Aldım verdim ben seni yedim

İki hafta önce Nalan ve Naz'ın müdürü, ikisini de yanına çağırıp "tüketicinin ilgisini çekecek, satışlara da katkısı olacak bir promosyon fikri" çalışmalarını istedi ve iki hafta süre verdi. Proje yapıldı. Projenin bütün hammaliyesini Naz çekti. Ekmeğini Nalan yedi.

Kartvizit üzerinde ağız sulandıran bir şirketin köhne bir toplantı odası. Kabloların iç içe geçerek birbirleriyle uzun süreli ciddi bir ilişki yaşama kararı aldığı bir oda.

Odanın tabanındaki, orijinal renginin ne olduğu üzerine büyük bahisler dönen, kat görevlilerinin de yıkamaya tenezzül etmediği, üzerinden nesiller yürümüş halıfleks yüzünden Naz sürekli hapşırıyordu. Hapşırmaktan kafasını sabit tutamamasına rağmen hız kesmeden çalışmaya devam ediyordu. Çünkü cazibesi yüksek toplantı odaları müsait değildi ve elindeki sunumu bir an önce bitirmesi gerekiyordu. Aslında toplantının başında her zaman olduğu gibi iki kişiydiler. Sunumu birlikte hazırlayacaklardı. Kimin ne yapacağını projenin başında iş dağılımını yaparken çok net konuşmuşlardı.

Ancak her zaman olduğu gibi Nalan’ın işi çıkmıştı. Erkek arkadaşıyla problemli bir ilişkileri vardı. Ne menem bir adamdı bu herif? Nalan’ın böyle bir adamla ne işi vardı? Dedikodulara göre Nalan’ı dövmüşlüğü bile vardı. Yok artık…

Nalan ise, geldiği yere, tırnakları ile kazıya kazıya gelmişti. 18 yaşına kadar Ankara’nın batısına geçmeden sıkıntılar içinde büyümüş, üniversite vesilesiyle metropol hayatına geçtikten sonra da kabak çiçeği gibi açılarak feleğin çemberini kendisi döndürmeye başlamış insanlardandı. Oturaklı, güçlü, dünyayı parmağında döndürecek, amiyane tabirle t..ş..klı bir hatundu. Bir taraftan insana çok güven verirken, bir taraftan da “Aman Nalan’a karşı arkanı kolla. Ne yapacağı belli olmaz.” hissiyatını veriyordu. İki hissiyatın da aynı bünyeden yansıma ironisi, insanları kendisine karşı sürekli temkinli davranmaya itiyordu.

Naz ise, doğma büyüme cadde kızı. Pamuklara sarmalanarak büyütülmüş, parmak ile gösterilen okullarda okumuş, batıyı çocuk yaşlarda tecrübe etmiş, kışın Alplerde kaymış, yazın Ekvator kuşağında esmerleşmiş, imrenilecek hobileri ve entelektüel derinliği olan, görev insanı, naif biri.

İki hafta önce Nalan ve Naz’ın müdürü, ikisini de yanına çağırıp “tüketicinin ilgisini çekecek, satışlara da katkısı olacak bir promosyon fikri” çalışmalarını istedi ve iki hafta süre verdi.

Naz’ın kafasında uzun zamandan beri düşündüğü bir proje vardı. Heyecanla bu fikri birlikte çalışacağı takımdaşı Nalan’a anlattı. Naz fikir hakkında konuşmaya başladığı anda Nalan’ın gözleri parladı. Başarının kokusunu iki kilometre öteden alırdı. Fikir çok güzeldi. Sadece şirket içerisinde kabul görme olasılığını arttırmak için güzel bir piyasa gerçekliği ve veri evrenine oturtulup, üzerine de cezbedici bir hikaye ile paketlenmesi gerekiyordu. Naz’da olduğuna göre, halledilirdi.

Paketleme süreci için planlama ve görev dağılımı yaptılar. Mesai saatlerinin dışında da şirket içinde ve dışında düzenli olarak toplanarak çalışacaklardı. Ancak Nalan’ın ekseriyetle bir işinin çıkması Naz’ı bu süreçte çoğu zaman yalnız bıraktı. Genel olarak bahane setinde en çok ön plana çıkan argüman erkek arkadaşı ile yaşadığı problemlerdi. Tüm bu mazaretlere rağmen, nasıl oluyorsa Nalan her seferinde Naz’ın gönlünü bir şekilde almayı başarıyordu.

