Clinton günah çıkardı

İngilizlerin siyasal takvimi, başka uluslara göre fazlaca 'programlı'dır. Yazın, parlamentoyu tatile soktuklarında, siyasetin hiç olmazsa birkaç aylığına unutulduğu ve 'silly season' (aptal mevsim) dedikleri, genelde siyasetsiz bir döneme girerler.

İngilizlerin siyasal takvimi, başka uluslara göre fazlaca 'programlı'dır. Yazın, parlamentoyu tatile soktuklarında, siyasetin hiç olmazsa birkaç aylığına unutulduğu ve 'silly season' (aptal mevsim) dedikleri, genelde siyasetsiz bir döneme girerler.
Ardından siyasi partiler eylül sonundan başlayıp yıllık olağan kurultaylarını yapar. Ve nihayet parlamento, hükümdar tarafından törenle açılır ve hükümdarın bu törende hükümet programını okuması ile yasama yılı başlamış olur.
Bizdekinden farklı olarak, hizip kavgaları, hamasi nutuklar arasında değil, buram buram siyaset ve program konuşulan gerçek siyasi toplantılar şeklinde geçen kongrelerin bu yıl en ilginci (bugün başlayan Muhafazakârların Kongresi'nde Edwina Currie, Margaret Thatcher ile yaşadığı gizli aşkı açıklamazsa) İşçi Partisi'ninkiydi. Sendika kökenli delegelerin önderliğinde Başbakan Tony Blair'i mahçup ve mağlup eden oylamaların yapılmış olmasından değil. Bir süper devletin eski başkanının uzun bir konuşma yapması ve hem kendi ülkesindeki iktidar, hem de ziyaret ettiği ülkedeki muhalefetle alay ederek, adeta bu ülkenin iç politikasında 'taraf' görüntüsü vermesinden dolayı.
Bill Clinton'dan sözediyorum... Eski Demokrat başkan, dünya sorunları üzerine adeta 'ders' verdiği konuşmasında hemen herkese vurdu. Bush'a, Saddam'a, Cumhuriyetçilere, İngiliz Muhafazakârlara 'sağlı sollu' girişti. 1997'de yine teamülleri yıkarak, seçilmesi için açıkça destek verdiği 'Buddy'si, Blair'i ise öve öve bitiremedi.
Clinton'ın 'tarihi Blackpool Nutku'nda en çok alkışlanan bölüm, Irak konusunda 'ne şiş, ne de kebap' içerikli bölümdü. Saddam'a karşı 'ne kadar kararlı' olunması gerektiğini söylerken ABD kamuoyu ve Beyaz Saray'a ters düşmemeye özen gösterdi. Savaş'ın 'ancak tüm diplomatik yollar denendikten sonra çıkarılmasını' vaaz ederek, 'kötü polis' imajı çizen Bush'a göre, Blair'in 'iyi polis' rolünü perçinledi. "Savaşı hangi üstün teknoloji ürünü ve hassas silahlarla yaparsak yapalım, masum insanlar ölür. Ben yaptım, biliyorum" diyerek de, vicdanını sözümona akladı.
Şu sıralar Blair'den nefret etmeye bayılan parti tabanı, Clinton'ı bağrına bastı. O konuştukça coştular, kürsüden indiğinde de kimileri öpücüğe boğdu. Herkes imza almaya çalıştı.
Heyecan yatıştığında, tek süper gücün 1993-2001 yıllarında sekiz yıl dünyayı yöneten başkanının Irak konusunda neler yaptığını herkes düşünmeye koyuldu. 1993'te Irak'a karşı 'daha yumuşak politika izlenmeye başlanmasını' isteyen o değil miydi? Ama, şimdilerde 'işe yaramadığını' söyledikleri yaptırımları ısrarla uygulamada tutan ve kendi Dışişleri Bakanı Albright'ın deyimi ile "Yüz binlerce Iraklı çocuğun ölümüne bile değer" sayılan bu yaptırımları kaldırmayan o değil miydi? 1999'da Blair ile birlikte Bağdat'a bomba yağdıran, ama bunu bugün adres gösterdiği 'BM'ye rağmen' yapan da o değil miydi?
Peki Clinton, iktidarı süresince Irak sorununu açmaza soktukça, Washington'daki şahinlerin savaş iştahının kabardığı ve sonuçta iktidarı ele geçirir geçirmez, 11 Eylül'ü de basamak yapıp bugünkü ortamı hazırladığı da gerçek değil mi?
Hükümdar adayı ve hükümet
Geçen haftanın Irak koşuşturmacası ve eski Başbakan John Major'ın aşk öykülerinin ifşası nedeniyle gürültüye giden en önemli tartışması, tahtın vârisi Prens Charles'ın 'siyasete burnunu sokması'ydı. Asıl hükümdar olan annesini aşarak, yıllardır hemen tüm bakanlıklara mektup yazarak fikir ve eleştirilerini yönelttiği ortaya çıkan Galler Prensi, çevre sorunlarından ekonomiye ve kültüre kadar pek çok konuda bakanlara adeta 'fırça' atan bir üslupla mektuplar kaleme almış. Etkili çevrelerde 'Kara Örümcek' diye anılan mektuplar, parlamenter monarşinin geleneksel 'kibarca bir arada yaşama' ilkesini yine 'kibarca' zedelemeye başlamıştı. Son mektubunda, tilki avını yasaklamaya kalkışan hükümete "Kırsal kesim insanlarına yapılan, siyahlara ve eşcinsellere yapılsa dünya ayağa kalkardı" diyerek pot kırmıştı. Saray ile hükümet arasındaki nazik ilişkilerin üzerine
'sirke' döken bu olayı unutturmak için şimdi hem Downing Street hem de 'taht sırası beklemekten sıkıldığı' anlaşılan Prens hazretleri yoğun çaba harcıyor.