Yalnız Bilgi Şahitti

"Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede öğütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayatına karışmamıştır.

Suat; kişisel gelişim serüvenlerinde, profesyonellerin A noktasından B noktasına ulaşım aracı olarak kullandıkları eğitimlerin vazgeçilmez eğitmeni. Elektriğin icadından sonra insanlık tarihindeki en önemli keşif olan kişisel gelişimin içimizdeki öğrenme aşkını gıdıklayarak eğitim ihtiyacını hayatımızın merkezine yerleşmesini fark edip bu uğurda ilk yürüyenlerden.

Üzerinde benzerlik yazabileceğin düzgünlükte bir yüz; Amerikan futbol takımı kaptanı gibi geniş omuzlu havalı bir vücut; geriye doğru fütursuzca jölelenmiş saçlar; jilet gibi takım elbise; havalı kol düğmeleri; özel dikilmiş, sol cebinde adının ve soyadının baş harflerinin yer aldığı bir gömlek; samimiyetsiz bir tebessüm; mikrofonik bir ses; her konuya uygun anlatılacak hikaye zenginliği; eğitimler esnasında yapılan şakalar / komiklikler / aktiviteler ve paçalardan akan bilgi / donanım / deneyim derinliği Suat’ın fark yaratan özelliklerinden sadece birkaçı.

Himmet; Suat’ın mahalleden çocukluk arkadaşı. Oto sanayinde motor rektifiye ustası. Görev tanımında: “Asfaltların acımasızca dışladığı motorların standartlara uymayan parçalarını (silindirler, pistonlar, krank mili vb) çeşitli talaşlı işlemler uygulayarak motorları eski performanslarına kavuşturmak” yazıyor.

İğnenin bile girmeye imtina edeceği nasırlı eller; arkası uzun ve dalgalı, sakallarla kombine olmuş yağlı saçlar; motor yağlarının fraktal raksına şahit olmuş bir tulum; eski bir halı saha ayakkabısından bozma yarı bez bir spor ayakkabı, dudağı ile bütünleştirdiği ve yaptığı tüm atipik hareketler esnasında sabit konumunu koruduğu sigarası; samimi bir tebessüm, hayata karşı her daim metanetli ve sebatlı bir duruş; Himmet’e ilk bakıldığında göze çarpan temel özellikler.

Himmet’in ustalık kisvesinin arkasına saklanmış olan asıl alamet-i farikası, entelektüel derinliği ve edebi yetkinliği. Ortaokul terk olmasına rağmen, çıraklık, kalfalık ve ustalık döneminde bulduğu her boşlukta elinden kitabı hiç eksik etmedi. Sürekli okur, okuduklarını anlar, imbikten geçirir ve anlamlandırır. Gönüllü olarak tüm esnafın ve eşrafın danışma masası.

Suat ise sadece; kendini 10 adımda geliştirebileceği, ivedi ahkam kesebileceği, kestiği her ahkamı nakite dönüştürebileceği, öğrendiği her yeni kavramı cümle içinde kullanabileceği kişisel gelişim kitap ve paylaşımlarına odaklanmış durumda. (10 Adımda Quantum Liderliği, 10 Adımda Evire Çevire Satış, Kaplumbağa Aslana Nasıl Yürür?, At Avrat ve Sosyal Medya, vb.) Tüm bunlara ek olarak havalı bir web sitesi, yüzbinlerce takipçiye seslenen kişisel gelişime dair sosyal medya paylaşımları, sektörel bir dergide aylık yazılarla arz-ı endam ediyor.

Yıllardır Himmet ile Suat rutin olarak iki haftada bir, her zaman gittikleri nargilecide bir araya gelir. Suat sorar, Himmet cevaplar. Suat not alır, Himmet anlatır. Himmet’in imbikten geçirerek hallaçladığı her bilgi, Suat tarafından köpürtülerek; köşe yazısı, blog postu, sosyal medya paylaşımı, kişisel gelişim sunumu, eğitimi, koçluk ve danışmanlık hizmetine evrilerek nakte çevrilir.

Himmet durumun farkında değil midir? Elbette farkındadır. Suat’ın köpürterek ortaya koyduğu her şeyin detayına vakıftır. Suat, işine ziyadesiyle yaradığı için kendisi ile düzenli olarak görüşmektedir. Ancak ailesinden, yetiştiği çevreden almış olduğu görgü, terbiye, ahlak ve arkadaşlık değerlerini göz önünde bulundurarak hareket eder. Her buluşma sonunda vedalaşırken yüzündeki sabit ve samimi tebessüme ek olarak Peyami Safa’nın Yedigün mecmuasında 20 Eylül 1938’de yazdıklarını hatırlar ve iç sesi dile gelir:

“Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede övütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayatına karışmamıştır.

Onların bilgileriyle zekaları arasındaki münasebet, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki münasebetin aynıdır. Biri ötekinin üstüne binmekle kalır. Kitap, adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıyla şişmanlatır.

Ayaklı kütüphane denilen adamlar, manevi bünyelerinde fikirden ziyade saman bulunan mahluklardır: ilmin şişkolarıdır. Bunun için sağlam yapılı bir kafa, dolu bir kafadan üstündür ve düşünmek bir fikre gebe kalmaktan başka bir şey olmadığı için, kitapların en güzelleri, düşündürücü ve doğurucu eserlerdir.

Yine bunun için uyanık bir zeka, okurken her an şüphe içindedir. Bu şüphe at sineği gibidir: Savarsınız yine gelir. Bizi rahatsız etmesine mukabil, demin bahsettiğim kötü dalgınlıktan kurtarmak gibi, sinirlendirici olsa bile uyandırıcı tesiri vardır. Aynı kitabı birkaç defa okumak, ayrı ayrı birkaç kitap okumaktan daha faydalıdır. Çünkü okumakta gaye müellifin ne düşündüğünü anlamaktan ve bir şey öğrenmekten ibaret değildir. Kitapla okuyucunun zekası evlenmeli ve mahsul vermelidir.”