Günden kalanlar

Hayat yolculuğunun henüz başlangıç fazında olmasına rağmen 'kalanlar' kelimesi kendini bir artık, pislik gibi hissettirmişti.

Susamış sabah mahmurluğu kesiştirmişti mutfak ile yollarını. Susuzluğunu giderip bardağını, mutfak tezgâhına koyarken gözünün ucu; akşamdan hazırlanmış ve üzeri seffaf naylonlarla kapatılmış birkaç servis tabağına takılmıştı. Servis tabaklarında: 

Yaprak Sarması/Kısır/Islak Kek/Kolböreği/Patates Salatası/Mozaik Pasta/Poğaça/Mercimek Köftesi
gibi yiyeceklerin gerçekliği ile karşılaştı. Yiyeceklere karşı boş değildi ama açılamıyordu. Tam yaprak sarmasına olan aşkını itiraf edecekti ki, annesi mutfağı bastı ve çok sert bir ifade ile uyardı: “Bunların hepsi misafirler için, bugün günüm var! Akşam kalanları yersin.” 

Hayat yolculuğunun henüz başlangıç fazında olmasına rağmen 'kalanlar' kelimesi kendini bir artık, pislik gibi hissettirmişti. Kapı çaldı. Muhterem Teyze gelmişti. 

Annesi, misafir karşılama ritüellerini hakkını vererek tamamladı. 

Muhterem Teyze, gün ayakkabılarını özel torbasından itina ile çıkardı ve giydi. Her gün katılımcısı gibi Muhterem Teyze de işini (dantel, örgü, nakış, vb.) yanında getirmişti. 

Misafir odasına doğru ilerlerken etrafa genel olarak göz gezdirdi. "Toz var mı? Dağınıklık var mı? Evde başka kim var? Malzemeleri kendi mi yaptı yoksa dışarıdan sipariş mi verdi" gibi soruları kendi ile paylaşırken ve "başka gelen var mı" sorusunu annesine sorarak günde yer alan diğer hanımlar hakkında dedikodu sürecini resmi olarak başlatmış oldu. 

Mübeccel ve Hülya teyzeler de gelince başlangıç seviyesi dedikodu girişimi için anlamlı sayıya ulaşılmış oldu.
* Pakize o kadar pasaklı ki evi ancak toplamıştır.
* Nalan bir türlü doğru düzgün bir anne olamadı.
* Remziye Ablalara haciz gelmiş haberin var mı? Kocası pavyonda yemiş paraları. 

Ortam yavaş yavaş ısınırken beklenen diğer katılımcılar da misafir odasının şen şakrak bir o kadar da acımasız atmosferini teşrif ediyorlardı.
Sonunda ekip tamamlanmıştı. Herkes yerlerini almıştı. Ev sahibi, tek tek herkesin hal, hatır, sağlık durumlarını sormaya başlamıştı. Standart hal hatır sorularından ziyade kişiselleştirilmiş soruları yöneltmek gün ortamlarında ev sahibine büyük puan kazandırmaktaydı: 

* Nurtencim, annengillerin kiracısını çıkarabildiniz mi?
* Güzin Abla, kızın okul işi ne oldu? Yazdırdınız mı?
* Hamiyet Teyze, gelin ile aran nasıl oldu? Üzüyor mu seni hâlâ? 

Kişiselleştirilmiş sorular ile puan hanesi tavan yapan ev sahibi hızlı bir şekilde hal hatır faslını tamamlayıp pre-ikram faslı olan kolonya, şeker ikram sürecine geçiyordu. 

İkram faslının başlama vuruşu, sehpaların çıkması ve misafirlerin önüne konması ile başlamaktaydı. Sehpaların yerleşimini müteakip peçeteler ve çatal bıçak takımları çıkardı sahneye. Misafirlerin mide gurultuları eşliğinde ikram tabakları da salona teşrif ederdi. Son olarak sahneye, beklenen assolist, ince belli kristal bardakta güzel demlenmiş çaylar çıkardı. Çay ikram edilen tepside herhangi bir ıslaklık olması ev sahibinin puanında ciddi sıkıntılara yol açabilirdi. 

Çaylar sürekli takip edilirdi. Misafirler çay kaşıklarını bardaklarının üzerine yatık bir şekilde koyana kadar çayı bitenin hızlıca çayı yenilenirdi. Çay takibinde nitelikli gözlem ve seri hareket iyi puan getirmekteydi. 

Zamanla konular tükenmeye başlar ve bir sonraki günün kimde olacağı ve takviminin nasıl olacağı hususunda da mutabakat sağlandıktan sonra katılımcıların kocalarının gelme vakti yaklaştığı için yavaş yavaş hareket vakti gelirdi. Ev sahibi bazı katılımcılara eve götürmeleri için paket yapar. “Mehmet de yesin böreğimden, okuldan gelmiştir açtır yavrucak.” Ev sahibi herkesin ayakkabılarını giyebilecek şekilde düzeltir ve herkesi öperek uğurlardı. 

Katılımcılar ev sahibi kapıyı kapatır kapatmaz günü değerlendirmeye başlarlardı. 

* Necla’nın çorabı gördün mü aret? Kafam kadar kaçmış farkında değil pasaklı.
* Hülya da ne meraklıymış oynamaya, kendini yaptı Tanyeli.
* Sarmayı becerememiş, incecik saracaksın ne o öyle kolum kadar yaprak sarma mı olur?
* Bizim çocuk almasın diye kumandayı saklaması gözümden kaçmadı.
* Hatice’nin çocuğunda kesin bir sıkıntı var. Doktora götürmeleri lazım. Bizimkinin kolunu ısırmış. 

Kâh gülerek kâh eğlenerek bir kadın günü daha son bulur. Bir yenisi için hazırlıklar başlar… Kalan artıklar babalar ve oğulları arasında memnuniyetle paylaşılırdı.