Gelen yıl, gideni aratır mı?

Hani, 'Keşke uçağı kaçırsa da gelemese' diye bekle(me)diğiniz misafirler vardır ya... Veya telefon edip, 'İşim çıktı gelemiyorum' demesi için dua ettiğimiz kişiler...

Hani, 'Keşke uçağı kaçırsa da gelemese' diye bekle(me)diğiniz misafirler vardır ya... Veya telefon edip, 'İşim çıktı gelemiyorum' demesi için dua ettiğimiz kişiler... 2003'ü de öyle bekliyorum. Bol Saddam'lı, bol Ortadoğulu yazılarla dolu, bolca Tomahawk'lı, Stealth'li, F-16'lı, F-18'li, AWACS'lı, kanlı, cenazeli, kısacası kapkara, acı ve utanç dolu bir yıl kapıda...
Bu yüzden, bir gün kala, 'gelenektir' diyerek Britanya'nın geçen 365 gününe bakalım, dilerseniz...
Geçen bir yıl boyunca tüm gözlerin, özellikle bir kişinin üzerinde olacağı zaten belliydi. O, ülkenin en önemli en güçlü kişisiydi. Adı üstünde:
'hükümdar'dı.
Kraliçe 2'nci Elizabeth, tahta çıkışının 50'nci yıldönümünü kutlayacak ve 'illa ki' tebası ile denizaşırı topraklarda yaşayan sömürge halkları da, bu kutlamaya katılacaktı. Ama, tüm sevinci ve kıvancı kursağında kaldı. Önce, uzun süredir ağır hasta olan kızkardeşi Prenses Margaret'i şubatta yitirdi. Cenazede, en az Majesteleri Kraliçe kadar üzgün ve bitkin bir kadın daha vardı. Herkesin 'gidici' gözüyle baktığı, Ana Kraliçe Elizabeth. Herkes, siyah giysiler içinde ve gözyaşlarına boğulmuş
101 yaşındaki bu efsane kadının da, yedi haftalık ömrü kalmış olduğunu 30 Mart günü anlayacaktı.
Kraliçe'ye, sonradan yine de hayli görkemli geçen 'Altın Jübile' kutlamalarını zehir eden bu iki cenaze, 2002'ye damga vuran en önemli iki olaydı. Britanya, bir yıl boyunca yine kaçırılan ve iğfal edilerek öldürülen minicik yavruları ve bu gibi olayların önlenmesi için etkin önlem alamayan hükümetin beceriksizliğini konuştu. Bir yandan da düzinelerle çocuk pornocusunun yakalanıp durduğunu gösteren televizyon haberlerini.
Siyasette, vaatlerinin hiçbirini 'tutamadığı' ortaya çıkan bir hükümeti ve bizim 'aslan sosyal demokratlar'a rahmet okutacak kadar beceriksiz, kişiliksiz, programsız ve bölünmüş 'aslan muhafazakâr' muhalefeti ibretle izledik.
Blair'in 'Yeni İşçi Partisi'nin adının karıştığı siyasi skandal ve yolsuzluklar, muhafazakâr iktidar dönemini aratmadı. Başbakanın eşi Cherie'nin bile, bir emlak alımı olayında 'gıllıgışlı' işlere karıştığı ortaya çıkınca, hükümet sözcüleri bin bir takla atarak medyayı kandırmaya çalıştırlarsa da, her yalanda daha da battı.
Kamu işçilerinden yükselen 'zam' feryatları, euro'ya geçilip geçilmeyeceği konusundaki referandum için hâlâ işaret veremeyen hükümetin şaşkınlığı, Avrupa(!)'daki en güçlü 'kanka'ları Berlusconi ve Aznar ve hatta R.T. Erdoğan olan Blair'in, Bush'un kucağında çizdiği hazin tablo da, 2002'nin göze batan renkleriyle bezenmişti.
Futbolda zaten her zaman olduğu gibi, 'Arjantin'e attığımız gol ne güzeldi, değil mi'nin ötesine geçemeyen bu ülkenin Dünya Kupası hüznü de, TV ekranlarını siyaha boyamaya yetti.
Anlayacağınız, Britanya buruk bir tatla uğurluyor, 'Tanrı Kraliçe'yi Korusun!' diye geçen bir yılı...
PC'nin 'suyu'nu çıkarmak
İngilizcedeki 'political correctness' kavramını, Türkçe'ye çevirirken, henüz tam bir karşılık bulamadık ama, ben 'siyaseten doğruculuk' diyorum. Kimi zaman 'abuk'luk çizgisine düşen, sözüm ona azınlıkları ya da dezavantajlı durumda olanları koruma adına, yetkililerin ya da kerameti kendinden menkullerin uygulamaları ve koydukları yasaklar bunlar. 'Kör'e, 'görme özürlü', 'sağır'a 'duyma özürlü', zenciye 'Afrikalı-Amerikalı' denilince, dünyanın düzeleceğini sananlardan söz ediyorum. Son örneği de, bu topraklardan...
İngiliz Kızılhaç'ı, yardım toplanan ve yardım amaçlı satış yapılan dükkânlarında, bu yıl Noel süslemelerini yasakladı. Gerekçesi: Diğer dinlerden insanlara saygısızlık edilmiş olmasın... Kızılhaç'ın bu abukluğuna en anlamlı yanıt, Britanya Müslüman toplumunun önemli şahsiyetlerinden Lordlar Kamarası üyesi Lord Ahmed'den geldi: "İslam dini, diğer dinleri de Allah dini kabul ettiğinden, Hıristiyan geleneklerinin yaşatılmasından bir rahatsızlık duymaz. Hele hele, hakaret olarak hiç kabul etmez. Burası Hıristiyanların çoğunlukta olduğu bir ülke. Niye rahatsız olalım ki?"
Her şeye rağmen, herkese mutlu yıllar!