'İnsan' var, 'insan' var...

Yaşadığımız günlerin, ayların ve yılların tarihini ileride kaleme alacak olanların en çok kullanacağı sözcükler arasında, 'terör', 'silah', 'savaş',</br>'saldırganlık', 'caydırıcılık', 'diktatörlük', 'demokrasi', kadar, 'hukuk'...

Yaşadığımız günlerin, ayların ve yılların tarihini ileride kaleme alacak olanların en çok kullanacağı sözcükler arasında, 'terör', 'silah', 'savaş',
'saldırganlık', 'caydırıcılık', 'diktatörlük', 'demokrasi', kadar, 'hukuk' ve 'insan hakları' da önemli bir yer tutacak. Bugünlerin hükümetleri, parlamentoları ve mahkemelerinin, miras bırakacakları 'tarihsel malzeme'nin
harcını, insan hakları ve hukuk alanında alınmış kararlar ve çıkarılmış yasalar oluşturacak.
İşte, 11 Eylül sonrası 'yeni dünya orman yasaları'na Britanyalıların yaptığı önemli bir katkıyı, sıcağı sıcağına tarihçilerin dosyalarına iliştirmek gerekiyor. Geçen haftanın Saddam'lı, BM'li, Avrupalı,
Çeçenli gündeminde kaynayan bir mahkeme kararına dikkat! Takvimler, 25 Ekim Cuma 2002'yi gösterirken, İngiliz Temyiz Mahkemesi aynen şu kararı aldı:
'İnsanlar, haklarında dava açılmadan, hiçbir somut şey ile suçlanmadan, süresiz gözaltında tutulabilir'.
Yanlış okumadınız. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel metinlere (AİHS madde 5) taban tabana ters düşen, '3. sınıf' rejimler bu tür şeyleri, 'akıllarından bile geçirdiğinde' haklı olarak azarlandıkları bir ilkelliği Londra'daki mahkeme aynen böyle karara bağladı.
Kararın bir ayrıntısı vardı: 'Eğer bu insanlar, yabancı ülke vatandaşı iseler...'
Yani, insan haklarından söz ederken, 'insan var, insan var...' gibi bir çifte bir standart getiriliyordu. 11 Eylül sonrası Britanya'nın apar topar çıkardığı terörle mücadele yasaları kapsamında, sınır dışı edilemeyen, ancak varlıkları 'toplumsal ve ulusal güvenlik açısından risk taşıyan' şüphelilerin bir suç işlememiş olsalar da itiraz hakkı olmadan, üstelik savcı ya da yargıç önüne çıkarılmadan, süresiz gözaltında tutulabilmeleri karara bağlanmış oldu.
Yabancı ülke vatandaşı 10 kişinin yaptığı itirazı Temyiz Mahkemesi'nde savunan avukat Shami Chakrabati'yi, "Bir hukukçu olmaktan hiç bu kadar utanmamıştım" diye isyan ettiren bu kararın gerekçesinde, dünya çapında hukukun ve hukukçuların yüzlerine bir şamar gibi inen şu cümleler de yer aldı:
"Yabancı ülke vatandaşlarına farklı bir hukuk uygulanması doğaldır. Bir ülkede, toplumun güvenliği açısından olağanüstü bir durum belirmişse, durum tespiti ve neyin yapılması gerektiğine ilişkin, yürütme organının mahkemelerden daha yetkin olduğunu, hukukun kabullenmesi lazımdır"
Kararda imzası bulunan yüksek mahkeme üyesi başyargıç Lord Woolf, bir hafta önce 'AİHM kararlarının bağlayıcı olmadığı, sadece istişari önem taşıdığı' anımsatmasını yaparak zemini hazırlamış , "Benim yargıcım, ülkemin koşullarını herkesten daha iyi değerlendirir," demişti.
Şimdi merak edilen, Avrupa'nın insan hakları standartlarını saptayanlar ve bunun uygulayıcılığını yapanların Britanya Yüksek Mahkemesi'ne nasıl tepki vereceği. Bir de tabii, ileride başka ülkelerin 'insan var, insan var...' demeye cüret eden mahkemelerinin kararlarına karşı nasıl tavır alacakları?..
Ünlüler ve ünsüzler
Geçen hafta, '100 British Büyüğü' anketinde ilk 10'a girenleri ve bu ülkenin değerlendirme ölçütlerine göre, Prenses Diana'nın yüzlerce sanatçı, bilim adamı ve ulusal kahramanını (hatta Kraliçe'yi) sollayarak zirvedekiler arasına girdiğini aktardık. Alın size, daha korkunç bir anket: Saddam Hüseyin adlı yabancı ülke liderini tanıyanların oranı sadece yüzde 25 çıktı. (Saddam'a karşı harekâtı destekleyenlerin oranı şimdilik yüzde 43, ama olsun...) Çoğu İngiliz'in, resmini gördüğünde "Şu kötü
adam değil mi? Neydi ismi? Dur bakiim, hatırlayamadım şimdi"
dediği Saddam'dan vazgeçtik. Kabinedeki bakanlardan bir tanesinin bile ismini bilmeyen İngilizlerin oranı yüzde 40'a varıyor.
Buna mukabil, televizyonların en çok reyting alan dizisi 'Eastenders'ın önde gelen karakterlerinden birini mutlaka tanıyanların oranı yüzde 50'yi geçiyor.