Özel ilişki, böyle günde...

Başbakan Tony Blair, daha açık dile getiremezdi, Atlantik aşırı 'çok özel' ilişkiyi. "Dostluğumuz için gereken bedeli, zamanı geldiğinde kanımızla bile öderiz" dedi.

Başbakan Tony Blair, daha açık dile getiremezdi, Atlantik aşırı 'çok özel' ilişkiyi. "Dostluğumuz için gereken bedeli, zamanı geldiğinde kanımızla bile öderiz" dedi.
Bu işin, öyle herkesin sandığı gibi, 'ABD'nin süs köpekliği' olmadığı', tam tersine 'mermiler havada uçuştuğunda, delikanlılık gereği olduğunu vurguladı.'Mermi' muhabbeti tam delikanlı ağzı..
2. Dünya Savaşı'nda Avrupalılarla faşizm belasına karşı omuz omuza savaşan, Soğuk Savaş döneminde yine yüz binlerce askerini 'kızıl tehdit'e karşı dostlarının emrinde hazır bekleten ABD'ye karşı, kuşkusuz bir 'şükran borcu' vardı. George W. Bush, neredeyse gözleri yaşararak konuğunu "İşte, en sadık dost ve müttefikimiz" diyerek sunuyordu Amerikalılara...
Ve bu dostluğun bir nişanesi olarak, tarihin en büyük devlet adamları arasındaki Sir Winston Churchill'in büstünü, oval ofisteki masasının kenarından ayırmıyordu. Bugünlerde de, esas olarak Churchill'i konu alan bir tarih kitabını başucundan eksik etmiyor. Sadece Bush değil, yönetiminin belli başlı tüm isimlerinin başucu kitabı olduğu belirtiliyor bu eserin.
Yazarı: Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi, savaş tarihçisi Profesör
Eliot Cohen. Adı: 'supreme command' (Yüksek Komuta Kademesi)...
Kitap, Sir Winston Churchill'den Abraham Lincoln'e, David Ben Gurion'dan Georges Clemenceau'ya, 'çelik gibi dirayetli' savaş dönemi liderlerini konu alıyor ve biraz da Clemenceau'nun, ünlü "Savaş, generallere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir" düsturuna methiyeler düzer nitelikte, eski ile şimdiki dönem arasında paralellikler kurmaya çalışıyor.
İşte, Rumsfeld'in son nutuklarındaki Churchill analojileri, bundan kaynaklanıyor. 'Churchill ne demişti? Hitler'e karşı ne yapmıştı? Churchill olsaydı...' yollu göndermelerle, Britanya'daki savaş karşıtı lobiye, süblime bir 'Atalarınızdan utanın' mesajı gönderiyor. Kendi
generalleri ve 'güvercinlerine' de, 'Bırakın mızlanmayı, Yürüyün cenge!' mesajı biraz da...
Tabii, 'anne tarafından' Amerikalı sayılan Sir Winston'ın kahramanlığından pay çıkarmak da olabilir bunun ardında. Churchill'in tarihi hataları, Amerikalılar hakkındaki gerçek duyguları, Hitler ile Saddam'ın karşılaştırmasındaki abukluk filan ayrı tartışma.
Bush ve şahinleri, Churchill'in 'öğreti'sini nasıl hayata geçirecek bilinmez. Ama Blair'in, kendinden önceki Downing Street 10 numara sakinleri Sir Winston ve Demir Lady Thatcher gibi tarihe geçmek, en önemlisi de, 'özel dostluk' çerçevesinde Beyaz Saray'da iz bırakmak gibi bir amacı olduğu kesin.



Bizimkilere rahmet okutuyorlar
Britanya ekonomisinin hali, üstünüze afiyet fena sayılmaz. Ama bu halkın
parayı idare etmek ve harcamaktaki yetkinliğine dair güçlü kuşkular var.
Londra'dan İskoçya'ya, Glasgow'a uzanan Batı Kıyısı Ana Tren Hattı'nın bakımı için 1999'da öngörülen maliyetin 2 milyar sterlin olduğu, ihmal edilen bu bakımın bu yıl 10 milyara yükseldiği açıklandı. Komşu Fransızların ise aynı paranın tam dörtte biri, yani 2.5 milyar sterline Lyon'dan Marsilya'ya uzanan, saatte 300 km. hızla giden yeni bir hızlı tren hattı kurduğu biliniyor.
Yine, yılan hikâyesine dönen, Londra'nın Wembley Stadı'nın restorasyonu 1999'da 475 milyon sterlin hesaplanıyordu. Şu anda aynı işin maliyeti 715 milyon sterlin. Fransızlar, medar-ı iftiharları Stade de France'ı
kaça yapmıştı? Sadece 266 milyon sterline..
Ekonomi iyi diyorduk ya... Para da 'görece' bol ya... Hani kasap yağı bol
bulunca, oraya buraya sürermiş.