'Le Kavga' veya 'The Kavga'

Bizler, böyle şeylere alışkın bir ulusun fertleri olduğumuzdan, fazla yabancı gelmedi. 'Klasik ve bayat numaralar...' deyip geçtik. Bıyık altından güldük. Hani şu 'Başbakan, filanca ülkenin lideri ile baş başa görüşürken masaya yumruğunu öyle bir vurdu ki...' haberlerinden söz ediyorum.

Bizler, böyle şeylere alışkın bir ulusun fertleri olduğumuzdan, fazla yabancı gelmedi. 'Klasik ve bayat numaralar...' deyip geçtik. Bıyık altından güldük. Hani şu 'Başbakan, filanca ülkenin lideri ile baş başa görüşürken masaya yumruğunu öyle bir vurdu ki...' haberlerinden söz ediyorum. Ya da 'falanca zirvede, ölürüm de taviz vermem tavrı ile, masadaki muhataplarına kök söktürdü...' haberlerinden.
Geçen hafta başında Downing Street 10 numaradan medyanın kulağına
'üflenen' habere bakılırsa, İngilizler de bu tür ucuz siyasi numaraları öğrenmiş. Aslında Margaret Thatcher devrinde de zaman zaman yaparlardı. Bu kez olay, Tony Blair ile muhatabı Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac arasında Brüksel'deki gayriresmi AB zirvesi sırasındaki ikili görüşmede çıkmıştı. AB içindeki tarım sübvansiyonlarının 'kan revan içinde' tartışıldığı bir sırada, Fransız muhatabının Almanlarla kapı aralığında anlaşarak İngiltere'yi devre dışı bırakmasına öfkelenen Blair, (Başbakanlık basın sözcüsünün aktardığına göre), Chirac'a öyle 'sert yapmış' ki, Messieurs Le President, "Çok kaba konuşuyorsun. Benimle, bugüne kadar kimse böyle konuşmadı" diye karşılık vermiş.
Bir İngiliz yazarın söylediğine göre, 'Madam Chirac'ı tanıyanlar, Blair'in mösyö Chirac'a karşı kullandığı üslubun gerçekten de feci olduğuna kanaat getiriyor'du.
İngiliz basınında matrak Fransızca başlıklarla 'Le Row' (The Kavga) diye aktarılan bu tartışmanın Blair'in ofisi tarafından 'hınzırca' yansıtılmasının mizahi yanı bir tarafa, olayın derininde, AB içindeki ciddi güç mücadelesinin işaretleri yatıyor.
Her ne kadar, Alman Şansölyesi Schröder, seçim sonrası geleneksel Paris ziyaretini atlayıp seçimde kendisine büyük destek veren Blair'i görmeye geldiyse de, Fransız-Alman ekseninin yeniden canlanması demek olan bu yeni durum, AB içindeki kavganın alevlenmesi anlamına geliyor. AB'nin Ortak Tarım Politikası'nın (CAP-Common Agricultural Policy) geleceği konusunda anlaşan Chirac-Schröder ikilisi, Blair'i öfkelendirmekle kalmadı, genişleme ve yeniden yapılanma (Nice Sözleşmesi'nin en önemli ayağı) sürecinde de, güç dengelerini önemli ölçüde berraklaştırmanın adımını attı.
Tüm bunlara, Avrupa Konvansiyonu Başkanı 'yaşlı kurt' Valery Giscard D'estaing'nin (üstelik İngiltere Dışişleri Bakanı'ndan iki hafta sonra ve ona nazire yaparcasına) yeni 'Avrupa Birleşik Devletleri' anayasa taslağını ortaya atması eklenince, Blair'in 'Le Kavga'da savurduğu 'kaba' sözlerin nedeni daha iyi anlaşılıyor. İngiltere Başbakanı, 'CAP konusunda Alman-Fransız ortak politikasının Birliğin yeni üyeleri, gelişmekte olan ekonomilere zararı' tezine sarılarak, bir anlamda tribünlere oynasa da, daha 'ağır Avrupalı' Berlin ve Paris yönetimleri pek etkilenmiyor.
O Blair ki, bir yandan 'Avrupa'nın bağrında ve hatta direksiyonunda bir İngiltere' muhabbeti yaparken, bir yandan hala euro konusunda kararsızlığını sürdürüyor. Hemen her konuda, 'Durun bakalım bir genişleyelim de..' diyerek AB'nin hızını kesmekle suçlanıyor. AB'nin 'derinlemesine' (yani güçlenmesi) değil, 'enlemesine' (sadece boyut olarak) büyümesinin bayraktarlığını yapıyor. (Türkiye'ye hararetli desteğin altında yatan nedeni merak edenlere...)
Ve yine o Blair ki, Avrupa Komisyonu ya da Konvansiyonu'nun, ya da Avrupa Birleşik Devletleri'nin en tepesindeki koltuğa kişisel olarak talip olduğu söylentilerini garip biçimde, hiç 'yalanlamıyor'.
Kıta Avrupası'nın güçlü ortakları, Londra'yı müstehzi bir gülümseme ile izlerken, herkesin merak ettiği konu, Kopenhag zirvesinde masaya
oturulurken, liderlerin geleneksel dostluk gösterileri, ayaküstü
şakalaşmalar ve birbirine dostça dokunma numaraları esnasında, Chirac
ile Blair'in korumalarının duruma hâkim olup olamayacağı...