Müdüre yapılacak sunum 09.30’daydı. Sunum öncesinde erkenden buluşup son kez üzerinden geçme kararı aldılar. Aslında bu toplantı sunumun üzerinden geçip son kontrolleri yapmaktan ziyade, Nalan’ı proje ve sunum hakkında bilgilendirme, bilgi düzeyini görünürde eş baza getirme toplantısı idi. Saat 07.30’da hatırı sayılır bir kahve zincirinde buluştular. Nalan süreçteki eksikliğinin aksine sabahın bu saatinde her şeyi ile tam görünüyordu. Naz, büyük bir heyecanla sunumu ve detayları anlattı. Nalan ise sorulabilecek hemen hemen bütün soruları sordu ve notlar aldı. Negatif lenslerle bakma yetkinliği çok gelişmişti. Dolayısıyla sunum nerede patlar, kim nereden yürür iyi görebiliyordu. Sıra en önemli konuya gelmişti: “Sunumu kim yapacaktı?”

Nalan, Naz’a: “Sunumu sen yapıyorsun değil mi?” diye doğrudan sorunca, Naz stres olup: “Olur mu ikimizin projesi neden ben yapayım?” dedi. İstediği cevabı alan Nalan: “Tamam o halde, ben giriş yaparım. Sen proje detayını anlatırsın sonra da kapanışı yaparım.” Dedi. Naz ‘nedense’ çok mutlu bir yüz ifadesi ile “Süperrr!” diyebildi.

Saat 09.25, toplantı mekanında son kontroller yapıldı. Projeksiyon test edildi. Dağıtılacak materyaller düzgünce dağıtıldı. Her şey hazır. 09.30 da müdürleri geldi ve Nalan süper bir enerji ile konuşmaya başladı. Anlattıkça büyüyor, özgüveni ile karşı tarafa pozitif bir duygu aktarıyor, bu arada da Naz’ı şaşırtıyordu. Sunumun daha “malum” kısımlarında topu Naz’a bıraktı ve akabinde kapanış hamlesi için tekrar sazı eline aldı. Çok net ve emin birkaç ifadesi ile “bu konuların hakimi benim” mesajını da verdi. Müdür çok etkinlenmişti. Yalandan bir iki soru sordu ama ne kadar etkilendiğini gizleyemedi. Hiç uzatmadan gün içerisinde allem edip kallem edip randevu alıp aynı sunumu pazarlamadan sorumlu genel müdür yardımcısına da yaptılar. O da çok beğendi ve projenin yapılması için gerekli talimatı verdi. Herkes çok mutlu idi.

Proje yapıldı. Projenin yine bütün hammaliyesini Naz çekti. Ekmeğini Nalan yedi. Akabinde proje başarılı oldu ve yıl sonu performans değerlendirmesi sonucunda projedeki başarısından ve katkısından dolayı Nalan terfi etti. Naz’a ise teşekkür edildi.

Nalan, Naz’ı yemişti. Hem de en başından beri. Naz bütün samimiyeti ve naifliği ile her şeyini paylaşmış, her türlü ameleliği yapmış ve Nalan’ı farkında olmadan kahraman yapmıştı. Kupayı kendi elleri ile Nalan’a vermişti. Ama şimdi boğazında hatırı sayılır bir düğümlenme vardı. Nefes alamıyordu. Canı acıyordu. Nasıl bu kadar salak olabilirdi? Nalan kendisine bunu nasıl yapabilirdi? Naz bunu nasıl fark edememişti? İnsanlar neden böyleydi? İş hayatı neden böyleydi? gibi sonsuz sorular bu zamana kadar mutluluk içinde yaşayan pamuklara sarmalanmış Naz’da ilk ve önemli travmayı açmıştı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Naz’ın da artık dişine kan değmişti. Her şey netleşmiş, lense de gözlüğe de ihtiyaç kalmamıştı.

Bu yarayı kapatmak için o da artık bir Nalan olup başka bir Naz’ı ısıracaktı.