Yasak ve demokrasi

Olacağı buydu işte. Atina'nın Nişantaşı'sı Kolonaki Meydanı'na inen Anagnostopulu Sokağı güvenlik gerekçesiyle araç trafiğine kapatıldı.

Olacağı buydu işte. Atina'nın Nişantaşı'sı Kolonaki Meydanı'na inen Anagnostopulu Sokağı güvenlik gerekçesiyle araç trafiğine kapatıldı.
Başbakan Simitis'in apartmanının da bulunduğu bu sokağın trafiğe kapatılmasına, geçen cumartesi yaşanan saldırı neden oldu. Uyuşturucu bağımlısı biri, av tüfeğini kaptığı gibi sokağa fırladı, rastgele ateş açtı, önüne çıkan bir arabayı kundakladı, karakol basıp bir polisin tabancasını aldı ve Simitis'in oturduğu apartmanın önüne gelip mermileri boşalttı. Onca polis, onca korumanın seyirci kaldığı olay, Yunan basınında yeni bir fiyasko olarak değerlendirildi. Faturayı ise Kolonaki karakolunun komiseri ödedi. Olayın ardından Anagnostopulu Sokağı'na 'girmek yasak' levhası ve nöbetçiler yerleştirildi.
'Demokrasi iyi de, bazen biri ya da birileri çıkıp yaptıkları ile yasakları zorunlu kılıyor' diye düşünenler çıkmadı pek. En nihayet 200 metrelik bir yolun araç trafiğine
kapatılması ve Kolonaki Meydanı'na giden başka sokakların da bulunmasına rağmen, insanlar yasaktan rahatsız oldu. Önce 'Eziyet çekiyoruz' diyen sürücüler çıktı. Ardında da insan hakları dernekleri ve siyasi partiler. Tedbirin demokrasi esaslarına aykırı olduğu belirtildi. Atina Belediyesi, yasağın 'faşizm ve diktatörlük örneği olup insan onurunu rencide ettiği' gerekçesiyle, mahkemeye başvuracağını açıkladı. 'Bir bilen'lerden ünlü besteci Teodorakis ise olayın bir başka boyutuna değinerek "Başbakanın güvenliği için yaklaşık 100 polis görevlendirildi. Bizim çocuklarımızı kim koruyacak?" dedi.
Tepki dalga dalga yayılınca Atina Emniyet Müdürlüğü'nden bir açıklama geldi:
"Anagnostopulu Sokağı'ndaki yasak 30 Haziran'a kadar geçerli". Anlıyorsunuz değil mi?
Peynir savaşından ders
Yunanistan, 21 yıldır üyesi olduğu AB'de, Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyeliği, Türk-Yunan ilişkilerini Avrupa platformuna çekmek, euro bölgesine girmek ve son olarak Avrupa ordusu gibi pek çok 'savaş' verdi ve vermeye devam ediyor. Kiminden galip çıktı, kiminden değil. Gün geldi beraberliğe de razı oldu. Ancak, AB içinde 8 yıldır süren bir 'savaş' var ki, bu diyar insanının asabını acayip bozuyor.
1994'ten bu yana kafa patlatarak benimsenen politikalar, Brüksel'de 'Kitap ne yazıyorsa o' zihniyetli teknokratlarla müzakereler hep 'feta' için yapılıyor. Bildiğimiz beyazpeynirin bir benzeri ve 'dilim' anlamındaki feta, Yunanlının sofrasından hiç eksik olmaz. Bin bir kılığa girer. Bazen yabancılar için 'Greek salad', Yunanlılar için 'horiatiki' denilen ve iri dilimlerle kesilmiş domatesin, soğanın ve salatalığın mis gibi kokan zeytinyağı ve kekik ile buluştuğu salatanın üzerinde yerini alır. Bazen, 'saganaki' (güveç) olmak uğruna güzelim karideslerle randevusu vardır.
Bazen de, dostları zeytinyağı
ve kekikle tabaklarda yalnızlığını yaşar.
'Feta'nın bir özelliği de üretiminin son aşamasında tenekelerde değil tahta fıçılara yerleştirilmesi. Tahtanın kokusu içine siner.
Yunanistan, biz İstanbullu Rumların kokusuna alışmakta hayli zorlandığımız ve "Ah nerede tam yağlı beyazpeynirimiz" dediğimiz fetanın
8 yıldır patentini almaya uğraşıyor.
AB Komisyonu'nun üye ülkelerin sadece belirli
bölgelerinde üretilen ve geleneği bulunan ürünleri korumak için benimsediği karar her ne kadar sevindirdiyse de Yunanlı yetkilileri, feta adıyla peynir üreten Danimarka ve Almanya'nın 'Tüm Yunanistan'da üretiliyor. Dolayısıyla belirli bir bölge sözkonusu olamaz' itirazı düş kırıklığına yolaçtı. Anlaşmazlık, 1999'da Avrupa Mahkemesi'ne götürüldü. Mahkeme 'feta'nın AB'deki korunma altına alınan ürünler listesinde bulunamayacağına karar verdi. Yine de yılmadı Atina. Sözgelimi Danimarka'nın ürettiği fetada sadece inek sütü kullanıldığını ve üretim teknolojisinin de farklı olduğunu söyleyerek, yeniden AB Komisyonu'na başvurdu. Komisyon, anlaşmazlığa
taraf ülkelerden bu peynirle ilgili her türlü bilgiyi kısa süre içinde kendisine intikal ettirmelerini istedi.
Daha önce AB'de kokoreç için amansız bir savaş veren ve kazanan Yunanistan'ın bu defa işi çok zor. Ancak, feta uğruna verilen mücadele, AB'deki bir gerçeği de ortaya koyuyor. Bugün AB'den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih verilmesini isteyen, Kopenhag Kriterleri'ne uyum tartışmalarını
yaşayan Türkiye'nin kesinlikle unutmaması gereken bir gerçeği.
AB'de kimse hak bahşetmez. Hakkınızı hani derler ya söke söke almanız gerekir. Haklı olmanız bazen yeterli değildir. Birilerinin çıkarları uğruna haksızlığa uğruyabilirsiniz.
AB, biri biterken öbürünün başladığı sürekli müzakereler, pazarlıklar ve yeni stratejiler platformudur.