Britanya ve 'emperyal' geçmiş

"Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler..."

Osmanlıcadan günümüze kalan ölümsüz alıntılardan birinde, 18'inci yüzyıl Divan şairi Ragıb Paşa ne güzel söylemiş:
"Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler..."
Türkçesiyle, "Çingenenin yiğidi, cesaret gösterisi yaparken, istemeden, hırsızlığı ile övünürmüş..." gibi tercüme edebilirsiniz.
Uzun süredir, global pek çok sorundan söz ederken Britanya'ya yönelttiğimiz bir suçlama, bizzat Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ağzından dile getirildi. Özetle söylersek, "Dünyanın bugünkü bazı bölgesel sorunlarının temelinde, Britanya İmparatorluğu'nun sömürgeci döneminden kalan hatalar yatmaktadır. Britanya İmparatorluğu'nun eski (emperyalist-sömürgeci) politikaları, 21'inci yüzyıla girerken hâlâ çıban başı olan bu sıcak sorunların başlıca müsebbibidir..."
Gençlik, öğrencilik yaşlarından beri 'asi' kişiliğiyle ünlenen ve politikaya da daha o yaşlarda atılan, 1960'lı 1970'li yılların 'devrimci' çocuğu Straw, zirvede politika yaptığı bugünlerde de, bu huyunu devam ettiriyor görüntüsü içinde. Sol çizgisiyle tanınan, saygın haftalık siyasi
dergi New Statesman'ın son sayısına verdiği mülakatta özetle diyor ki:
"Hindistan'da, Pakistan'da çok ciddi hatalar yaptık. Keşmir'de olanları
kolay kabullendik. 1.5 yüzyıl boyunca Afganistan'da üstlendiğimiz rol, pek
onurlu sayılmaz. Irak'ın sınırları da, Britanya tarafından çizilmişti. Balfour Deklarasyonu ve kapalı kapılar ardında hem Filistinlilere hem de İsraillilere verilen güvenceler, birbiri ile çelişiyordu.
Tarihin, ilginç ama bizim için tam olarak şerefli sayılamayacak bir dönemiydi." Ardından da Afrika'da sömürgeci geçmişte yapılan bazı hatalara da (Rodezya -ya da- Zimbabwe örneği) ima yoluyla göndermede bulunuyor.
Kendisinden önce bu makamda oturan, yani Birinci Blair Kabinesi'nin
Dışişleri Bakanı Robin Cook'un 'Etik dış politika' sloganını pek sahiplenmiyor, ama ona göre Britanya'nın bugünkü çizgisi 'demokratik sosyalist' bir çizgi. 'Aktif biçimde, dünyayı daha barışcıl ve
müreffeh bir yer haline getirmeye yönelik, en önemlisi de uluslararası hukukun üstünlüğünü tesis etmeye yönelik' politikalar.
Bayağı 'asil' ve 'kötü geçmişi inkâr' temelinde ve dahi 'şerefli' bir çizgi gibi görünüyor. Hakkını da teslim etmek gerekirse, geçmişi açık yüreklilikle eleştiriyor.
Ama, keşke...
İşte burada, bir dizi 'keşke'ler akla geliyor:
Keşke, dünyayı nükleer bir savaşın eşiğine getirecek Hindistan-Pakistan çatışmasında her iki tarafa da, özellikle de Hindistan'a muazzam miktarlarda silah, uçak ve mühimmat satmıyor olsaydınız.
Keşke, Ortadoğu'da kangren haline gelmiş İsrail-Filistin anlaşmazlığında
atılan her adımın önüne duvar çeken ABD'nin kuyruğundan gidip, arada bir yaptığınız utangaç çıkışları bile ağzınıza tıkayan Yahudi lobisi ve Washington şahinlerine teslim olmasaydınız ve İsrail'e F-16 satışlarında yaptığınız gibi, yangına benzin bidonuyla gitmeseydiniz.
Keşke, bir yandan 'uluslararası hukuk' ve adil çözüm söylemine sarılır görünürken, garantörü olduğunuz Kıbrıs'ta bir yandan Rumları uzlaşmazlığa teşvik edip, bir yandan da 'Türkler inatçılık ediyor' aymazlığıyla sorunu bugünlere getirmeseydiniz ve bugünkü dayatmacı 'sözüm ona çözüm planı'nın muharriri sizler olmasaydınız.
Keşke, Irak konusunda her türlü uluslararası hukuk normlarını ayaklar altına alıp, ABD'nin kucağında 'Ya bizim tasarı ya ölüm' hatta 'Biz ne diyorsak o' türünden bir saldırgan politikaya 'yazılmasa'ydınız. Uluslararası hukukta 'elinde sopa ile, beğenmediğiniz rejimi değiştirme' maddesinin hangi sayfada yazdığını bizlere gösterebilseydiniz.
Ve keşke sayın Straw, 1997'den beri, Irak, Kosova, Sierra Leone, Afganistan, Sudan saldırılarına sorgusuz sualsiz katılmasaydınız. Washington ile kurduğunuz, 'The Bad Duo'nun (İkili kabadayı çetesi) üyesi olmasaydınız.
O zaman, ne kadar da inandırıcı olurdunuz...