarıma
yardım etsin.