Profesyonel Taht Oyunları

Yine sıradan bir pazartesi. Isınma hareketleri esnasında üst üste almış olduğu darbelerle pazartesi sendromunu kombinleyen Cansu'nun yüzü yerlerde.

Profesyonel ortamın dikenli serüveninde; kestirme yolları tercih ederek tek hedefi yükselmek, cüzdan payını ve statüsünü genişletmek, refah düzeyini korumak ve/veya arttırmak olan; bu ulvi hedef doğrultusunda stratejik ilişki geliştiren, ilişki bitiren, rakiplerini acımasızca sahadan silen, karşı cinsi, burnu iyice sürtene kadar, zeki taktiklerle süründüren, "Pavlov’un köpeği" gibi güdüleyip güdüleyip bırakan ve zorlama şuh kahkahalar atan biridir Esengül. Cansu ise henüz kariyerinin cicim aylarında. Esengül’e bağlı çalışıyor. On sekizinde İstanbul’a okumaya gelen, akabinde üniversitenin muson ikliminde çiçek gibi açan Anadolu kızlarından. Her ne kadar üniversitede baz bir kaşarlanma takviyesi almış olsa da profesyonel iş ortamlarında boy verdiğinde hâlâ suyun içinde kalıyor.
Çalışma ortamındaki mevcut ve potansiyel rakiplerinin kendisine karşı tezgâh kurgulamalarından, dedikodu üretmelerinden, ne kadar başarılı işler yapsa da kaymağını afiyetle başkalarının yemesinden ve son tahlilde hep başarısızmış gibi gözükmekten ziyadesiyle mustarip.
Yine sıradan bir pazartesi. Mesainin henüz ilk saatleri. Isınma hareketleri esnasında üst üste almış olduğu darbelerle pazartesi sendromunu kombinleyen Cansu’nun yüzü yerlerde. Son zamanlarda benzeri durumların frekansının arttığını fark eden Esengül, kendisine herhangi bir şey sormadan “Öğlen yemeğe gidiyoruz. Programını ayarla!” dedi. Zaten yerlerde olan Cansu’nun modu, sinusoidal bir hal aldı: “Kıllansam mı? Sevinsem mi?”
Yemek esnasında Esengül hiç uzatmadan konuya girdi ve “Neyin var, ne oldu? Bir süredir modun düşük. Bana anlatmak istediğin bir şey var mı” diye sordu. Cansu da tüm yaşadıklarını, hissettiklerini, sıkıntılarını anlattı ve akabinde tüm çaresizliği ile böylesine kaotik ve yalan bir ortamda nasıl davranması gerektiğini sordu.
Esengül; büyük acılarla, travmalarla ve amansız deneyimlerle yazmış olduğu kara kaplı defterinin sayfalarını araladı ve Cansu’ya tüm profesyonel hayatı boyunca kullanabileceği sırlardan bir potpuri yaptı:
1. Rakibini tanı: Rakiplerinin kim olduğunu bilmek; mahremiyetlerine hâkim olmak, başarıya giden yolun ilk adımı. Rakibinin; travmaları, eziklikleri, başarıları, başarısızlıkları, içine yalan katılmış başarıları, hüzünleri, zaafları, ilk aşkı, ilk aldatılma ve aldatma deneyimi, dostları, düşmanları, yedikleri, içtikleri, giydikleri, seyahatleri ve seks hayatlarına dair her şeye derinlemesine hâkim ol.
2. Rakibin hakkında konuş: Birinci adımda toplamış olduğun malzemeleri; yayılabilme, ses getirme ve insanları etkileme kriterlerine göre sırala. Elindeki, hangi malzeme ile en çok kimi etkileyeceğinin listesini çıkar. Çıkarmış olduğun bu liste ile malzemelerin buluşma sürecini, asgari altı ay, azami bir senelik bir zaman planına oturt. Malzemeleri paylaşmadan önce ilgili kişilere göre malzemenin içeriğini nasıl farklılaştıracağını, neleri ekleyeceğini, çıkaracağını, abartacağını belirle. Hangi kişi ile hangi ortamda, nasıl, bu malzemeleri paylaşacağını belirle. Artık hazırsın. Elini hafif alıştırma.
3. İlk tepkileri izle: Malzemeleri duyanların ilk tepkilerini, rakibin hakkındaki kanaat değişikliklerini ve diğer kişilerle nasıl paylaştıklarını yakından izle.
4. Rakibinin güvenini kazan: Konuşmaların zirve yaptığı anda, rakibinin yanına giderek, konuşmalardan, kimlerin konuştuğundan ve yardımcı olmak istediğinden bahsederek rakibinin güvenini kazan.
5. Rakibine tavsiye ver: Artık rakibin zor durumda. Aktif olarak sahneye çıkmanın tam zamanı. Öncelikle kendisi hakkında konuşanlara dair malzemeleri rakibin ile paylaş. Bu malzemeleri kullanarak kendisine nasıl yardımcı olabileceğini anlat. Birlikte taktik geliştirin.
6. Düşenin dostu olmaz: Artık rakibin sağlıklı hareket etmiyor ve bunu herkes biliyor. Herkes rakibini en detay boyutta eleştirmeye başladı. Dolayısıyla sen de eleştirilere, yüksek sesle katılabilirsin. Sonun başlangıcı. Çıkıntılık yapmıyor, ortama ayak uyduruyorsun. Artık karşında güçlü bir rakipten ziyade acınacak bir profesyonel var.
Ağzını bir kere bile olsun kapatmadan Esengül’ü dinleyen Cansu; bir taraftan hiçbir kelimeyi kaçırmadan not alırken; bir taraftan da Esengül’ün bu düzeyde bir deneyimi elde edebilmek için hayatından neler feda ettiğini merak ediyordu.
“İnsanlar kahramanları oynuyorlar; çünkü korkaklar. Azizleri oynuyorlar; çünkü kötü ruhlular. Suikastçıyı oynuyorlar; çünkü yanı başlarındaki komşularını öldürmek için yanıp tutuşuyorlar. İnsanlar oynuyorlar; çünkü doğuştan yalancılar.” - Jean Paul Sartre