Biz başka maç mı izledik?

Futbol maçlarından sonra yapılan klasik muhabettir:</br>&quot;Maçın tamamında, oyunun hâkimi bizdik..

Futbol maçlarından sonra yapılan klasik muhabettir:
"Maçın tamamında, oyunun hâkimi bizdik.. Daha çok topa basan, oyunu kontrol altında tutan, rakip kalede pozisyon bulan, şut çeken, kazanma azmi ile oynayan, kanatlardan rakibi bunaltan bizdik..."
Ama skor levhasına bakarsanız, bu sözlerin sahibi teknik direktörün takımı, örneğin 3 ya da 4 gollü ağır bir yenilgi ile sahadan boynu bükük ayrılmıştır.. Üstelik de adamın anlattıkları, en hafif deyim ile 'biraz abartılı'dır.. O zaman herkes birbirine sorar:
"Yahu, biz başka bir maç mı seyrettik?.."
Kopenhag zirvesinin son gecesi Britanya Başbakanı Tony Blair'i dinlerken, ağzımız açık biçimde aynen sorduk kendimize:
"Yahu, başka bir zirve mi izledik?" diye..
Ne diyordu Downing Street'in patronu? "Türkiye, 40 yıl bekledikten sonra nihayet müzakerelere başlamak üzere kesin bir tarih (İngilizce ifade ile 'a firm date') almıştır.." Dışişleri Bakanı Jack Straw, ölçüyü daha da kaçırıyor, "Başkalarına kalsa, 2006 veriliyordu.. Çabalarımızla bu tarih 2004'e alındı.." diyerek gerçekleri birazcık 'zorluyor'du.. 2006'yı duyan var mı aranızda? AB liderleri arasında iki zıt kutbu temsil ettikleri söylenen, Blair'in Berlin'li muhatabı Herr Schröder de aynı tonu kullanıyordu: "Türkler, nasıl bir kazanım elde ettiklerinin nasıl olur da farkında olmaz?"
Tüm diğer Avrupa gazeteleri gibi İngiliz gazeteleri de, gerek Danimarka Başbakanı Rasmussen'in perşembe geceki açıklamaları gerekse zirve sonuç kararlarındaki yoruma bile ihtiyaç bırakmayan ifadeleri, "Türkiye'ye yine tarih verilmedi, kapı aralandı. Ankara için hayal kırıklığı. Türkler öfkeli" şeklinde aktarırken kuşkusuz gerçeği yansıtıyorlardı. Türkiye'ye, aynen ölümü (Lüksemburg zirvesi) gösterip sıtmaya razı edildiği Helsinki zirvesindeki gibi bir 'kapı' aralanmış, eline bir 'umut' bonosu tutuşturulmuştur. Bu bononun, piyasa karşılığı 2004 Aralık ayında ne olacaktır? "O gün gelsin, bakarız.." denmiştir.
Peki bu, kesin bir tarih midir? Yani sayın Blair'in deyimi ile 'a firm date' midir?
Britanya hükümeti neden böyle davranmaktadır? Çünkü, süreç boyunca Türkiye'ye önce, "Sizi mutlaka Avrupa içinde görmek istiyoruz" gibi boş ve zaten 'Hıristiyan kulübü' kafasındaki birkaç kemik unsurun haricinde herkesin sahip çıktığı bir vaat ile yaklaşmıştır. Çünkü, sürecin sonlarına doğru, başkalarının tarih vermeme eğiliminde olduğu anlaşıldığı noktadan, yani 'on birinci saat'ten itibaren (bu nüansa dikkat!) "Mutlaka kesin bir tarih verilmeli" diyerek 'dost' görüntüsü perçinlenmek istenmiştir. Ve nihayet çünkü, başkalarının daha geç bir tarih vereceği izlenimi doğunca, '2004 sonundan önce bir şeyler verelim' çizgisine gelinmesi sağlanmıştır. Şimdi de, 'Bakın işte, verdiğimiz sözü yerine getirdik' denmektedir..
Nedir o 'bir şeyler'? O gün gelindiğinde, duruma bakılacak ve büyük bir olasılıkla Kıbrıs, etnik azınlıklar, DEP davası, Öcalan dosyasında ne gibi ilerleme sağlandığına bağlı, bir gözden geçirme yapılacaktır. O da, önce 'mümkün olan en kısa zamanda' (as soon as possible) iken, sonra biraz ısrar edilince 'gecikmeksizin' (without delay) diye sözümona güçlendirilmiştir. Yani, bugünden 'tarih marih yok'tur..
Britanya, 'Atlantist' çizgisi gereği, ABD ile ağırlık koymaya çalışıp başarılı olamadığı tabii ki, diğerleri ile kıyaslandığında 'dost' safında görülmüştür. Ama bu tavrın, gerçek dostlukla mı, yoksa Irak harekâtı için istenen somut askeri lojistik destekle mi ilgisi olduğu tartışılmaya değerdir. Tabii bir de, Kıbrıs'ta Türkiye'ye, Türklere ve Denktaş'a rağmen çözüme 'yeminli' Lord Hannay'in kişiliğinde billurlaşan, ama şimdilik başarısız kalmış gözüken 'dava' mı etkili olmuştur?
Allaha şükür İngilizcemiz de, aklımız da, bir futbol maçından çok daha yalın biçimde anlaşılacak şekilde cereyan eden Kopenhag zirvesini okumaya yeterlidir. Bütün bunların ışığında, insan sormadan edemiyor:
Sahi, biz aynı maçı mı izledik?