Yeni yıl yazısı

Yakın uzak akrabalar, hatta dostları 'Yılbaşında ne yapacaksın?' ya da 'Nereye gideceksin?' diye sorduklarında, o yıllarca "Hiiiç" cevabını verirdi. İnsanların yüzlerinde biraz merak, biraz da acıma hissini sezdiğinde hep canı sıkılırdı.

Yakın uzak akrabalar, hatta dostları 'Yılbaşında ne yapacaksın?' ya da 'Nereye gideceksin?' diye sorduklarında, o yıllarca "Hiiiç" cevabını verirdi. İnsanların yüzlerinde biraz merak, biraz da acıma hissini sezdiğinde hep canı sıkılırdı. 'Neden ya'yla başlayan bir sürü gereksiz sorulara muhatap olurdu. Sonradan çareyi yalan söylemekte buldu. Birkaç bahardır bu dönemlerde karşılaştığı uzak yakın akrabalarına, dostlarına selam faslından sonra ağızlarını açmaya bile fırsat bırakmadan "Yılbaşını ailecek geçireceğiz" diyor. Artık ne yüzlerde o tuhaf bakışlar ne de abes sorular. Yılbaşı gecesini 'ailece geçirmenin' riski, her geçen yıl giderek artıyor. Ailenin küçük, büyük bir arada akşam yemeğinde, masada buluşup sabaha kadar şarkı söylemesi, ne bileyim tombala oynaması, fertlerin birbirlerine hediyeler vermesi, fıkralar hoş hikâyeler anlatması güzel tabii. Ancak, sanki devirler ve melodiler gibi yılbaşı geceleri de değişiyor. Sanki o gecenin diğer 364 geceden farklı olduğunu zoraki kabul ettirmeye uğraşan bir 'sosyal etkinlik' haline geliyor. Anne ile babanın yılbaşı gecesi yemeğinin tuz veya yağ miktarı üzerine başlayan tartışmalarının, son 20 yılın yılbaşı hesaplaşmalarına kadar giden kavgalara dönüşmesi, gençlik çağına gelmiş çocuk veya çocukların, arkadaşlarıyla dışarda eğlenmek için bir an önce 'Şu yemek bitse de adam gibi yeni yılı kutlasak' misali düşüncelere dalma senaryosu sanki daha gerçekçi oluyor. Her 31 Aralık gecesi 'İstanbul sendromu' tutan, her 31 Aralık gecesi kendine 'Seneye mutlaka orada olacağım' sözü verip sonra unutan, ama bir 31 Aralık gecesi mutlaka İstanbul'unda olup kaybettiği onca şeyi bir arada bulacağına hâlâ inanan bizden söylemesi. Yeni yıla dilediğiniz gibi, dilediğinizle birlikte, tercihiniz ise yalnız başınıza girin. Soran olursa da, dudaklarınızın arasından yalanı çıkarmaktan çok da çekinmeyin: 'Yeni yıla ailecek gireceğiz' deyin.
Hepinize mutlu yıllar.
Ağız tadıyla dönem başkanlığı
Adamlar nihayet ilk defa bu işin keyfini çıkaracak. Yunanistan, çarşambadan itibaren ilk defa gerçekten 'Avrupalı' bir AB dönem başkanı olmanın tadına varacak. Daha önce 1982, 1988 ve 1994'deki dönem başkanlıklarının odak noktası hep Türkiye, hep Kıbrıs'tı. Dönem başkanı olarak öncelikler, aralarında Kıbrıs Rum Kesimi'nin de bulunduğu yeni
10 ülkenin üyelik anlaşmalarının, Atina'da Akropolis mabedinin eteklerindeki tarihi Stoa Attalu'da imzalanması, AB ekonomisinin rekabet gücünün artırılması, göçmen kaçakçılığı v.s
Yeni şekliyle AB nasıl yönetilecek? Dönem başkanlığının şimdiye kadar olduğu gibi altı ayda bir değişmesi yerine, sözgelimi görev süresi dört-beş yıl olacak bir 'başkanlık konseyi' mi kurulsun? Böyle bir değişiklik halinde küçük ülkelerin 'eşitliği' nasıl sağlanacak? Avrupa'nın işte bu gerçek sorunlarına çare arayacak Yunanistan. Sağladığı prestij bir yana, dönem başkanlığı ülkenin dünya çapında reklamı için de önemli. Haziranda yapılacak zirve için tercih Selanik dışındaki tatil köyü Porto Karras'dan yana. Kopenhag zirvesinin mekânını gördükten sonra, Avrupalı liderlerin cennet parçası bu tatil köyünde üç, hatta beş, hatta 15 günlük bir zirve gerçekleştirmek amacıyla bir sürü bahane bulmaları işten değil.
Yunanlı yetkililere bakılırsa, Türkiye-AB ilişkileri açısından önümüzdeki altı ayda pek bir şey değişmeyecek. Kıbrıs açısından ise üyelik anlaşmasının dışında, sembolik bir yenilik söz konusu. Dönem başkanlığını üstlenen Başbakan Kostas Simitis, zirve öncesi mutat Avrupa turu çerçevesinde, ilk kez 'AB üyesi' Kıbrıs'ı da ziyaret edecek.
Dileriz o güne kadar Kıbrıs sorunu çözülmüş olur ve Simitis'i Lefkoşa'da Türk ve Rum yetkililer birlikte karşılar. Aksi takdirde, başımızı yine kuma sokmak zorunda kalacağız.